ILDC Deneyimi ve Iran notları

Emre Güneş
Jan 29, 2017 · 5 min read

9 Ocak — 12 Ocak arası İran’ın Tahran kentinde 3. sü düzenlenen ILDC (Iran Lighting Design Convention) etkinliğinde konuşmacıydım. Her 2 yılda bir düzenlenen etkinlik her geçen gün popülerleşen içerisinde fuar barındıran kongre formatında yapılıyor. Yani etkinlik bir yandan dolu dolu bir konferans programı akışı olurken paralelinde küçük bir fuar alanına ev sahipliği yapıyordu. Konferansa katılım geçmiş senelere oranla az olmuş. Eski etkinliklerde 1200 kişi gibi PLDC seviyelerinde sayılar duymuştum, ancak bu sene aynı rakamlar yakalanmış olamaz. Tabii bunda vefat eden eski Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani’nin ve dolayısıyla ilan edilen 3 günlük yasın da etkisi olabilir. Buna rağmen çok başarılı bir etkinlik olduğunu söyleyebilirim.

Milliyetçi duyguların dorukta olduğu bir an. :)

ILDC’yi ilk defa fikir olarak ortaya atan, etkinliğin kurucu ve organizatörü, aynı zamanda beni de etkinliğe davet eden isim Kaveh Ahmedian. Kaveh çok nazik, aydınlatma tasarımı konusunda bilgili, pırıl pırıl bir insan. Aydınlatma tasarımı alanında Iran’ın yurtdışındaki temsilcilerinden. PLDC’lerde kendisini görsem de, daha önce çok sohbet etme şansım olmamıştı. Aralık ayında ILDC organizasyonunu da beraber yaptıkları kız arkadaşı Elham Souri ile beraber İstanbul’a geldiler. Beraber rakı içtik. Bol bol sohbet ettik. Kaveh elektrik mühendisliği kökenli, Dialux ile ilgili ilk kitabı yazmak gibi İran’da bir çok ilke imza atmış. Şu anda Belçika’da doktora yapıyor. Aynı zamanda Erco, Delta gibi Avrupa’lı distribütörlüklerden sonra kendi markasını yaratmaya karar vermiş. Fenus markası ile ilgili hayallerini anlattı. İşbirliği ihtimallerini konuştuk. İran’da sağ olsunlar ikisi de mükemmel birer ev sahibi idiler.

Mekan. Müzeyyen Koşuyolu’nda. Romantik bir meyhane ortamı ve güzel mezeler için tavsiye ederim.

İstanbul’u ele geçiren kardan dolayı İran’a gidişim biraz rötarlı oldu. Sabah 11:30 uçağımı gece 21:30’a erteleyerek ancak uçabildim. Ancak benden çok daha şansız bir konuşmacı vardı. İngiliz aydınlatma tasarımcısı Colin Ball (BDP), yaklaşık 2 gününü geçirdiği Atatürk havalimanında karşılaştığımızda halen ümitle uçağa binmeyi bekliyordu. 11:30 uçağına o da binemeyince, uçak biletlerimizi değiştirip kendimizi Sultanahmet’e attık. Yanında bu macerada tanıştığı, “private banking” yapan fransız Monica ile beraber önce kendimizi bir öğlen rakısı ile ödüllendirdik. Sonrasında ise Hürem Sultan hamamında ter attık. İstanbul’da bir çok projeye imza attığını ve halı koleksiyoneri olduğunu yeni öğrendiğim Colin kendini alışverişe verdi.

BDP’den Colin Ball yeni aldığı kaftanı ile.

Türkler olarak konuşmacılar arasında bir ağırlığa sahiptik. Şiraz’da düzenlenen ilk ILDC’de de konuşmacı olan Zeki Kadirbeyoğlu ile beraber şu anda Steensen Varming’in Londra ofisinin kurulumu ile meşgul gurur kaynağımız Emrah Baki Ulaş da konuşmacılar arasındaydı. Diğer konuşmacılar, beraber geldiğimiz Colin Ball (İngiltere), PLD’den Joachim Ritter (Almanya), Kai Pippo (İsveç) ve Karsten Ehling (Almanya) idi.

