Suudi Arabistan’da muhalif hareket: Petrol ve krallığın modernizasyonu (II)

Önceki yazının sonunda da söylendiği üzere bu yazıda, Suudi Arabistan’da petrolün, muhalif hareketin gelişimindeki rolü incelenecek.

Suud krallığında petrol ihracatıyla başlayan modernizasyon, zamanla Vahhabi din adamlarının rolünü ve itibarını önemli ölçüde zedelemesinin yanı sıra hanedanlık mensuplarının bugün de olduğu gibi olağanüstü bir lüks içerisinde yaşadığı, alt sınıfınsa reformlar olmaksızın düşük ücretlerle, insanlık dışı koşullarda emek gücünü sattığı bir dönemi de beraberinde getirmiş oldu.

Petrol gelirlerinin dışsal etkisi, krallığın ABD’nin safında yer alması ve doğal olarak da Cemal Abdülnasır’a ve Sovyetler Birliği’ne karşı ciddi bir düşmanlık beslemesi olarak tanınlanabilir. Böyle bir iklimde [Kral Suud döneminde] Hicaz ve Necd topraklarındaki muhalif hareketler ve figürler, değişen derecelerde sosyalist düşünceye yönelmeye başladı. Bunların arasında en bilindik olanı Nasır el-Said’di. Aynı zamanda El-Said, krallıkta Nasırist ve sosyalist eğilimleri İslami bir vizyonla birleştirmiş bir figürdü.

Suud krallığını uluslararası çıkarların odak noktalarından biri hâline getiren ve onu uluslararası toplumda etkin kılan petrol, iç politikada da önemli sonuçlar getirdi. Bu dönemde Kral Suud’un iç ve dış politikalarının muhalif hareketleri tırmandırmaya ve onları sosyalizme yönlendirmeye yardımcı olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Kral Suud döneminde petrol üretiminin geliştirilmesi

Önceki kral Abdülaziz, yaşamı boyunca krallığın yıllık milli gelirlerindeki büyük artışların petrol gelirlerinden kaynaklandığını gördü. Petrolün milli gelirlerdeki payı; II. Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre önce 10 milyon dolar, 1948’de 60 milyon dolar ve 1952’de 160 milyon dolardı. 1953’e gelindiğinde — Abdülaziz öldüğünde— bu 250 milyon dolara ulaştı ve krallık, toplamda 757 milyon riyallik bir milli gelir elde etti. Kral Suud’un savurganlığı ve devasa harcamalarına rağmen saltanatının son yılında krallığın milli geliri toplamda 500 milyon dolara ulaşmıştı.[1]

1959’a kadar Suud krallığında ilk petrol bazlı devlet bütçesi oluşturulana kadar devletin parası ve kraliyet hazinesi arasında bariz bir ayrım yoktu. Nitekim Kral Abdülaziz de Ortaçağ’da halifelerin yaptığı gibi devlet parasını kendi kişisel mülkü olarak değerlendirmişti. Krallığın modernizasyon süreci içerisinde Maliye Bakanlığı, devlet parasının yönetimini üstlenmek ve kraliyet ailesi ile devletin finansmanı için tahsis edilen parayı ayırmak için kuruldu. 1958–59 bütçesine göre veliaht ve hanedanlık mensupları yüzde 17’lik bir pay sahibiyken, kralın kendisine de yüzde 19’luk bir pay ayrılmıştı. Babası Kral Abdülaziz’in aksine Kral Suud, özellikle petrol gelirlerinin kademe kademe artmasıyla birlikte savurganlığı devasa boyutlara taşıdı.

Petrol gelirlerinin kraliyet ailesine getirdiği refah

Kral Suud döneminin en büyük harcamalarından biri Nasıriye kentinin yıkılarak tamamen yeniden inşa edilmesi oldu. 8 kilometrekarelik kente 8 milyon riyal değerinde onlarca saray yapıldı, 43 milyon riyallik bir altyapı inşa maliyeti söz konusu oldu. Bununla birlikte Kral Suud, saraylarının her eskidiğini düşündüğünde kent yeniden yıkıldı ve belli zaman aralıklarında tekrarlanan bu uygulama tamı tamına 850 milyon riyale mâl oldu. Nasıriye kentinde prensler için okullar, spor ve sinema salonları ve paranın satın alabileceği daha birçok lüks bulunuyordu. Bunların arasında Kral Suud ve oğullarına aylık 350 bin dolar karşılığında yemek hazırlayan Amerikan restoranları da vardı. Diğer yandan Amerikalı personeller, Nasıriye’de yer alan tüm tesisleri denetliyordu. El-Harc Çiftlikleri Projesi, Nasıriye’ye süt, tereyağı, tavuk, et vs. besinleri sağlamak için özel olarak kuruldu ve bu projenin maliyeti 27 milyon dolardı.[2]

Eşzamanlı olarak o dönem El-Ahsa valisi iki deveyi çaldıktan sonra kesip yedikleri için 300 Bedevinin ellerini kestirmişti ve çalınan develerin bedeli olarak hepsine 600 riyal para cezası kesmişti.[3] Aslında Kral Suud, babasının izinden gitmişti. Abdülaziz de ucuz iş gücü olarak kullandığı Bedevileri düşük ücretlere mahkûm ediyordu.[4]

İdari örgütlenme

Kral Abdülaziz dönemindeki basit yönetimden farklı olarak petrolün keşfi ve dönüşen ekonomi, krallıkta karmaşık idari yapıların kurulmasına neden oldu.

1951 yılına kadar ülkede sadece üç bakanlık vardı; 1930’da kurulan Dışişleri, 1932’de kurulan Maliye ve 1946’da kurulan Savunma Bakanlığı. 1951 ve 1954 yılları arasında bunlara Eğitim, Tarım, Ulaştırma, Ticaret ve Sanayi Bakanlıkları da eklendi. 1960 ve 1962 yılları arasında bunlara altı bakanlık ve üç bakan daha eklendi. Bunun yanı sıra 60’lı yıllarda demiryolları, havaalanları, madenler ve petrolün yönetim ve idaresi için yeni kurumlar oluşturuldu.


Kraliyet ailesinde refahın olağanüstü bir şekilde yükselişi ve Bedevi toplulukların gittikçe daha da yoksullaşması, sol eğilimli muhalif hareketlerin, özellikle de Nasır el-Said’in beslendiği temel toplumsal problemi tanımlar.

III. Bölüm, “Vahhabi ulemaya laik rakipler yaratmak” yakında…

Notlar:

[1] Fouad Al-Ibrahimi, “Arabian Peninsula Magazine”, No. 16, Mayıs 1992, s. 28.

[2] Nasser Al-Saeed, “Letter to King Saud”.

[3] Nasser Al-Saeed, “History of Al-Saud”, s. 547.

[4] New Peninsula Newspaper, “The Saudi State” başlığı. Tarihsiz ve adressiz bu gazeteyi, 1970 yılında Güney Yemen’de Demokratik Halk Partisi çıkardı.