Girişiminizi Batırmanın 10 Yolu

Ben de dahil start-up ekosisteminde bulunan insanlar hep başarılı olmanın yolları üzerine yazıyoruz.

Bir start-up proje nasıl kurulur, nasıl tasarlanır, nasıl büyütülür, nasıl para kazanır?

Yapılması gerekenler üzerine yazıp çiziyoruz iyi güzel ama işin bir de öbür yüzü var. Bir start-up projenin başarılı olması için yapılması gerekenler kadar yapmaktan kaçınılması gereken şeyler de var.

Girişiminizi batırabilecek ve dikkat etmeniz gereken unsurları 10 madde olarak özetledim:

1- Amaç ve/ya Vizyonun Belirlenmemesi

Bir girişimin vizyonunu belirlemenin atılması gereken ilk adım olduğunu hepimiz biliyoruz, ama çoğu zaman fikrimizi hayata geçirmeye odaklandığımızdan tam olarak ne yaptığımızı ve bunu neden yaptığımızı netleştirmekte güçlük çekiyoruz.

İnternetin başarılı girişimlerinden bir kaçının vizyonlarına bir bakalım:

Amazon: ‘’Dünya’nın müşterisine en çok önem veren firması olmak.’’

Twitter: ‘’Gezegenin nabzının attığı yer olmak.’’

Facebook: ‘’İnsanlara Dünya’yı daha şeffaf ve birbirine bağlı hale getirecek gücü vermek.’’

Dikkat ederseniz hiç bir firmanın vizyonunda geliştirdikleri ürünle ilgili bir bilgi yok. Çünkü bir firmanın vizyonu, günün gerekliliklerinden bağımsız olarak başarmaya çalıştıkları ulvi amacı sembolize eder.

Örnek olarak Facebook’u ele alalım: Dün Facebook web’deki en büyük sosyal medya plaformu olmak için çabalıyordu. Bugünse mobil reklamcılığın lideri olmak için çeşitli ürünler geliştirip, diğer mobil start-up’ları satın alıyor. Ancak Facebook’ta çalışan insanların vizyonu mobil reklamcılığın lideri olmak yerine ‘’daha şeffaf bir Dünya yaratmak’’ olduğu için teknoloji ve trendler değişmesine rağmen firma güne ayak uydurup büyümeye devam edebiliyor.

Amaç ve vizyonun net olarak tanımlanmaması, başlarda bir sıkıntıya sebep olmasa da zaman ilerledikçe ciddi bir probleme dönüşür. Start-up’ınızı büyütme yolunda işler zorlaştıkça (ki her zaman zorlaşacaktır) ekip olarak ileriye gitme motivasyonunuzu belirleyecek olan tek şey projenin vizyonudur. Eğer bu vizyon net olarak belirlenmemiş ve ekipçe anlaşılmamışsa herkesin aynı amaca koşması güçleşecek, ileriye gidecek sinerjiyi yakalamanız zorlaşacak. Ekibinizdeki insanlar, start-up’ınızla ilgili büyük resmi kafalarında canlandıramadıkları için ekip içi uyum bozulacak, motivasyon düşecek ve tek bir hedefe doğru koşmanız güçleşecektir.

2- Odak Eksikliği

Bir start-up olarak yolun başında sınırlı kaynağa sahipsiniz. O yüzden elinizdeki kaynaktan maksimum faydayı elde edebilmek için enerjinizi doğru şeylere harcamayı öğrenmelisiniz. Bu da yalnızca tek bir şeye odaklanarak başarabileceğiniz bir şey…

Ürününüzü geliştirirken odağınızın çok net olması lazım. Bir şeyler üretirken ekibinizden, çevrenizden ve takip ettiğiniz rakiplerinizden odağınızı dağıtabilecek yeni feature’lar önerileri gelebilir, ancak odağınızı korumak adına bunlara ‘’hayır’’ demeyi öğrenmeniz lazım.

3- Tasarımı İhmal Etmek

Mutlu-Kullanici

Burada tasarımdan kastım sadece görsel tasarım değil, ürününüzün kullanıcı deneyimini belirleyecek olan tasarım.

