Amerika’da iş yapmak — Nasıl geldim

5 yıllık dijital pazarlama tecrübesinin ardından kendimi New Jersey’de buldum. İnsanlar işlerini, geleceklerini çok güzel planlıyorlar ve uyguluyorlar. Her zaman özenmişimdir. Benim kendimi burada bulmamı rastlantı olarak adlandırabilirim. Patronum Yusuf Bey’in tanımıyla “nasip”

Üniversiteden mezun olan Türk gençlerinin %90’ı gibi ben de önümde benim için karanlık bir alan olan iş hayatına atıldım. Başlangıçta sevmediğim, yapamadığım bir işten sonra dijital pazarlama öğrenebileceğim bir pozisyonda işe başladım.

Dijital pazarlamanın içinde, günlük operasyonu yöneterek kendimi bu alanda geliştirdim. Bir insan pazartesi sendromu yaşamıyorsa sevdiği işi yapıyor demektir. İş hayatımın çok büyük bir bölümünü pazartesi sendromu yaşamayarak geçirdim, hala daha öyledir. Bundan sonra da ne iş yaparsam yapayım buna dikkat edeceğime eminim

2014 Aralık ayında şu anki yöneticimle tanıştım. Kendisi çalıştığım şirketin genel müdürü, onun için hayatımda gördüğüm ve tanıdığım en komplekssiz ve açık görüşlü yönetici diyebilirim. Şirket çok büyük bir operasyon yöneten ve hala daha büyümekte olan çok yüksek potansiyelli bir şirketti. Benim profilimde bir kişi için güzel bir fırsattı fakat benim orada çalışmaya karar vermemdeki asıl sebep ise yöneticimin ta kendisiydi.

Burada geçirdiğim 1 senenin sonunda pazarlamadan lojistiğe, müşteri ilişkilerinden yazılıma kadar şirketin bir çok kolunda iş yapma ve operasyonun nasıl yürüdüğünü izleme fırsatı buldum. Şirketi, müşterileri ve pazarları tanıdım. “Globalleşen dünya” klişe tanımını en güzel haliyle e-ticaret işi yaparken gözlemleyebiliyorsunuz. Endonezya’dan Kanada’ya kadar dünyanın bir çok ülkesine satış yaptığımız için bütün pazarlardaki dinamikleri ayrı ayrı deneyimleme fırsatı buldum.

Şirketim, Türkiye’de faaliyetine başladıktan sonra internet sitelerinden satışla Avrupa pazarında da ciddi bir potansiyeli olduğunu farkediyor. Bir süre Türkiye’den Avrupa’ya ürün gönderdikten sonra operasyonun yönetilmesi çok zor hale geliyor. Hollanda, lojistik avantajı, devletin sağladığı imkanlar sayesinde Avrupa operasyonunu yönetmek için çok mantıklı bir çözüm oluyor. İlk defa da Türkiye ile dışarıdaki bir ülkenin ticarete bakış farklılıklarını gözlemlemiş oluyoruz. Örneğin; Türkiye, Çin’de ürettiğin ürünü ülkeye sokarken gümrükte senden KDV ve ek vergilerini alıyor. Hollanda hükümeti ise gümrükte sıfır vergiyle ürününü içeri sokmana izin veriyor, sadece sattıktan sonra senden vergi alıyor. Ufak tutarlar söz konusu olduğunda belki dikkat çekmeyen rakamlar ama 100 bin tane ürün getirdiğinizde aslında finansalın içinde ne kadar ciddi bir kalem olduğunu görüyorsunuz. Hollanda hükümetinin biraz daha sen kazan ben de kazanayım mantığıyla ülkesindeki şirketlere bakış açısını ilk duyduğumda çok takdir etmiştim. Amerika’da bunun gibi ne tür faydalar var şimdilik bir fikrim yok

