Darbe Neden Olmadı?

Birkaç yıl önce, bir bekar evinde, Suriye mültecisi bir Arap bir genç ile tanışmıştım. Evde kalan tek Arap oydu.

Sohbet ilerleyip de Suriye’deki hayatına gelince, savaştan önce spor salonlarında eğitmenlik yaptığını öğrenmiştim. Zaten dış görünüşünden de belliydi… Belki sohbetin samimiyetinden belki de o zamanlarda üstümüze dökülen medya etkisinden, sorduktan sonra beni utandıran bir soru çıktı ağzımdan. Dedim “Kas, spor falan da tamam. Neden kalıp savaşmadın?”

Bana uzun uzun titreyen gözlerle, bozuk bir Türkçe ile , araya giren İngilizce ve Arapça kelimelerle uzun uzun anlattı. Anladıklarımın özeti şu; Suriye bizim buradan gördüğümüz gibi, hatta görmediğimiz gibi bile değil. Çok fazla savaşan taraf var. Bizim tabirle at izi it izine karışmış. Savaşan taraflardan biri, bu gencin babasını öldürmüş, diğeri abisini 3 yıldır rehin tutuyor. Rejim askerleri, Özgür Suriye Ordusu, Pkk’nın Arap dünyası versiyonu PYD, DEAŞ ve bunların ayrı ayrı taşra teşkilatları, sadece savaşmak için gelmiş paralı, yabancı askerler, aşiretler… Liste uzayıp gidiyor. Kiminle, kime karşı savaşacaktı?

Ya Olsaydı…

Şimdi düşünüyorum da ya darbe başarılı olsaydı. Siz de düşünün: bir tarafta Fetö taraftarları ve hain askerler, diğer yanda halk ve polis, PKK, DEAŞ… Devlet yapısı çöker çökmez daha geçtiğimiz aylarda denen özerklik iddiası ile Pkk doğuda bir cephe açacaktı, DEAŞ ise Türkiyede bulunan militanlarına, karmaşık ortam ile akılları karıştırılmış sempatizanlarını da ekleyecek ve bir cephe olacaktı… Ülkeden kaçanlar, yerel silahlı çeteler, bölgesel savunma yapan milisler, terör örgütlerinin taşra teşkilatları, kızıl haç çadırları, Ege sahillerinde boğulmuş çocuklar, yıkık veya delik deşik binalar, Birleşmiş Milletler müdahalesi falan…

Tanıdık geldi mi yukarıda anlattığım çerçeve. Bunu daha önce defalarca gördük değil mi?

Başka Bir Arap

Sokağımda bir Arap bakkal var. Baba, oğul işletiyor. Oğul muhtemelen yirmi yaşlarında, hastaymış hissi verecek kadar zayıf bir genç ama Türkçe’si iyi, babada Türkçe kötü ama esnaflık ezberde.

Birkaç gün önce ekmek almak için bakkallarına gittim. Kapıda üç kişi oturuyorlardı.

Baba, oğlu ve şişman, sakallı, daha yaşlı bir Arap dede. Ekmeği aldım. Oğlan “iki liiira" dedi. “i” ler bir elif miktarı çekip, “r”leri damakta yuvarlayarak. O sırada küçük bir televizyonda, uydudan bir Arap kanalı açık. Haberler var, Türkiye’den haberler.

Ne diyor?” diye sordum oğlana.

Burayı anlatıyor” dedi, tecvitli bir Türkçe ile.

Burayı da Suriye gibi, Irak gibi yapmaya çalıştılar ama olmadı" dedim.

Vallahi aynı” dedi oğlan.

O arada sohbetimizi duyan babası, kapıda beraber oturduğu yaşlı adama tercüme hizmeti veriyordu. İhtiyar Arap amca birden celallendi ve gözlerimin içine bakarak bir şeyler anlatmaya başladı. Anlattıklarının tamamını anlamasam da aramızdaki ortak lügatten tanıdık kelimeler bu konuşmanın ne minvalde olduğu hakkında ipuçları veriyordu: Vallahi, inşaallah…

Oğlan bana kesik kesik tercüme etmeye başladı:

Vallahi Allah hepimize yardım etti. İnşallah başarılı olamayacaklar. Meydanda uyudum 5 gece. Biz zulümden buraya kaçtık. Bütün Araplar, Çin’den kaçan Türkler, tüm mazlumlar… Burayı emin bildik. Buraya da saldırırlarsa gidecek bir yerimiz yok. Burada sizinle beraber öleceğiz.”

Burası İslamın son yurdu, mazlumların son kalesi. Burayı Allah koruyacak. Bizim elimizle koruyacak. Bizler meydana çıkacağız ve Allah bizim ellerimiz ile düşmanı helak edecek.

İhtiyar Arap dede biraz yatışınca ellerini açıp dua etmeye başladı, hepimiz amin dedik. Ne dediğini anlamadım. Ama sonunu tanıdım:

Ente mevlana fensurna alel gavmil kafiriyn.” Sen bizim Mevlamızsın, kafirler kavmine karşı bize yardım et.