‘mehmetçik’ değil ‘mehmet bey’

anti-militarizmle başlayan düşünsel yolculuğumda ne ara “her ananın oğlu asker olur ama her kızın sevdiği havacı olamaz” whatsapp grubuna düştüm hâlâ anlayabilmiş değilim. insanoğlu haber sitelerindeki yanar dönerli son dakikalarda “hükümetten bedelli askerlik müjdesi” yazdığını görmeyiversin cidden.

askerlik aslında yabancı olduğum bir şey değildi. astsubay, subay, general tüm rütbeleri ezberden sayarım, gördüğümde tanırım. babam albay emeklisi. ne kadar kaçınırsan kaçın askerlik sonunda ailenin de mesleği oluyor. yani hiç yoktan, babana laf gelmesin diye lojmanda ondan daha üst rütbeli olanlara bir çocuk olarak senin de saygı duyman gerekiyor. bütün çocukluğum da bu gibi kuralların köküne kadar yaşandığı lojmanlarda, kışlalarda, askeri garnizonlarda geçti. bir gün babamın emrettiği o askerlerden birisi olduğumda ise işin hiç bilmediğim bir tarafını tecrübe etmeye başladım.

bedel?

babama göre askerlik, türklerin 2500 yıllık savaş tecrübesini muhafaza ettiği ve kurumsallaştırdığı yerdir. türkler’in beraberinde taşıdığı ve nesilden nesile aktardığı en önemli bilgidir belki savaşma tecrübesi. türkiye’de ezberi en yüksek ve muhtemelen de bu nedenle en sistemli -gibi görünen- yapılardan biri. peki bu kurumu bugün hala ayakta tutan reçete ne? hiç şüphesiz ilki askerliğe atfedilen yüksek maneviyat. işin ana dinamosu bu. ikincisi, toplumun bu maneviyata bağlı olarak şekillenmiş kabulleri ve gelenekleri. kız alıp verme olayı, iş verilmemesi, mahalle baskısını hissedebileceğiniz yerlerde askerlik yapmamış olanların “adam” sayılmaması. üstüne bir de anayasal bir zorunluluk bir araya geldiğinde askerlik, bu ortadoğu ülkesinde dünyaya gelen her erkek için çetin bir imtihana dönüşüyor. ben bugün geldiğimiz noktada askerliğin tam anlamıyla hayat adanması gereken bir meslek olduğunu düşündüğüm için bu maneviyata eşlik edemeyenlerden birisiyim. toplumun yerleşik kabullerine gelince de kendi üslubumca kafa tuttuğum şeyler yok değil. fakat anayasal zorunluluk, beğen ya da beğenme, katıl ya da katılma dinlemeyen, karşı koyamayacağım tek hüküm. bunu ben söylemiyorum tabi, yılın başında beyoğlu’nda kulağımda telefon, koşar adım tünel yokuşunu tırmanırken kolumdan tutup gbt için çeviren memurun sözleri. yoklama kaçağı olduğuma dair tutanağa imza attırdıktan sonraki sözleri yani.

tünel’de polislerin elime tutuşturduğu, yoklama kaçağı olduğuma dair kağıt

askerliği ve temel mantığını tanıdığım ama kendi karakterime ve hayatı algılayış biçimime hiç yakın bulmadığım için yüzbinlerce kişi gibi askerden kaçmak benim için de bir sanat haline dönüşmüştü. askerden kaçarken doktorasını vermek üzere olan arkadaşlarımın yanında lafı edilmez ama benim de bedelli askerlik beklentisiyle geçirdiğim, binbir takla atıp farklı yöntemler denediğim bir dönem yaşıyordum son yıllarda.

böyle bir çaresizlik anında insanoğlu, haber sitelerindeki yanar dönerli son dakika duyurularında “hükümetten bedelli askerlik müjdesi” yazdığını görmeyiversin. anti-militarizmle başlayan düşünsel yolculuğumda ne ara “her ananın oğlu asker olur ama her kızın sevdiği havacı olamaz” whatsapp grubuna düştüm hâlâ anlayabilmiş değilim. aradaki süreç çok hızlı oldu. şimdi yıllardır kaçtığım bu bedeli önce dekontla, sonra geride bırakmak zorunda kaldığım düzenimle ödeme vakti.

