Art Workers Coalition İncelemesi

Art Workers Coalition 1969 yılında Vietnam Savaşı’na tepki vermek amacıyla bir araya gelen ama aslında beraberinde çok daha fazla konuyu gündeme taşımayı düşünen bir topluluktur. Topluluğun bir araya gelmesinde Vietnam Savaşı önemli bir yer tutar. 1969 yılında Amerikan basınına yansıyan bir habere göre; 16 Mart 1968 tarihinde Amerikan askerleri Vietnam’ın My Lail beldesinde yaşayan, içerisinde kadın ve çocukların da bulunduğu 504 sivil vatandaşı katletmişti. 1969 yılında duyurulan bu haberden sonra savaş karşıtı eylemler son derece yoğunlaşmaya başladı. Kronolojik olarak inceleyecek olursak ilk olarak 14 Kasım 1969’da Central Park’da binlerce kişinin katıldığı bir eylem gerçekleşti. Ertesi gün ise Washington’da tarihin savaş karşıtı en kalabalık gösterisi olarak bilinen gösterisi gerçekleşti. 18 Kasım’da ise kendilerini GAAP (Guerrilla Art Action Group) olarak adlandıran bir grup sanatçı MoMA’da bir eylem düzenledi.

MoMA’da düzenlenen eyleme ayrıca değinmek Art Workers Coalition’ı anlamamıza da yardımcı olacaktır ve bu noktada Art Workers Coalition’nin de MoMA’yı hedef aldığını da belirtelim. MoMA (Museum of Modern Art) ’da Rockefeller ailesi sözü geçen mütevelli heyeti üyeleri arasında yer alıyordu. Bu aile aynı zamanda ABD siyasi hayatı ve dış politikalarında da etkin rol oynayan bir aile olarak biliniyordu. Zaten müzede böylesine siyasi duruşu olan bir ailenin etkin rol oynaması başlı başına bir sorun teşkil ediyor. Savaş karşıtı eylemlerin düzenlendiği 1969 yılında MoMA’nın hedef olması şaşırtıcı değil. 18 Kasım’da MoMA’da GAAP isimli grubun gerçekleştirdiği eylemde Vietnam Savaşı’ndaki My Lail katliamına atıfta bulunan bir performans sergilendi. Sanatçılar MoMA mütevelli heyetinde yer alan Rockefeller ailesine mensup tüm isimleri istifaya çağırdı ve ailenin Vietnam Savaşı ile olan bağlantısını açıkça anlatan bir metni dağıtmaya başladılar.

MoMA’da uygulanan politikalar da Art Workers Coalition’nın önemli sorunlarından birini teşkil ediyordu. MoMA 1953 yılına kadar geçmiş yıllarda bünyesine edindiği eserleri satın alarak sergileyebilecekti. Bu durum müzenin sanat trendlerini takip edebilmesini ve çağdaş sanata önem vermesine yardımcı oluyordu. 1953 tarihinde ise bu anlaşma feshedilmiştir. MoMA elden çıkarmaya karar verdiği eserleri dahi satın almak durumunda kalmıştır. Böylece belirli bir kapasiteye sahip olan MoMA artık hiçbir sanat eserini bünyesine katamayacağını, sadece belirli üstünlüklere sahip başyapıtların müzeye katılacağını duyurdu.

Art Workes Coalition topluluğunun dile getirdiği bütün sorunlar aslında burada yer almaktadır. MoMA politikasındaki eksiklikleri ve yanlışları inceleyecek olursak öncelikle sanatın içine ekonomik çıkarların dahil edildiğini görüyoruz. Müze sanat adına kabul edilemeyecek sebeplerden ötürü koleksiyonunu yenileyemiyor ve kendini yeniliklere kapatıyor. Sanat oldukça dinamik bir olgudur, var olanı her zaman korumanın yanı sıra yenilikler kabul edilebilmelidir fakat artık MoMA yeniliklere neredeyse tamamen kapalı diyebiliriz. Belirli üstün nitelikli eserlerin müzeye katılabileceği belirtiliyor bu noktada da aslında başka bir problem yer alıyor. Sanat eserlerinin üstünlüğüne nasıl karar verilebilir, nitelikleri veya nicelikleri neye göre ayrılabilir oldukça tartışmalı. Üstelik insanların sanata katılımı oldukça önemli bir durumken bu üstün nitelikli seçicilik de üretkenliği baltalayan bir unsur olabilir. İnsanlar sanatlarının geniş kitlelere ulaşması adına “üstün” olarak adlandırılan nitelikleri ön plana çıkartmak adına sanat için sanat anlayışından uzaklaşabilirler. Müzeye katılacak eserlerin nitelikleri konusu aslında Art Workers Coalition’ın dile getirdiği bir başka sorunu da gündeme taşıyor. Topluluk, sanat eserlerinin kendine yer edinebilmesi konusunda din, dil, ırk ayrımı yapılmadan bütün sanatçıların desteklenmesini dile getiriyor.

