Sanatta Kadın Kimliği

Giriş

Kadınların sanata katılımı, sanat dünyası veya çevresi olarak tasvir edilen çerçevede yer alabilmesi belirli süreçler sonucunda gerçekleşmiştir. Amerikalı sanat tarihçisi Linda Nochlin, 1971 yılında yayınladığı “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok” makalesiyle tüm bu konuların ve beraberinde sanat ve kadın ilişkisinin tüm yönleriyle tartışılmasının yolunu açmıştır. Yayınlandığı dönemde oldukça ses getiren makale, aynı zamanda 68 kuşağının da yankılarının sürmesiyle feminizm değerlendirmelerini güçlendirmiştir. Türkiye’de feminizm ve kadınlık tartışmalarının ortaya çıkışı 1980–1990 yılları arasında ortaya çıkmaya başlamıştır. Dönemin bazı kadın sanatçıları feminizm anlayışını benimsemiş ve bu yaklaşımı kendi sanat çerçevelerinde değerlendirmiş, irdelemiş ve yansıtmışlardır. Bu isimleri belirtecek olursak başta Füsun Onur, Nur Koçak, Nil Yalter, Gülsün Karamustafa olmak üzere Nancy Atakan, Şükran Moral, İnci Eviner, Ayşe Erkmen ve Özlem Şimşek bu bağlamda eserler sunmuşlardır. Bu kapsamda, Ahu Antmen belirtilen isimlerin çalışmalarını da göz önünde tutarak Türkiye’de kadınların sanatsal kimliğini, kadın kimliğini, kadınların sanattaki konumunu, feminizmin sanattaki yerini inceleyen makaleler kaleme almıştır. Ahu Antmen’in “Cinsiyetli Kültür, Cinsiyetli Sanat” ve “Çağdaş Sanat Öncülerinin Kimlikleri Neden Pembe” makaleleri bu kapsamda incelenmiştir. Tüm bu okumalar doğrultusunda Nur Koçak’ın kadın kimliğine ve feminizme yaklaşımı ile birlikte eserlerindeki toplumsal cinsiyet yaklaşımları incelenecektir. [1]

Nur Koçak Kimdir?

1941 İstanbul doğumlu sanatçı, Türkiye’de foto — gerçeklik akımını ilk uygulayan sanatçılardan biridir. İlk ve ortaöğrenimini gördüğü TED (Türk Eğitim Derneği) Ankara Koleji’nde ilk resim çalışmalarını Turgut Zaim ile yapmış, daha sonra liseyi bitirdiği ABD’nin başkenti Washington’da resim öğretmeni Soyut-Dışavurumcu Leon Berkowitz (1911–1987) kendisini ‘okulunun en iyi resim öğrencisi’ seçmiştir. 1960 yılında Türkiye’ye dönünce Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’ne giren Koçak bu kurumda önce Adnan Çoker, sonra Cemal Tollu ve kısa bir süre de Neşet Günal ile çalışmıştır. 1968’de mezun olmuş, 1970’te Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı Avrupa sınavını kazanarak resim dalında uzmanlık eğitimi görmek üzere Paris’e gitmiştir. ENSBA (Güzel Sanatlar Ulusal Yüksekokulu) bünyesinde Jean Bertholle’ün (1909–1996) duvar resmine yönelik desen atölyesinde bir süre daha eğitim görmüş; bu yıllarda Avrupa’nın çeşitli müze ve galerilerini yakından izleme olanağı bulmuştur. “Fetiş Nesneler ve Nesne Kadınlar” adlı resim dizisine 1974’te Paris’te başlamıştır. Aynı yıl İstanbul’a döndükten sonra 1975–1981 arasında İDGSA (e.GSA) Yüksek Resim Bölümü’nde, 2000–2001 arasında Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. 1981’den beri serbest ressam olarak çalışmalarını sürdürmektedir. [2]

Sanatta Kadının Yeri

Sanat tarihinin çok önceki zamanlarında kadınlar sanatta üreten değil üretilen olarak yer almaktadır. Sanatçıları, eserlerini ve sanat tarihini incelerken biraz geçmişe gittiğimiz zaman erkek egemen bir sanat dünyası ile karşılaşmamız kaçınılmazdır. Erkek egemen sanat dünyasında ise üretilen eserlerde kadın objeleri, kadınlardan ilham alınması gibi durumlar karşımıza çıkmaktadır. Kadınların sanata katılımı tarihsel süreçte gelişse de, sanat dünyasında sağlam bir konuma sahip olmaları oldukça güç bir şekilde gelişmiştir.