Avrupa’daki başarı bizim için çok ciddi bir örnek teşkil ediyor. Bir pazara dışarıdan ürün satmakla o pazar içerisinde fiziksel olarak var olmak arasında çok ciddi bir fark var. Bu, dışarıdan araştırmakla, bol bol okuyarak insanlarla konuşmakla gelişen bir iş de değil. O ülkenin dinamiklerinin içerisinde bulunarak, yerel televizyonu izleyerek bile basit verilerden çok ciddi iş kararları çıkarabiliyorsunuz. Dışarıdan Türkiye’ye bakan bir yatırımcı olun, sadece Türk televizyon kanallarını bir süre izleyerek bile o pazar için tüketici dinamiklerini tahmin ederek ciddi yatırım kararları alabilirsiniz. Aksi halde e-ticaret işinde Malezya’ya yaptığınız reklamla İsrail’e yaptığınız reklam arasında bir fark olmazsa bir başarı beklemek faydasız.

2016 yılı bizim için çok önemli bir sene. Avrupa pazarına nasıl Hollanda ile açıldıysak aynısını Amerika, Avustralya, İngiltere ve Çin ile başarmak istiyoruz. Çin dağıtım merkezi olmak üzere, şu anda çok iyi satış yaptığımız pazarlarda büyümek öncelikli hedefimiz. Sitenize koyduğunuz bir lokal adres ve telefonun bile satışlara ne kadar artış getirdiğini tahmin bile edemezsiniz. Ben bunu e-ticarete olan güven sorununa bağlıyorum. Hollandalı bir kullanıcı için bir Hollanda şirketinden alışveriş yapmak, istediği zaman arayabileceği bir Hollanda numarası ile iletişime geçme ihtimali bile alışverişini tamamlaması için çok önemli bir etken. İnsanlar bulundukları ülkedeki yerleşik şirketlere daha çok güveniyorlar, bu kadar basit ve net.

“Amerika’ya nasıl geldim” in cevabı “neden Amerika” sorusunun cevabıyla paralel. Burası çalıştığım şirket için zaten kayda değer satışlar yaptığımız bir pazardı. Amerika vatandaşı dünyanın geri kalanına göre çok daha rahat yaşam imkanlarına sahip ve geliri genele göre çok daha yüksek olan bir millet. Buraya gelince daha net gördüm, Amerikalı tüketicinin ürün iade oranı çok daha fazla. Neden? Çünkü Amerikalı tüketici ürünleri hiç düşünmeden satın alabiliyor. İade oranının ortalamaya göre fazla olduğu ama bunun olumsuz bir unsur olmadığı tek ülke burasıdır sanırım. Herkes her ürüne, her hizmete rahatlıkla ulaşabiliyor. Alışveriş yapmak için de bizim gibi veya bir Avrupalı gibi uzun süre değerlendirmeden ürününü satın alıyor. Tabiri caizse önce satın alıyor sonra düşünüyor. Biz önce düşünüyoruz, sonra satın alıyoruz.

Evet rekabet çok yüksek, bir ürün duyduysak önce Amerika’da denenmiştir. Bir ürün Amerika’da tutmadıysa başka pazarlarda deneyip gereksiz risklere girmeye gerek yok. Ben bunu genel ölçümlerde kullanılan örneklem gruplara benzetiyorum. Amerika çok çeşitli dinamikleri aynı anda içinde bulundurduğu ve aslında bütün dünyanın bir örneklemi olduğu için burada tutmayan bir ürün veya hizmet başka pazarlarda denemek için fazla risklidir. Yerel dinamikleri de göz önünde bulundurmakta fayda var tabii ki.

“Neden Amerika” konusunu ve buraya gelişimi ilk yazımda özetledim diye düşünüyorum. “Nasıl Amerika” ise benim için hala bir muamma. Yaşadıklarımı olabildiğince güncel şekilde buraya yazmayı planlıyorum. Amerika’da iş nasıl kurulur, adım adım burada paylaşacağım.

Şirket kurulumu, lojistik konuları, vize veya Amazon’da satış ile alakalı yazılarımı ilgili linklere tıklayarak okuyabilirsiniz. Bana ulaşmak isterseniz Linkedin’den yazabilirsiniz.