Takip ettiğim bir çok proje, piyasaya hızlı çıkmak adına ürün tasarımına gerekli özeni göstermiyor. Çok güzel fikirlerle yola çıkıp, ellerindeki ürünün ‘’albenisi’’ için hiç kafa yormadıklarından ulaşabilecekleri potansiyelin yanına bile yaklaşamıyorlar.

Bugün internete giriş bariyerinin düşük oluşu ve küreselleşmenin hızla etkisini arttırması nedeniyle rekabet inanılmaz boyutlara ulaşmış durumda. Sadece Apple’ın App Store’una bile günde 1000'den fazla uygulama gönderiliyor örneğin. Kimsenin ilgilenmeyeceğini düşündüğünüz pazar niş’lerinde bile rekabete hazır yüzlerce proje/firma bulmanız mümkün. Böyle bir ortamda piyasaya süreceğiniz ürünün kullanıcılar tarafından beğenilip, düzenli olarak kullanılmasını sağlamak için tasarıma birinci önceliği vermeniz şart.

Piyasadaki rekabet bir kenara, yapılan bir araştırmaya göre pozitif kullanıcı deneyimi ve kullanıcı sadakati arasında yüksek bir korelasyon mevcut. Bu yüzden start-up’ınızın insanların severek kullanacağı bir şeyler üretmesini sağlamanız çok ama çok önemli. Kullanması kolay, göze hitap eden, günün tasarım trendlerini takip eden bir şeyler…

Start-up etkinliklerinde ne zaman ekiplerle konuşsam çoğundan tasarıma önem vermek istediklerini, ancak iyi bir tasarımcı ile çalışacak bütçeleri olmadığı bahanesini duyuyorum. Bunu 4–5 sene önce duymuş olsam haklı bulurdum, ama günümüzde iyi tasarım yapmak eskiye nazaran daha kolay. Örneğin www.ui8.net gibi onlarca güzel şablon üreten mecra var artık. İhtiyacınızı karşılayacak bir şablonu satın alıp bir kaç saat içerisinde profesyonel görünen site ve mobil uygulamalar yapmanız mümkün.

4- Kimsenin İstemediği Bir Şey Üretmek

istenmeyen-urun

Bu maddeyi kısa bir hikayeyle özetleyeceğim, geçtiğimiz gün bir arkadaşımın Bilkent Cyberpark’taki 1512 eğitiminde duyduğu bir hikaye.

Ankara’da yıllar önce Teknogirişim Sermaye desteğini ilk alan ekiplerden biri oturmuş süpermarketlerde alışveriş arabasına monte edilerek kullanılacak bir barkod okuyucu geliştirmiş. Bu cihazla süpermarkete giden insanların sepetlerinde kaç liralık alışveriş olduğunu görmelerini sağlamayı amaçlamışlar.

1 yıl boyunca bu cihazın tasarımı ve üretimiyle uğraşmışlar, ve başardıkları gün koşa koşa Real süpermarket zincirinin kapısını çalmışlar. Müşterilere sepetlerinde kaç lira olduğunu gösteren bir cihaz geliştirdiklerini ve bunu Real süpermarketlere satmak istediklerini söylemişler. Real’de görüştükleri adamda demiş ki:

‘’Bizim iş modelimiz tamamen insanların sepetlerinde kaç liralık ürün olduğunu bilmemeleri üzerine kurulu. Bunu marketlerime koymayacağım gibi piyasaya çıkmaması için de elimden geleni yaparım.’’

Siz de böyle ilk gittiğiniz görüşmeden kıp kırmızı suratla çıkmak istemiyorsanız önce fikrinizin fizibilitesini yapın. Çevrenizden bol bol feedback toplayın, potansiyel müşteriler ile işin başından görüşün. Korkmayın, kimse fikrinizi çalmaz.

5- Müşteri Yerine Yatırımcı Kovalamak

‘’Fikrime yolun başında yatırım alırsam kesin tuttururum’’ kafasıyla daha ortada hiç bir şey yokken yatırımcı aramak yapabileceğiniz en büyük hatalardan bir tanesi.