saçımı 3 numaraya vurdum. sakallarımı usturayla aldım. ne tuhaf, kendimi tanıyamıyorum. ama en az 3 hafta boyunca aynada göreceğim adam bu. merhaba ben. yere düşen saç sakal mı yansıtıyordu benim kimliğimi insanlara? bir anda sanki bana dair her şeyi evde bırakıyormuşum da, bedenimin bir kısmını hiç bilmediğim bir anadolu şehrine yolluyormuşum hissiyatı ve tuhaf bir ürperti sardı içimi. açtım google maps’te caddelerini, sokaklarını inceledim o anadolu şehrinin. yüzü buzlanmış bir sürü takkeli amca ve başörtülü nine sokak görüntüsü toplayan, üzerinde 360 derece kamera olan araca nasıl şaşkınlıkla bakmış. kendimi o bakışlara maruz kalıyor gibi hissetmeye başladım bile.

önce/sonra
“engin önder ankara, emret komutanım!”

ve bugün buradayım. sözde kütahya’da ama kütahya’dan çok daha büyük bu kışlada ufuk çizgisine yakın bir yerlerde görünen sıra sıra selvi ağaçlarının kışlanın sınırı olduğunu söyledi dün birisi. 13. bölük komutanlık binasının 2. katında, 32 numaralı koğuştaki 10 numaralı ranzada uzanmış yatıyorum. neyse ki ranzanın alt katındayım. garç gurç eden merdivenlerden inerken her seferinde acaba aşağıda uyuyanı uyandırdım mı endişesini taşımama lüzum kalmıyor. düşündüğümden farklı olarak yakamdaki cırt cırtta soyadım değil, kayıt masasında verilen 190 diye bir numara yazıyor. hava piyade er engin önder emir ve görüşlerinize hazırdır komutanım. havada kesif bir rutubet kokusu. binanın bu katı sadece bunu teneffüs edenlerin bilebileceği o meşhur erat kokusuyla kaplı. üzerimde kamuflajla geçirdiğim bu ilk cumartesi günü, sıcak suyun gelmiş olması adeta bir şenlik yerine çevirdi bölüğü. banyodan çıkan sıcak su buharının kokusunu alan herkes koğuşlarının kapısından kafalarını çıkartıp “beyler sıcak su mu geldi?” diye sorup saniyeler içerisinde havacı mavisi denilen renkteki havluları ve kiloluk hobby şampuanlarıyla duşa koşmaya başladı. şuraya geldiğimden beri gördüğüm en gerçek, en hayat dolu şey bu.

hayat dolu olan bir şeyi fark etmek çok kolay. bu sınırlar içindeyken hiçbir şeyi düşünmen, inisiyatif alman ve onu da geçtim, yaşam belirtisi göstermen dahi beklenmiyor senden çünkü. her şey komutanların tarafından senin adına düşünülmüş durumda ve bir protokole göre işletiliyor. sivil hayatımızda düşünmek zorunda kaldığımız hiçbir şeyi bu sınırlar dahilinde düşünmene lüzum yok. ne zaman kalkacağın, o gün ne yapacağın, yemeği nerede yiyeceğin, ne yiyeceğin, kaç kalori alacağın, kaç kalori yakacağın, ne iş yapacağın, işini yapacağın yere nasıl ulaşacağın, kime nasıl bakıp ne söyleyeceğin… her şey hazır — her şey. tek yapman gereken, sorgulamadan sana verilen emirleri harfiyen yerine getirmek. hayata dair vakit yaratman gerekmiyor bu meşgalelerle uğraşırken. hayat denilen şey, nasıl canlandırsam kafanızda, hmmmm, tabldot tepsisinde tatlı haznesine koyulabilecek kadar az. mesela “boş vakit olur okurum” diye yanımda orhan pamuk’un “kafamda bir tuhaflık” romanını getirmiştim; koğuşa sokmama dahi müsaade edilmedi. günün ilk alarmı 04:55, yat içtiması 21:30, reel uyku taş çatlasın 22:30 iken kitabı sokmaya izin verseler kaç yazar? o yorgunluk hâlinde okuyabilir misin ya da onu geçtim, çavuşlar koğuş koğuş gezip ışıkların kapanması için yırtınırken kitap okumaya yetecek herhangi bir ışık kaynağı bulabilir misin?