Sanatta kadınlar ve erkekler arasında gözle görülen bir ayrışma söz konusuydu. Bunda sanatçıların tutumu, sanat okullarının yaklaşımı, eğitim ve sosyo-kültürel çevrenin etkileri görülüyordu fakat kimse bu farktan söz etmiyordu. Öyle ki 1970’li yıllara kadar kadınların sanattaki yeri hiçbir şekilde tartışma konusu haline gelmemiştir. 1970’li yıllarda ise sanattaki ayrışmayı ilk fark eden, bunu dile getiren kitle de kadınlar olmuştur.

Feminizmin gittikçe yaygınlaşması ve kadınlar arasında benimsenmesi ile kadınlar kendi kimliklerini yeniden inşa etme sürecine girmişlerdir. Bu süreçte kadın kimliği de yeniden anlamlandırılmıştır. Bu zamana kadar mevcut kadın kimliğini şekillendiren kişiler erkekler, normlar, toplumsal roller veya sosyo-kültürel çevre olmuştu. Örneğin sanat akademisinde “erkek bileği” diye bir terim mevcuttu. Başarılı bulunan bazı kadın sanatçılara “erkek bileği” olduğu ifade edilirdi ve bu bir başarı nitelemesiydi. Bu noktada yine sanat akademisini inceleyecek olursak eğitim anlayışında da erkek egemen bir durum söz konusuydu. Eğitimdeki yaklaşımlar toplumsal cinsiyet rollerinden sıyrılamıyordu ve kadınlar ikinci planda yer alıyordu. Ayrıca erkek sanatçıların eserleri sergilenme yönünden de oldukça ön plandaydı. Kadın sanatçıların eserleri sergileme ve insanlarla buluşturma şansı erkeklere göre daha düşüktü. Bu durumun sebeplerinden biri de sanat merkezlerinin, müzelerin ve diğer paydaşların kadınların sanattaki yerine karşı olan tutumuydu. Tüm bu durumlar göz önünde tutulunca kadınlar sanatsal anlamda gelişmekte zorlanıyorlardı, kendini geliştirenler ise sanat dünyasında kendilerine yer bulma konusunda olumsuzluklarla karşılaşıyorlardı. Tüm bunların sebebi mevcut kadın kimliğiydi.[3]

Belirtildiği gibi kadınlar sanatta ayrıştırıldıklarını dile getirmeye başlamış ve bu ayrışmayı feminizm anlayışının yayılmasıyla birlikte fark etmişlerdir. Kadın sanatçılar kendi kadın kimliklerini yaratmak adına girişimlerde bulunmuşlardır çünkü kadın kimliğini yaratacak olan kadınların kendisi olmalıydı. Bu doğrultuda kadınlar öncelikle sanat içerisinde cinsel bir kimlik ile nitelendiklerini fark ettiler. Bu cinsel kimlik, kadınlara atfedilen bir roldü ve kadınlar cinsel kimliğin sanattaki yerini irdelemeye, eleştirmeye ve buna karşı çıkmaya başladılar. Kadınlık üzerine yapılan tartışmalar, kadın sanatçıların bu konuya yönelmesi ve sanattaki ayrım noktalarının belirlenmesi kadın kimliğinin yaratılmasına katkı sağladı. Kadın kimliğinin yeniden şekillenmesi, aslında bu konunun her zaman irdelenebilmesine ve kadınların çerçevesinin genişlemesine yol açan bir adım oldu.

Türkiye’de Kadınlık Tartışmaları ve Feminizmin Yeri

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; Türkiye’de feminizmin yeri günümüzde bile tartışmalı bir konudur. Feminizm, Türkiye’de erkeklere savaş ilan etmek, kadınların ön plana çıkma arzusu olarak anlaşılabiliyor. Halbuki Türkiye’de feminizm anlayışın ilk beklentisi kadın — erkek eşitliğinin sağlanmasıdır. Ataerkil bir düzenin perdesi altında yer alan Türkiye’de kadın — erkek eşitliğinin sağlıklı bir şekilde benimsenmediği görülmektedir. Kadın — erkek ilişkilerinde, evliliklerde, aile kurumlarında, kültürde ve diğer sosyo — kültürel kesimlerde mevcut olan erkek egemen anlayış hala tam anlamıyla aşılabilmiş değildir. Erkek egemen anlayışı kırarak eşitliği sağlama amacında olan feminizm ise Türkiye’de halen erkek düşmanlığı olarak algılanabiliyor. Toplumsal cinsiyet rollerine karşı çıkan feminizm, kadın kimliğinin dış unsurlarla yaratılan bir dogma olmasının önüne geçmeyi amaçlıyor. Bu noktada şunu da belirtmekte fayda var; toplumsal cinsiyet rollerinin aşılması sadece kadınlar için değil erkekler için de büyük bir eşit sağlayacaktır. [4]