Öncelikle iyi bir fikrinizin olması yatırım almaya değer bir şey sunduğunuz anlamına gelmiyor. Bir yatırımcının bir projeye yatırım yapmasının arkasındaki tek sebep koyduğu parayı kısa bir süre içerisinde misliyle katlayacak potansiyeli görmesidir. Eğer amacınız gerçekten yatırımcı bulmaksa öncelikle parayı katlayacak potansiyele sahip bir girişim kurmanız gerekir, o da ancak müşteri kovalamakla olabilecek bir şey. Hatırı sayılır bir kullanıcı kitlesine erişebilirseniz yatırımcılar sizin peşinize düşer.

Bir başka konuysa hayatınızda bir yatırımcıya ne kadar ihtiyacınızın olduğu. Dışarıdan ‘’şu proje tam 2 milyon lira yatırım aldı’’ tarzı haberleri okuyunca insan gaza geliyor ister istemez, ama projenize tamamen çıkar güden bir yabancıyı ortak etmek her zaman karlı bir anlaşma olmayabilir. Çünkü işin içine yabancılar girdiği zaman hesap verme zorunluluğu geliyor. ‘’Bu parayı neden harcadın?’’ , ‘’Bu ay neden iş planında söylediğin kadar büyümedin?’’ , ‘’Rakibin şunu yapmış sen neden yapmıyorsun?’’ tarzı sorularla adamı kendi işinin kölesi haline getiriveriyorlar. Bugün yatırım almış start-up’lara halinizden memnun musunuz diye sorsanız çoğu hayır der bundan eminim =)

6- Çok Konuşup Az Dinlemek

[caption id=”attachment_97" align=”aligncenter” width=”403"]

''Konuştuğun zaman sadece bildiklerini tekrarlarsın. Ama dinlersen yeni bir şeyler öğrenebilirsin.'' - Dalai Lama

‘’Konuştuğun zaman sadece bildiklerini tekrarlarsın. Ama dinlersen yeni bir şeyler öğrenebilirsin.’’ — Dalai Lama[/caption]

Bir projenin sales-pitch’ini kusursuzlaştırmak için bol bol konuşmak gerek. Konuşma eylemi start-up’ınızın tanıtımını yaparken ya da yatırımcı ararken faydalı, ancak product-market fit’i ararken hiç bir işe yaramaz.

O nedenle ne zaman konuşup ne zaman dinleyeceğinizi iyi belirlemeniz lazım. Daha yolun başındayken ürün-pazar uyumu net bir biçimde oturmamışken yapabileceğiniz en iyi şey kulağınızı dört açıp ürününüz ile ilgili görüş/öneri/eleştiri toplamak.

7- Çok Erken (ya da Geç) Piyasaya Sürmek

Bir girişimin piyasaya çıktığı zaman başarısını ciddi anlamda etkileyebilir. Eğer çok erken piyasaya sürerseniz insanlar buna henüz hazır olmadığı için çok iyi bir fikri heba edebilirsiniz. Çok geç kalırsanız da rekabetin sizden önce fikrinizden para kazanmasına neden olabilirsiniz.

Dürüst olmak gerekirse zamanlama konusuna nasıl karar vereceğiniz hakkında hiç bir fikrim yok. Burada yapabileceğiniz en iyi şey piyasanın nabzını iyi tutup doğru olduğunu hissettiğiniz bir anı beklemek olacaktır. Çünkü bazen projenizin başarısı rakiplerinizden önce değil, sonra çıkmanıza da bağlı olabilir. Bazen piyasaya ilk çıkmak mayın tarlasına sürülen eşşek olmaya benzer çünkü =) O işin başına gelebilecek tüm sıkıntılar piyasaya ilk gelenin karşısına çıkar. Piyasaya ilk girenin arkasından gelen firmalar aynı sıkıntılarla uğraşmayacağından daha zahmetsiz bir şekilde liderliğe oynayabilirler. İşletme jargonunda buna ‘’Second-Mover Advantage’’ denir.

Apple Watch piyasaya çıkmadan önce dedikoduları üzerine bir röportajda Apple CEO’su Tim Cook’a ‘’Bütün rakipleriniz akıllı saat piyasaya çıkarttı. Siz neden bu kadar geç kaldınız?’’ sorusu sorulduğunda verdiği cevap hala aklımda:

‘’Bizim piyasaya ilk çıkmak ya da en büyük olmak gibi hedeflerimiz yok. Biz ürünün doğru olduğuna inanana kadar piyasaya sürmeye niyetli değiliz. Ne zaman ki Apple Watch beklentilerimizi karşılar, o zaman piyasaya süreriz.’’