askeriyenin beni olduğum gibi kabul edeceğini düşünmemiştim ancak bütün sistemin beni ben yapan her şeyi yok edip farklılıkları tamamen törpüleyerek beni komutla hareket eden bir et parçasına dönüştürmek için yaratıldığı kısmını atlamışım. 21 gün için de olsa askeriye askeriyedir. tüm titrlerimiz ve sosyal statülerimiz sivil eşyalarımızla birlikte valizhaneye kaldırılmış gibi.

5117 tane adam o kamuflajları giyince tek renge indirgendi bir kere, geçmiş olsun. ahenksiz hareket etse de, aksırıp tıksırsa da dışarıdan tek renk olarak görünüyor. farklı hayalleri, düşünceleri, inançları ve inançsızlıkları olan 5117 tane adam hakî tonlarda bir yığın görüntüsünü öyle ya da böyle verebiliyor.

gel gelelim “yığın olmak” hiç benlik bir şey değilmiş.

karakteristik özelliklerim, toplumda kabul gören ve en iyi yapabildiğimi düşündüğüm kabiliyetlerim olmadan ben kimdim? emir buysa 21 günlüğüne bir et parçası olmaktan yana hiç itirazım yok ama kafanızda canlanan türden bir et parçası olmadığıma dair bahse girebilirim. her emri sorgulayan, aklına yatmayan şeyi gönülsüzce yerine getiren, zayıf bir et parçası olarak bir ordunun ihtiyaç duyduğu şeyin ben olmadığımın belki biraz fazlaca farkındayım. ve belki biraz fazla hayıflanıyorum.

askerliği “mehmet bey” olarak geçirdiğimin kanıtı niteliğinde bir fotoğraf, rütbeleri bilenler fotoğrafın mucizesini tespit edebilir.

ama bir noktada haklıyım. her ne kadar geçenlerde lafladığımız çavuşun deyimiyle “mehmetçik”ten daha çok “mehmet bey” muamelesi görüyor olsak da, çavuşların hepsi kendi acemi eğitimlerinin çok daha zor olduğunu, ilk geldiklerinde dayak yediklerini, her gün cezalar aldıklarını anlatsa da, komutanım dediğimiz bu çavuşlar 20 yaşında adamlar. hepsi kardeşimle yaşıt, belki daha küçük. bedelli er olarak bu kışlaya giriş yapan en genç adam ise 25 yaşında. üst ranzamda yatan ali’nin tek maaşla dönen evinde bekleyen 4 çocuğu var. karşı ranzada yatan serdar abi 40 yaşında, 5 çocuklu. çocuklardan biri bu çavuşla yaşıt. serdar abi askere 1 sene daha geç gelse oğluyla birlikte girebilirdi bu kışladan içeri. dolayısıyla ununu elemiş eleğini asmış insanları 21 günlüğüne mehmetçik yapmanın kime ne faydası var bunun yanıtını bulamadım askerlikte. oğlun yaşındaki birine “emret komutanım” çekmek, emir almak, papara yemek, azar işitmek 21 günlüğüne buraya gelen bir adamın hemen adapte olabileceği türden bir hava değişimi değil, emin olun. buraya gelenler, şunu şimdiden kendilerine tekrar etmeye başlasalar iyi ederler: askeriye, yerçekimsiz bir ortam. buradaki düzen, hiyerarşi ve kurallar dış dünyadaki gibi yaşa veya hayat tecrübesine göre değil, orada geçirilen zamanın uzunluğuna ve rütbeye göre ayarlanır. o nedenle de 20 yaşındaki adamdan azar yiyen 40 yaşındaki çoluklu çocuklu adamlar için daha da çetin bir imtihan askeriye.