Türkiye’de kadınlık tartışmaları ve feminizmin etkilerini inceleyecek olursak ilk olarak 1980’li yılları değerlendirmemiz gerekecek. Dünya üzerinde ortaya çıkan feminizm yankıları elbette Türkiye’ye de yansıyordu fakat bunun etkileri dönemin sanatsal gelişmelerinde, sanat anlayışında kendine yer edinemiyordu. Bu durum sadece sanatta kadınların yeri değil genel olarak sanatın ülkedeki yeri ve işleyişinden de kaynaklanıyordu. Feminizm etkilerinin yayıldığı süreçte, siyasal ve toplumsal olarak zor bir dönem geçiren Türkiye’de öncelikler daha farklıydı. Birçok siyasal grubun oluştuğu dönemde kadınlar da bu gruplarda yer alıyor ve aktif katılım gösteriyordu. Türkiye’de kadınların, kadın — erkek ayrışmasını ilk olarak fark ettiği nokta da toplum oldu. Kadınlar toplumdaki mevcut erkek egemen sistemin, toplumsal cinsiyet rollerinin farkına vararak dönemin koşullarında buna karşı davranış sistemleri geliştirdi.

Türkiye’de 1980–1990 yılları arasında feminizm ve kadınlık tartışmaları devam etti. Toplumsal ve siyasal meselelerin bir nebze duraklaması/durmasından sonra ise kadınlık tartışmaları farklı noktalarda sürdürülmeye devam etti. Eğitimde, sosyal hayatta, kurumlarda kadınlar kendi kadın kimliklerini belirleme mücadelesi içine girdi. Kadın kimliğinin yeniden oluşturulması sürecinin en başarılı ilerleyişlerinden biri ise sanat dünyasında gerçekleşti. Dönemin kadın sanatçıları, feminizm ve kadınlık hakkında oldukça ileri adımlar atma gayretini gösterdiler. Pek çok kadın sanatçı toplumdaki kadınlık algısını ve erkek egemen düzeni eleştiren eserler üretti, sistemi eleştirdi ve kadınlara biçilen rollerin aslında gerçekçi olmadığı vurgulandı. Tüm bu kadınlık tartışmalarının devamı sonucunda bu feminist anlayış 1990 yılından itibaren sanatsal eğitim sistemine de yansımaya başladı.

Kadın sanatçılar, kadınlara biçilen tüm rollerin farkındaydılar. Kadın için onlara “ideal” olduğu düşünülen pek çok rol geliştirilmişti. Öyle ki kadınların davranışlarını, eğitimlerini, konumlarını idealize eden erkek egemen sistem tek tip ideal kadın formunu esas olarak deklare ediyordu. Kadın sanatçılar da tüm bunlara karşı çıkarak eserlerinde bu konulara yer vererek kendi eleştirilerini ortaya koydular.

Nur Koçak, Eserleri ve Yaklaşımları

Foto — gerçeklik alanında oldukça özgün ve başarılı eserlere sahip olan Nur Koçak eserlerinde pek çok feminist eleştiriye yer veriyordu. Türkiye’de feminist düşüncenin kendine yer edinmeye çalıştığı süreçte Nur Koçak’ın eserlerinde de feminizm etkileri yer alıyordu. Sanatçı, eserlerinde özellikle ideal tip kadın algısına ve kadınların nesneleştirilmesine karşı çıkmıştır. Aynı zamanda eserlerinde kadınlara biçilen toplumsal rolleri de eleştirmektedir. Örneğin, Fetiş Nesneler ve Nesne Kadınlar serisindeki eserleriyle geleneksel cinsiyet rollerini eleştiren Nur Koçak, Nesne Kadınlar ile kadın kimliğinin yok sayılmasını ve erkek egemen toplumu gözler önüne sermiştir. Nur Koçak’ın öne çıkan bazı eserleri verdiği mesajlar kapsamında eleştirilecektir.

