Değişim Zordur: Mahallenin Gençleri

Bu yazıyı yazmayı o kadar çok erteledim ki hep bir bahane bulup bir türlü yazamadım. Aslında iyi ki de yazmamışım diyorum. Çünkü bu süreçte bu yazıyı tamamlayacak şeyler oldu. Dünkü olaydan sonra artık yazma zamanı geldi.

Yazının konusu mahallenin gençleri. Bu gençlerin yaşları 13–18 yaş arasında değişiyor. Hepsiyle çok iyi muhabbetim olmasa da yaklaşık 20 kişilik bir gruptan bahsediyorum. Ben onlarla konuşurken bir takım gözlemler yapıyorum. Çünkü şahsen gençleri yetiştirme konusunda dertliyim.Ben hemen onlarla yaşadığım olaylara geçmek istiyorum.

Bu gençlerden biri. Adaşımdır. Zamanında amatör bir takımda oynuyormuş. Ama yedekmiş. Bir süre sonra yedekliği kabullenmeyip takımdan ayrılmış. Hatta futbolu bırakmış. Lakin onun yerinde oynayan futbolcu 1 hafta sonra ciddi bir sakatlık yaşamış. Haliyle bizimki fırsatı kaçırmış. Burda benim anlatmak istediklerimi 18 yaşında Manchester City’e transfer olma başarısı gösteren Enes Ünal çok güzel anlatmış.(Olaylar 3 Enes etrafında dönüyor.Güzel tevafuk)

“Burada alt yaş gruplarındaki yetiştirilme çok önemli. Önceki senelerde çalıştığım bir hocamız “Genç oyuncunun top kaybetme lüksü yok!” diye bağırırdı; burada ise kaybedilen her toptan sonra herkes birbirini motive ediyor. Genç oyunculardan tek istedikleri çaba göstermeleri. Bu kadar basit ve net! Bu arada, yapılan hatadan sonra gelen motive edici söylemler, yapılan en ufak iyi hareketten sonra yerini alkışlara ve övgülere bırakıyor. Her yönüyle sizi mental olarak ileriye taşımayı amaçlıyorlar yani.”

Yani gençlerden isteyeceğimiz sadece çaba göstermeleri ve sürekli onları motive etmek olmalıdır.

Yine aynı genç arkadaşın liseye başlayacak bir kardeşi var. O zamanlar lise tercih dönemiydi. Ben de sordum tabii nasıl tercih yaptınız diye. Sağlık Meslek Lisesi düşünüyorlarmış. Neden diye sorduğum da sağlıkta çok açık varmış babasının tanıdığı öyle söylemiş. Peki güzel dedim. Kardeşin sağlık meslek lisesinde okumak istiyor mu? Cevap hayal kırıklığına uğrattı: Ona sorulacak bir şey değil.

Toplum olarak bir kanayan yaramız beliriyor. Büyüklerimiz ne derse onu okuyoruz veya o işi yapıyoruz. Gençlere hiç soran yok. Yeteneğin nedir? Ne olmak istiyorsun? Klasikleşmiş okuyun, ya topçu ya popçu olacaksın gibi sözlerle yetişen gençlik büyüyünce rüzgar nereye onlar oraya savrulup gidiyor.

Bizim gençlerden sadece bir tanesi ne olacağına karar vermiş.O da model olmak istiyormuş. İşe de başlamış.Ben şahsen destekliyorum. Ama bizim toplumda modelliğe karşı da bir önyargı var. Diğer gençler onunla dalga geçiyorlar.

Başka bir genç arkadaşa geçelim. Bir gün yolda giderken bir jeep görüyoruz.Aramızda aynen şöyle bir muhabbet geçti.

Murat:Bu araba ablamın hayali ama rüyasında görür.

Ben: Sence o arabayı süren adam o arabayı nasıl almıştır?

Murat:Babasından miras kalmıştır.

Ben: Peki babası bu kadar miras bırakacak kadar parayı nasıl kazanmıştır?

Murat: Çalışarak.

Ve ikimiz de sustuk :)

Gelelim yazıyı artık yayınlamalıyım dediğimi olaya. Dün akşam gençlerle maç yaptık. Maçtan sonra adaşım olan genç arkadaş eve dönerken bana geçtiğimiz Haziran ayında oynanan Türkiye-Bulgaristan maçını tribünde izlerken bana kitap okumanın önemini anlatmıştın. Ben de o gün bugündür kitap okuyorum. Ve dikkat ettim ki daha güzel konuşuyorum dedi. O an öyle mutlu oldum ki birkaç saniye hiçbir şey söylemeden kendi içimden ben o gün ne anlattım ki acaba ona dedim. Ve iki şey fark ettim. Birincisi sürekli kendime soruyordum ben bu gençlere bir şeyler anlatıyorum ama bir şeyler değişiyor mu diye. Evet değişiyormuş.İkincisi ise bu gençlerle bir araya gelince onlara bir şeyler öğretirken kendimi kaptırıyorum. Demek ki bunu severek yapıyorum.

Evet değişim zordur. Ama ben zor olan bu işe talibim.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.