21 gün boyunca koğuşta altlı üstlü ranzalarda yatıp aynı şeylere küfrettiğimiz adamlar

bir öğrenme açlığıyla buraya gelmedim ama bir tür hayatta kalma refleksiyle tüm algılarını açarak yaşadığın bir ortamda 3 hafta bile geçirsen bir şeyler alıp gelirsin. her gün yaklaşık 18–19 saat ayakta durduğun, oturmak ya da kalkmak için komut beklediğin bu yerçekimsiz ortamda geçirdiğim sürede tespit ettiğim en önemli şey, askerliğin genel türkiye ortalaması için ailelerin ve okulların sunamadığı, yakın vadede asla da sunamayacağı türden benzersiz bir kaynaştırma eğitimi ve fırsat eşitliği sağlayan bir ortam olduğu. türkiye’de benim eriştiğim sosyal ve finansal imkanlara erişemeyen milyonlarca insan için ordu muhteşem bir fırsat. atıyorum; van’da okula, hastaneye, bilgiye, teknolojiye erişemeyen insanlar, asgari bir düzeyde bu saydıklarımın tamamına bir şekilde sahip olabiliyor bu şirinler köyü’nde. 20 yaşında askere gelip 3 aylık yoğun bir eğitimle koluna iki pırpır takarak çavuş olan yasin çavuş, binlerce eri yönetmeyi, disiplini, sorumluluğu öğrenebiliyor, yönetimsel kabiliyetler kazanabiliyor. askerliğinin 6. ayında, vizite çavuşu olarak idari bir görev yapan muhammet’in günde 3 kere askerlerin reçeteli ilaçlarının tabletlerini kesip onlara dağıtması ve bu süreci takip etmesi, sivile çıktığında eczacı kalfalığı yapmakla ilgili kafasında bir ampul yakabiliyor. bu bakımdan askerliğin türkiye’de asgari düzeyde fırsatları dengeleyen bir kurum işlevi olduğunu fark ediyorum.

zaman geçmek bilmiyor

ortamda inanılmaz bir insan kaynağı, sivildeki her şeyini dondurup gelmiş devasa bir işgücü, bir sürü meslek erbabı var ama aksi gibi yapılacak iş yok. günlerdir hizalı sıralar oluşturup hizayı bozmadan tırtıllar gibi bir oraya bir buraya uygun adım yürüyoruz. yürüdüğümüz yerde sağa sola dönüyoruz, sonra tekrar ilk hareket noktasına gelip öylece park ediyoruz kalabalığı. bu süre içinde eğer kalabalık homurdanmaya ve birbirleriyle konuşmaya başlarsa ağzımıza bir marş tutuşturuluyor. eğitim marşları. benim de şu an içinde olduğum hava piyadeleri, bir harp durumunda sıhhiyecilerden bile sonra “allah allah” diyerek savaş meydanına gidecek olan bir sınıf olmasına rağmen bir sürü komanda marşını kendine uyarlamış. baksanıza; akşam 10'da uyuyan, şarjörsüz tüfeklerle silah nöbeti tutturulan adamlar için fazla cesur bir marş gibi sanki:

“biz dağlara atarız pusu,
haram oldu gece uykusu,
havacıya bir yudum su,
vermez misin kütahya kızı?
bir elinde el bombası,
bir elinde kasaturası,
sırtında da sırt çantası,
13. bölük aslanları”

neyse, soran olursa acemi eğitiminde f-16'dan f-16'ya atlarken şarjör değiştiriyorduk diye anlatırsın, kim bilecek?

21 gün boyunca temel askeri eğitim denilen yat, kalk, uygun adım yürü, sürün, ateş et vesaire gibi şeylerin yanında bedelli erler, diğer tüm acemiler gibi iş mangası denilen görevlere de sürülüyor. bir sağlık sorunu üzerine aldığım eğitim-spor istirahati nedeniyle eğitime katılmadığım zamanlarda da temizlik kıtasında değerlendirdi komutanlar beni. “buraların da tozu mu alınır?” diyebileceğiniz her yerin tozunu aldım, mop ve çekpas yaptım. her ananın oğlu asker olur ama yangın dolabındaki hortumların tozunu almak, nasıl diyor siz, her kızın sevdiğine nasip olmaz… şirinler köyü’nde birilerinin şirin çileklerini toplaması, birilerinin de bulaşıkhanede şirin tabldotlarını yıkaması lazım. yemekhanede yemek sevk ve ikmâlinde, tuvalet-banyo ve çevre mıntıka temizliğinde çalıştım.