Fetiş Nesneler ve Nesne Kadınlar

Nur Koçak 1974 yılında Paris’te başladığı Fetiş Nesneler ve Nesne Kadınlar serisine Türkiye’ye döndüğünde de devam etmiştir. Sanatçının kendi kadınlık düşüncelerine ortaya koyduğu bu eserler serisinde öne çıkan unsurlar ideal kadın tipinin eleştirişi, kadın kimliğinin yanlış şekillendirilmesi ve hatta kadınların kimliksiz olarak kabul edilmesidir. Eserlerde kadınların meta olarak görülmesine karşı eleştiriler ise güçlü bir şekilde ortaya koyulmuştur. Eserleri ile toplumsal cinsiyet rollerini deşifre eden Nur Koçak özgün ve iğneleyici bir sanat anlayışı ortaya koymuştur.

Foto — gerçeklik, mevcut bir fotoğrafın çizilmesi olarak düşünülebilir. Nur Koçak foto — gerçeklik eserlerinde genellikle kendi çektiği fotoğrafları kullanmayı tercih eden bir sanatçı olarak bilinmektedir fakat Fetiş Nesneler ve Nesne Kadınlar serisi ise döneminde kadın dergilerinde yer alan fotoğraflardan oluşturulmaktadır. Bir başka deyişle, Nur Koçak toplumda gördüğü, medyada idealize edilen kadın rollerini, kadın metasını eserlerine taşırken toplumun yanlışlarını sanatına taşıyarak bunu gerçekleştirmiştir. Bu eser serisinde yer alan nesnelerden rujlar, parfüm şişeleri, iç çamaşırları ve ojeler ön plana çıkıyor. Tüm bu nesnelerin ortak yanı ise kadınlar için idealize edilen güzellik algısına hizmet ediyor olmaları. Kadınları birer meta haline getiren tüm bu nesneler sanatçının serisinde fetiş nesneler olarak yer alıyor.

Nesne kadınlara vurgu yapan eserler de aynı şekilde kadının bir meta olarak görüldüğünü eleştiriyor. Bu eserlerde kadın vücudu teması işleniyor, vücudu çizilen kadınlar yüzleri ise eserlerde yer almıyor. Böylece kadınların kimliğinin yok sayılması ve yine kadınların bir meta olarak görülmesi ağır bir şekilde eleştiriliyor.

Mutluluk Resimleri

Nur Koçak’ın bir diğer önemli serilerinden biri de Mutluluk Resimleri’dir. Sanatçı, Mutluluk Resimleri serisini de dönemin medyasına olan eleştirileri kapsamında geliştirmiştir. 1980’li yılların kadın gazetelerinden biri olan Kelebek’te Mutluluk Resimleri isimli bir köşe oluşturularak çoğu askerde olan veya beraberinde sivil erkeklerin resimlerine yer verilmiştir. Sanatçı sürekli erkek resimlerinin yer verildiği bu köşeyi erkek egemen bir dünyanın temsili olarak yorumlamıştır. Erkeklerin birbiri ile mutlu pozlar verdiği, kadın gazetesinde bile tek bir çoğunluk olarak yer aldığı bu köşe Nur Koçak’ı erkek egemenliğini eleştirmeye itmiştir.

Nur Koçak bu eseri hakkında yaptığı konuşmalarda, bir kadın dergisinde kadınların fotoğrafının yer almamasının, erkeklerin kadınsız kapalı bir dünyada yaşıyormuşçasına davranmasını, bir nevi kadının sosyal yaşamdan tamamen atılmasını eleştirmiştir. Nur Koçak, bir söyleşisinde “Bir de, bir kadın gazetesinde öyle bir köşe ne arıyordu? Tipik bir kadın gazetesi: yemek tarifleri veriyor, elbise patronları, fotoromanlar yayınlıyor. Bir de adamlar var: Mutlular! Kadınlar hiç yok! Bu da çok şaşırtıcı bir olaydı.” şeklinde konuşmuştur. [5]

Vitrinler

Vitrinler, Nur Koçak’ın Fetiş Nesneler ve Nesne Kadınlar serisine oldukça benzerlik göstermektedir. Yine toplum üzerine analiz ve eleştirilerini sanatına aktaran Nur Koçak, tüm değerlendirmelerini vitrinler üzerinden gerçekleştiriyor. Vitrinler üzerinden değerlendirme yapmak da aslında bir nevi kültürel inceleme niteliği taşıyor. Vitrinler bir topluluk içerisinde beğenilen ve tercih edilen, bir başka deyişle moda olan nesneleri ön plana çıkıyor. Vitrinlerde yer alan ürünler toplumun en çok rağbet gösterdiği nesneler oluyor. Nur Koçak, Beyoğlu’nda bir mağaza vitrininde pek çok farklı modelde iç çamaşırı ile karşılaşıyor. Bu iç çamaşırları manken kadınların üzerinde, farklı mekanizmalarla son derece çarpıcı bir şekilde sergileniyor. Bunun yanı sıra vitrinlerde kırbaç, çivi veya suni deri gibi farklı objeler de yer alıyor. Nur Koçak tüm bunları kadının meta olarak görülmesinin bir sonucu olarak yorumluyor ve eserlerine yansıtıyor.