Konuşma için heyecanlı değildim dersen yalan olur. İlk defa seminer formatında ve ingilizce olarak böyle bir sunum yapmak da, karşımda önemli aydınlatma tasarımcılarının olması da heyecanıma katkıda bulundu. Konum İnsan Odaklı Aydınlatma kavramı ile bir kez daha “aydınlatma endüstri”sinin mesajları basitleştirmeye çalışarak yaptığı pazarlama faaliyetlerini ortaya çıkarmak ve kavramın arkasındaki gerçeklik paylarını temel ışık bilgiler ile beraber vermek üzerineydi. Tepkilerin olumlu olduğunu söyleyebilirim. Sunum sonrası tanıştığım İran’lı dinleyiciler arasında birlikte fotoğraf çektirenler hatta imza isteyenler bile oldu. Ama bu konuşmadan çok halkın yurtdışından gelen insanlara olan ilgilisi ve özlemi ile alakalı.

Böyle bir tweet gördüğünde kimin hoşuna gitmez ki?

İran ile Türkiye’nin kültürel, sosyo-politik benzerlikleri şaşırtıcı derecede fazla. 20 sene öncesi Türkiye’sine benzeyen İran’da en temel fark sanki ülkede renklerin ortadan kaldırılmış olma hali. Renkler gizlenmiş veya griye boyanmış gibi. 80 milyonluk ülkede heryerde inşaat görmek mümkün. Hatta ilk başlarda ekonomik krizden dolayı terk dildiklerini düşünmüştüm ancak sorduğum herkes burada işlerin bu hızlarda yürüdüğünü söyledi. İran’ın ne kadar büyük bir pazar olduğunu insan Tahran’da yapacağı 1 saatlik bir gezi ile bile tahmin edebiliyor.

Tanıştığımız herkesle ortak sohbetimiz Türkiye’nin politik gidişatı oldu. İran’lılar ile yaptığım meslek dışı sohbetlerin çoğu “eskiden” biz sizi kendimize örnek alırdık, şimdi siz bizi örnek alıyorsunuz şeklinde sonuçlandı. İnsanın ister istemez yüreği sızlıyor. 1940’larda İran Şah’ının Atatürk’ü örnek alarak yaptığı modernleşme ve laik toplum hamleleri 1979 İran devrimi ile tam tersine dönmüş ve bugünkü İran toplumu ortaya çıkmış. Söylenen; sistemin şu halinden memnun, hükümetten bir şekilde beslenen %30 gibi bir kesim hariç kimsenin mutlu olmadığı. Sokaklarda Suudi Arabistan gibi ahlak polisi görmedim. Kadınlar ise genellikle dar kesim kıyafetlere sahip ve bolca makyaj yapıyor. Ancak başörtüsü tabii ki şart. Sadece saçları ne kadar örttüğü tartışma konusu. Kafanın üstünde bir bez parçası olması yeterli bir örtünme gibi duruyor. Erkekler arası yapılan sohbetler arasında iki kişiden “Beni çok rahatsız etmedi” lafını duyunca aynı tepkiyi verdim:

“Konu pek biz değiliz, buna mecbur bırakılan kadınlar.”

Sâdâbâd sarayında tamamı cam kaplı oda. Yapımı 2 sene sürmüş.

Sağolsunlar, organizasyon ekibi herşeyi düşünmüştü. Konuşmacıları boş zamanlarda Tahran’da gezdirdiler. Bu gezilerden birinde Şah’ın yazlık sarayı olan Sâdâbâd sarayında resim sanatçısı Mahmoud Farshchian ile tanıştım. Uzun zamandır bir ressamdan bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum. 87 yaşında olan Mahmoud Farshchian, resimleri ile hem eleştirel hem de derinlikli mesajlar verirken çizgileri ile de insanı büyülüyor. Nakış gibi ince ince dokuduğu resimlerde İç içe geçmiş öge, tarz, kavram ve yaklaşımlar sergiliyor. Ayrıca İran yönetiminin hem bu ressamın işlerine izin vermesi hem de Şah’ın geçmişini silmeye çalışmamış olması da benim açımdan şaşırtıcıydı.

Mahmoud Farshchian çizgilerini yansıtması için koydum ancak fotoğrafın ressamın yeteneğini gösterdiğini söylemek pek mümkün değil.

Kapanış gecesi teşekkürler, plaketler ve ödül töreni ile devam etti. Maalesef biraz önce bahsi geçen gezi sonrası öğlen yediğimiz yemek dokunmuş olacak 21:00 sularında zehirlendiğimi fark ettim ve gecenin kalanını yatak ile banyo arasında istifra ederek geçirdim. Gezinin tek negatif olayı da bu oldu.

Bu sene umarım, başka etkinliklerde konuşmacı olmayı başarabilirim. Eğer bu isteğim gerçekleşirse bu tip yazılar da yazmaya devam edeceğim.