askeriye, 24 saatin ne kadar uzun bir zaman dilimi olabildiğini deneyimlemek için de benzersiz bir fırsat doğrusu. saniye atmıyor, dakika bitmiyor, saat zaten hiç oralı değil; yok abi yok, gün bir türlü geçmiyor. ilk günlerde verilen her görevi kısa sürede bitiriyor, yeni görev istiyordum çünkü zamanın böyle daha hızlı geçeceğine dair saçma bir düşünceye kapılmıştım. meğerse 2x yavaş hareket edip zamanı bükmekmiş sihirli formül. koridora paspas yaptım bitirdim geldim, bir baktım benimle birlikte temizlikte görevli olan adam bütün o süre boyunca musluğu en kısıkta açıp şıp şıp damlayan musluktan ancak bir kova su doldurmuş. gelip ona sormadan musluğun tazyiğini artırınca “lan manyak mısın bırak yavaş dolsun” diye uyardı beni. üstüme kamuflajı giydiğimde değil de, tam orada anladım askeriyede olduğumu. hadi 21 gün kısa süre, gelip geçer ama 12 ay bu değer sistemiyle yaşayan bir insan geri dönüp nasıl üretken olabilir, nasıl topluma karışabilir anlayabilmek çok zor.

havada barut kokusu

temel askeri eğitim programında bugün günlerden atış günü. bölük binasının içinde kilitli tek kapı olan ‘silahhane’ bugün açıldı. önündeki nizami sırayı takip ederek adımıza zimmetlenen g3 piyade tüfekleriyle atış talimi yapacağız. elime silahın döküm kokusu sinmiş, havada geçmeyen bir barut kokusu. 4 kilo 250 gramlık bu demir yığını, ordunun envanterine girdiği 1970'lerden bu yana erler tarafından kullanılan bir tüfek. gerçek mermilerle yapılacak olan 3 atış, daha mermi henüz patlamadan hiç tahmin etmediğim bir gerginlik yayıyor ortama. bölükte yanyana koğuşlarda kaldığımız 335 erkek, 335 silah ve bu sürünün başındaki çavuşlar, atış alanına doğru adî adım yürüyüşe geçince bu ortama zorla getirilmiş ve şimdi de eline silah tutuşturulan 335 erkek, yani eğer hesaplamamda bir hata yoksa 670 taşak, ziyadesiyle fazla bir erkeklik saçarak ilerliyor sağa sola. ve şu da bir gerçek ki eğer elinde bir silah varsa, daha kolay sinirleniyorsun. ortama salınan kötülük ve negatif enerji, insanlar arası ilişkilere de olumsuz etki ediyor. düşünsenize; bir tugayda toplamda 5117 adam, açık havadaki atış sahalarında 3 el manevra mermisi denilen kuru sıkı, 3 el de gerçek mermi ile atış denemesi yapıyor. yüzde 99.9'u silaha elini sürmemiş insanlar. 30 bin kurşun sesi eko yapıyor 1 gün içerisinde. bambaşka bir psikoloji. bu insanın gündelik temposundan çok ayrı bir şey. tıpkı atışlar başladıktan bir 10–15 dakika sonra atış alanında bir taşa çarparak seken ve yüzlerce askerin sadece 3–4 metre tepesinden havayı yararak geçen kurşun gibi. o an çömelmiş, atış sırasını bekleyen yüzlerce adam tek renkti ve hepimizin hayatları o anda eşit derecede değersizdi. insanın öz saygısını büsbütün yitirmesi için ne kadar da yeterli bir an.

atışlarda 3'te 0 yapmışım. gözüm 25 metre uzaktaki bırak hedefi, hiçbir şeyi tam görmüyor. belki arkadaşlarım arasında daha az erkeğim bu karavana atışlar yüzünden ya da belki elime silah aldığım için daha çok adamım dışardaki herkesten. toplumun yargılarının en yoğun olduğu bu dipsiz kuyu sona erdi ama o ya da bu şekilde. tüm bunlar bir yandan aklımda dönerken fark ettim ki, atışlar bittiğinde askerlik de bitmiş oluyor. 21 gün bedelli erleri muhtemelen bu gün için topluyorlar. bu nesilden nesile aktarılan savaş tecrübesinin kısa da olsa bir demosunun yaşanması için. toplumsal bir bilinçaltının hortlaması nedeniyle burdayız belki de gerçekten.