Nur Koçak’ın Sanatında Kadınlık Değerlendirmeleri

Nur Koçak eserlerinde kadınlık değerlendirmelerini genellikle toplum üzerine analizler yaparak ortaya koymuştur. Başlıca eserleri üzerinden de incelendiği gibi bu eserlerde ortaya çıkan temel noktalar kadın kimliğinin erkek egemen toplum tarafından yaratılması, kadınların yok sayılması ve bir meta olarak görülmesi, kadınlar için sürekli idealize edilen güzellik algıları olmuştur. Nur Koçak foto — gerçeklik tekniği ile birlikte eserlerinde güncel medya kanallarından elde ettiği verileri de ön plana çıkarmıştır. Böylece sanatçının topluma yönelik analizlerinde aslında sürekli var olan ama bir türlü fark edilmeyen büyük bir sorun olduğu gözle görülmüştür.

Nur Koçak, kadınlık ve eserlerindeki feminist eleştirileri ise bir röportajında şu şekilde aktarıyor: “Kadın olmanın getirdiği bir şey bu. Başlangıçta, “Bir kadın olarak ben ne yapabilirim?” diye düşündüm. 1974 yılında “Vivre” parfüm şişesini çalışmaya karar verdiğimde; yakın çevremden, kullandığım nesnelerden ve kendi konumumdan yola çıkmalıyım diye düşündüm. Herhalde bu feminist bir tavırdı, ama o dönmede feminizmin “f” sini bile bilmiyordum. İçgüdülerim bana yol gösteriyordu yalnızca. Paris’te, tüketim toplumunun göbeğinde yaşıyordum. Çokça karıştırdığım dergilerde kadın neredeyse bir eşya konumundaydı. İçerik genç, güzel, bakımlı, cinsel açıdan çekici olun ve gerisine karışmayın diyordu sanki. Bunlar bana çok çarpıcı geldi. Kadının kullandığı nesneleri ve kadının nesne olarak kullanılmasını, bu bağlamda ele aldım. Mutluluk Resimleriniz” dizisinde ise, kadını dışlayan bir dünyayı (erkeklerin dünyasını), birbirlerine sarılan ve çiçek tutan erkekleri, yaşadıkları çelişkileri dile getirmek istedim. “Vitrinler”e gelince; Orta Doğulu, Müslüman bir toplumun cinselliğe bakışını yansıtıyor, o dizi.” [6]

Nur Koçak, Türkiye’de kadın sanatçıların yerini ise erkeklere göre daha iyi bir konumda bulduğunu belirtiyor. Türkiye’de kadınların yanı sıra erkeklere biçilen toplumsal roller de bulunuyor bu sebeple erkeklerden sanat yerine düzenli bir kariyer sahibi olması bekleniyor. Kadınlar için ise sanat bir hobi niteliğinde görülüyor. Nur Koçak, sanatın toplumda ciddi bir meslek olarak kabul edilmemesi nedeniyle Türkiye’de kadın sanatçıların sayısının erkeklerden daha fazla olduğunu belirtiyor.

KAYNAKÇA

[1] Ahu Antmen — Cinsiyetli Kültür, Cinsiyetli Sanat

[2] http://minesanat.com/sanatcilar/nur-kocak/ (Erişim Tarihi: 05.06.2017)

[3] Linda Nochlin — Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok

[4] Bu konuda “Erkeklik En Çok Erkeği Ezer” yazımı da okuyabilirsiniz. https://medium.com/@eliflik/erkeklik-en-%C3%A7ok-erke%C4%9Fi-ezer-fa36c15ebb9f

[5] http://zeynepronaarsivi.com/Contents/Documents/soylesiler/Nur-Kocak.pdf (Erişim Tarihi: 06.05.2017)

[6] http://fotografya.fotografya.gen.tr/cnd/index.php?id=431,0,0,1,0,0 (Erişim Tarihi: 08.06.2016)