Konu sanatçılara gelmişken Art Workers Coalition’ın dile getirdiği bir diğer sorun ise sanatçıların ve koleksiyonerlerin eserleri üzerinden söz sahibi olması durumu. MoMA bünyesindeki eserlere bir sanat eseri olmasından ziyade kendi ürünü gibi davranıyor. Böylece, sanatçılar günümüzde telif hakkı diyeceğimizin sistemin gerekliliğini de dile getirdiler. Art Workers Coalition öncülüğünde MoMA bünyesindeki Profesyonel ve İdari Personel Birliği’ne “Sanatçıların Saklı Tutulan Haklarını Devir ve Satış Sözleşmesi” dayatılıyor. Sanatçıların haklarını koruyan bu sözleşme eser satışından elde edilen kardan belirli bir yüzdenin sahiplerini ödenmesini ve hayatta olan sanatçılar adına vakıf fonu oluşturulması oluşturulmasını dile getiriyordu.

Art Workers Coalition sanat ve sanatçıları savunurken sanata erişim konusunda da pek çok önemli konuya değiniyordu. Dönemin bazı sanat eleştirmenleri, eserlerin siyah-beyaz fonlarda gri bir ortamda sergilenmesini topluluk bir araya gelmeden önce de eleştirmeye başlamıştı. MoMA ve daha pek çok müze insanlar için kasvetli bir ortamı andırıyordu. Hatta bazı eleştirilerde müzelerin gri ve kasvetli havasının kiliselere benzetildiği görülüyordu. Müzelerde gittikçe tek düzelik ön plana çıkıyordu ve bu da sanatın dinamizmine aykırı bir durum teşkil ediyordu. Sanat gittikçe tek tipleşmeye başlamıştı ve ayrıca sanat sürekli zengin ve modern zümrelere hitap eden bir şeymiş gibi lanse ediliyordu. Buna bir de müzelerin giriş fiyatları ve ziyaret saatleri eklenince sanat gerçekten belirli bir grubuna hizmet ediyormuş gibi bir algı oluşmaya başlamıştı. Tüm bu yaşananlar ile birlikte sanata erişim kısıtlanıyordu. Müzeler uyguladıkları politikalar ile kendilerine bir ziyaretçi portfolyosu belirlemişlerdi.

Art Workers Coalition ise sanatın kesinlikle belirli bir zümreye ait olamayacağını dile getiriyordu. Sanat erişime açık olmalıydı; müzelere giriş ücretsiz olmalıydı ve ziyaret saatleri işçi sınıfının çalışma saatlerini göre düzenlenmeliydi. Sanat politik kaygılardan tamamen sıyrılmalı ve doğrudan halkla temas etmeliydi. Tüm bunların sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için de müzeleri siyasal itibarı olan insanlar değil sanatçılar yönetmeliydi.

Art Workers Coalition topluluğunun çok ses getiren eylemlerinden biri “Bebekler de” afişiyle düzenledikleri eylemdi. Üstelik bu eylemlerini Pablo Picasso’nun savaş karşıtı resmi Guernica’nın önünde başlattılar.

Art Workers Coalition’ın en çok ses getiren eyleminin afişi olan “And Babies”, 1988 yılından bu yana ise MoMA’da sergilenmektedir. Bu bağlamda Art Workers Coalition’ın ne derece başarılı olduğu, öne sürdüğü taleplerin nasıl ve ne ölçüde gerçekleştiğini değerlendirebiliriz.

Öncelikle müzelerin ve sanat mekanlarının sahiplerini değerlendirecek olursak günümüzde yine sanata destek veren kesimlerin ülkenin zengin ailelerinden oluştuğunu görüyoruz. Akla gelen ilk örnekler İstanbul Modern, Zorlu Holding, İKSV oluyor. Belirli gruplar tarafından desteklenen bu mekanlar erişim konusunda ise oldukça şeffaf. Sanat günümüzde insanların diledikleri zaman erişebilecekleri bir kavram haline gelmiştir. Müzelerin halk günleri bulunmaktadır, tamamen ücretsiz olmasa da indirim günleri bulunmaktadır. Müzekart gibi kolaylıklar sağlayan yöntemler geliştirilmiştir. Sanata erişimin kolaylaşmasına rağmen yine de sanat severlerin çeşitliliği pek fazla değil. En azından ülkemizde sanat severler hala çeşitlilik arz etmemektedir.

Art Workers Coalition’ın bir başka önemli başarısı ise sanatçıların kendilerine ve eserlerine daha çok yer bulabildikleri bir ortama kavuşması oldu. Sanatçılar eserleri üstünde söz sahibi olabiliyor, eserlerini kitlelerle buluşturma şansına erişiyorlar. Üstelik sanat eserlerinin sergilenmesinde hiçbir ayrımcılık yapılmıyor. Kadınlar ve çocuklar sanat konusunda ayrıca destekleniyor. Sanata herkesin eşit katılımı sağlanıyor.

Art Workers Coalition, sanat konusunda başlıca problemleri savaşa karşı çıktığı günlerde dile getirdi. Müzelerin üzerindeki kirli politikaları ortadan kaldırdı. Günümüzdeki sanata katılım ve sanatın şeffaflığı bu topluluk tarafından dile getirildi. Topluluğun beklediği iyileştirmeler tam anlamıyla yerine gelmemiş olsa da günümüzde tüm etkileri gözükmektedir.