özgürlüğün tadı

özgürlüğün tadı belki güzel bir çaydır, belki de çekirdeksiz, tatlı bir mandalina. en azından benim için öyle oldu. astsubaydan askerliğin bittiğine ve kışladan çıkış yapabileceğime dair terhis belgesini aldıktan sonra bölükten nizamiyeye kadar olan 3 kilometrelik yolu elimde bavulla ölümüne bir süratle koştum. pantolonum belimden düştü, nefes nefese kaldım. özgürlüğün tadı o an biraz mide öz suyuyla karışmış olsa da ben mandalina tadıyla hatırlamayı tercih edeceğim.

farklılıklarımı, alışkanlıklarımı ve lükslerimi çok özledim.


bedelli askerlik sözlüğü

şafak coni moni

uzun dönem askerlerin şafak hesaplamasında artık son demlere gelindiğini ifade eden, şafağı 20 olan askerlerin şafakları sorulduğunda verdiği yanıt. bedelli askerlerin şafak sayımı doğrudan coni moni ile başlar.

şafak comolokko

şafağı 10 olan askerlerin şafakları sorulduğunda verdiği yanıt. bedelli askerlerin askerliğin yarısını yediğini gösterir.

şafak papi chulo

şafağı 5 olan askerlerin şafakları sorulduğunda verdiği yanıt. bedelli askerlerin askerliğin son haftasına girdiğini müjdeler. gerisi zaten tören provası, akar gider.

şafak doğan güneş

şafağa varmadan 1 gün öncesindeki şafak ifadesi.

android

dünyanın geri kalanı için google’ın geliştirdiği akıllı telefon işletim sistemi olabilir ancak askeriyede her türlü akıllı telefon için kullanılan genel terimdir. iphone da olsa onun adı artık android kardeşim. askere android getirmek yasaktır, getirenlerinse yakalanmaması gerekir.

kasatura nöbeti

şarjörsüz tüfeklerin olduğu silahhane katında gündüzleri 3, geceleri 2 saat olarak tutulan nöbet türü. 21 günde bölükteki her asker tarafından en az 1 kez tutulur.

yılan gibi çözül

nokia telefonlardaki snake oyununu oynayanların kolaylıkla algılayacağı bir emir. yüzlerce kişiden oluşan bir sıranın bir başından çözülmeye başlayan sıranın ikinci sıradan devam ederken tıpkı bir yılanın gövdesinin devamı gibi “s” çizerek uzamasını emreden, özellikle yemekhane sıralarının tespitinde kullanılan benzersiz bir buluş.

sağ baş sabit dirsek temas aralı hiza

her içtimada alınması gereken nizami sıra. ilk sıraların sağ başta duran adamın konumundan hiza alıp sol kollarını bellerine dayayarak yanındaki adamla arasındaki mesafeyi tespit ederek oluşturduğu düzen. askeriyede her şey bu komutla başlar. konyalı bilim adamlarının araştırmaları göstermiştir ki, kainatın başlangıcı sanılanın aksine big bang ile değil sağ baş sabit dirsek temas aralı hizaya gelinerek oluşmuştur.

çömel!

dizleri kırarak çömelme pozisyonu alınması emri. bölükteki herkesin senkronize şekilde çömelme pozisyonu alması gerektiğinde cümle içinde kullanımı “son sıra hariç aynı anda çömel!” şeklindedir.

çök!

sol bacak öne atılıp sağ bacağın yavaş yavaş kırılarak sonunda sağ ayağın üstüne oturma pozisyonuna geçilmesi emridir.

rahat otur!

kalan bütün pozisyonların rahatsız oturuşlar olduğunu kabul eden, komutan tarafından verilir verilmez cevaben yüksek sesle ve hep bir ağızdan “sağol” diye bağırıldıktan sonra oturma pozisyonu alıp bağdaş kurulması gereken emir.

kalk!