Samsung, LG ve Sony piyasaya onlarca akıllı saat sürmesine rağmen geriden gelen Apple bugün akıllı saat pazarının lideri oldu…

8- Yardım İstemeye Çekinmek

yardim-istemek

Girişimciler karakter yapıları gereği inatçı olurlar. Bu inat amacına ulaşana kadar pes etmemek ve istediklerini elde etmelerini sağlamak için ileriye itici bir kuvvet sağlar. Ancak iş yardım istemeye gelince yine bu inatları yüzünden gurur yaparlar…

Şu bir kaç senelik girişimcilik hikayemde gördüm ki yardım istemek bir zayıflık göstergesi değil, hatta ve hatta yeni fırsatlar ve kapılar açmak için büyük bir nimet. Jenerasyon farkından dolayı mıdır bilemiyorum ama Internet sektöründe insanlar birbirlerine yardım etmek için o kadar hevesliler ki. Bugüne kadar bana karşılıksız yardım etmek isteyen ve eden onlarca insanla tanıştım. Başardığım şeylerin büyük bir kısmını da onların yardımı sayesinde başardım.

O yüzden her şeyi bilmenize imkan olmadığını ve yardım istemenin bir zafiyet göstergesi olmadığını ne kadar erken anlarsanız o kadar iyi.

9- Büyüme Stratejinizin Olmaması

Özellikle internet sektöründe ‘’her malın bir alıcısı vardır’’ kafası genellikle iflasla sonuçlanıyor. Bir start-up’ın başarısı %90 kullanıcı edinip edinemediğine bakıyor maalesef. Bu sebeple henüz yolun başındayken projenizi nasıl büyüteceğinize kafa yormaya özen gösterin. Hangi kanaldan hangi kullanıcılara erişeceğinizi, pazarlama ve büyüme ile ekipte kimin full-time ilgileneceğini, büyüme ile ilgili hangi metric’leri takip edeceğinizi iş planınıza mutlaka dahil edin.

Bugün geleneksel pazarlama ve reklam stratejilerinin yerini ‘’Growth Hacking’’ kavramı almış durumda. Start-up’lar fikirlerine alıcı bulmak için akla hayale gelmeyecek stratejiler uyguluyorlar. İşin güzel tarafıysa bu büyüme stratejilerinin maliyeti neredeyse sıfır.

Growth Hacking kavramını daha yakından tanımak için Muhammed Tüfekyapan adlı arkadaşımızın yazdığı kitabı ücretsiz olarak okuyabilirsiniz. Bu konuda onlarca kitap okumuş biri olarak söylemeliyim ki oldukça başarılı bir çalışma olmuş.

10- Kötü İşe Alım

En son madde belki de en kritik madde. Bir girişimin başarılı olmasındaki en önemli etken iyi bir ekip kurmaktır.

İyi bir ekip sizin masaya koyamadığınız becerileri getirir, böylece herkes en iyi bildiği işe odaklanır. İyi bir ekip sadece bilgi ve tecrübe bakımından birbirini tamamlamaz, aynı zamanda herkesin birbiri ile uyumlu bir şekilde koşmasını sağlar. Bir gün motivasyonunuzu kaybettiğinizde iyi bir ekip arkadaşı sizi tekrar motive edebilir. Başka bir gün ekip arkadaşınız motivasyonunu kaybettiğinde onu yerden siz kaldırırsınız; başarılı girişimler de ortaya böyle çıkar.

Ekip içerisinde böylesine bir sinerjiyi oluşturabilmek zordur. Bu yüzden start-up ekibinizi yavaş büyütün, içeri gerçekten almaya değer insanları almaya çalışın. Sadece bildikleri ile değil, kafa yapısıyla da size birşeyler katacak insanlar seçmeye özen gösterin. İnsan tanımak çok zor zanaattir, o nedenle bu konuda bol bol kaynak okuyun. Çünkü kötü bir ekip tüm emeğinize ve paranıza mal olabilir.