çömelen, çöken veya rahat oturan askerlerin ayağa kalkıp yeniden sağ baş sabit dirsek temas aralı hizaya gelmesi emri.

yatak istirahati

bedelli askerlerin en fazla 2 günlüğüne sahip olduğu istirahat. 2 günün üzerinde alacağınız yatak istirahatleri askerliği uzatır. yatak döşek hasta da olsanız kamuflajları çekip sabah içtimasına, karşılama içtimasına, kahvaltıya katılıp yatağa dönmeniz, akşam içtiması ve yat içtimasına ise yine kamuflajla katılmanız beklenir. düşünüldüğü kadar kebap olmayan bir istirahat türüdür denilebilir.

terlik istirahati

botu yüzünden tırnağı zarar görenlere, hemoroid hastalarına direkman basılan istirahat türüdür. eğitimlere katılmamayı, bot yerine terlik ya da spor ayakkabıyla dolaşmayı mümkün kılar. underrated bir istirahat türü olup uzun süre terlik istirahati alan askerler, arkadaşları tarafından “terliksi” sıfatıyla çağrılırlar. istediği kadar alınabilir ve askerliği uzatmaz.

spor men istirahati

çürük olacak kadar ağır bir durumu olmadığı tespit edildiği için askere gelen ama askeriyedeki spor hareketlerini yapamayacak kadar bir sağlık problemi olanların viziteye çıkıp alabileceği istirahat türü. spor hareketlerine katılmamanızı sağlar. meraklanmayın, askerliği uzatmaz.

badi

askeriyenin facebook algoritmalarına ilham veren, resmi adı “can dostum” olan sosyalleşme ve üretkenlik uygulaması. askerde bölüğe senden bir önce ya da bir sonraki sırada kaydolan kişi, senin “badi”n yani “can dostu”n olur. bu kişinin firar edip etmediğinden, uyanıp uyanmadığından, ortadan kaybolduğunda nerede olduğundan falan hep sen sorumlusundur. onun sorumlulukları, kendisinin yerine getirmemesi durumunda senin sorumluluğun olur. örneğin; badinin yemekhanede çalışması gerekiyorsa ve o gün hastaysa, yemekhane görevine onun yerine sen gidersin.

istihkak

istihkak, askeriye içindeki komünist iktisadın metodolojisidir. her kaynak, talep eden ya da etmeyen her askere eşit olarak bölümlenir ve dağıtılır. istihkak olan kaynağı tüketmek zorunludur. örneğin; her öğünde her askerin 3 dilim ekmek hakkı vardır. zayıf birinin 2 dilim alması ya da şişman birinin 3 dilim yetmeyeceği için 4. dilimi istemesi, istihkakın eşit olarak dağıtılmamasına sebep olacağından emirle yasaklanmıştır. aksi her durum, tespit edilmesi durumunda emre itaatsizlik olarak değerlendirilir.

beyler sıcak su var mı?

kesif erat kokusunun hakim olduğu anlarda, yarı baygın bir biçimde sorulan, yanıtı genellikle “var ama az akıyor” olan heyecanlı asker sorusu.

viziteye çıkmak

karşılama içtimasından sonra vizite çavuşuyla birlikte hastaneye gidilmesi durumu. tost, soda gibi dünya nimetlerine erişim sağlanabilen, dış dünyayla temas kurulabilen ne de kutlu bir gündür vizite günü.

mıntıka

her bölüğün sahip olduğu sorumluluk alanı. bu mıntıkanın kullanımı, temizliği, güvenliği tamamen o bölüğün sorumluluğu. mıntıkanın bir adım ötesindeki hiçbir şey seni ilgilendirmez. mesela senin mıntıkanın bir adım ötesinde yerde gördüğün bir sigara izmaritini yerden almayacaksın, o bölükten biri almalı.

arkadaşının ensesinde kaybol

kulağa bir çeşit erkek erotizmi gibi geliyor olabilir ama bu bir emir. burada komutan, “sağ baş sabit dirsek temas aralı hiza” aldığında önündeki adamın önündekinin ensesini görmemeni emrediyor. çizgi gibi bir sıra oluşturmak için olmazsa olmaz bir rutin.


6–26 ekim 2018 arası kütahya’da geçirdiğim 21 günlük bedelli askerlikten gözlemlerim, notlarım ve günlüğümden alıntılar