zuckerberg’e kızamıyorum çünkü ben de zuckerberg’tüm

facebook’un türkiye’de popüler olmasından önce, 2006 yılında bir web sitesi kurdum. istanbul’daki tüm lise öğrencilerini bir araya toplamayı amaçlayan bir siteydi: “lisedeyiz.biz” geçen gün zuckerberg’ün kongre’deki ifadesini izlerken tam o koltukta kendimi gördüm. lisedeyiz.biz’i kapatmak zorunda kalmamla sonuçlanan olayın olduğu güne, 2006 yılının sonlarına gitti kafam. bu kez senatör, dijital uygarlığıma suçüstü yapan edebiyat hocasıydı.

yonja’nın terk edilip facebook’un türkiye’de yoğun olarak kullanılmaya başlandığı 2007 yılının hemen bir yıl öncesi. 2006'dayız. msn messenger’da “ne dinliyorum” özelliğiyle ortalığın tozunu kaldırıyor herkes. çevrimdışı modda pusuya yatıyor falan. ekşi sözlük’te de yeni yazar olmuşum, miğferdibi. medyayla ilgili ilk hayaller. bir yandan da bir sürü web sitesi işletiyordum o günlerde. bazıları çıfıt çarşısı türünde portal. bulduğum her şeyi ekliyordum. bazıları aktivist. küresel ısınmayla ilgili vardı mesela bir tane, dunyaeldengidiyor.com. bazılarıysa fan sitesi. özge özberk, vildan atasever, burçin terzioğlu… dönemin yükselişteki genç oyuncuları. anket yapıp insanların kimleri merak ettiğini öğrenip bu oyuncuların fan sitelerini açıyorum. hatta bu sitelerden özge özberk’inki baya uzun yıllar devam etti, iş ciddiye bindi ve resmiyet kazandı falan. bu web sitelerini para kazanmak için açıyordum. ‘click’ gelsin ve o gün için internetteki tek geçerli webmaster motivasyonu olan reklam gelirini yaratabileyim diye.

lisedeyiz.biz ise şahsi bir projeydi. bir kere ben lisedeydim. “dünyayı birbirine bağlamak” değil ama işte o yaşta kendi dünyam için büyük bir misyon olan istanbul’daki liselerde okuyan kendi yaşıtlarımı bir araya getireyim düşüncesi beni çok motive ediyordu. bir sosyalleşme alanı olması ve bunun üzerinden nüfuz elde edebilmeyi istedim spesifik olarak. bu türde bir sosyal sermaye ve nüfuz, her zaman çantalar dolusu paradan daha çekici gelmiştir. şu ana kadar da medya alanında gördüklerim beni yanıltmadı. medya sahipliği, insanların zihinleri üzerinde sınırsız ve kontrolsüz güç isteği dışında hemen hiçbir şeyle ilişkili değil. bu yönüyle medya, insan var oldukça var olacağını düşündüğüm bir alan. maddi anlamda çok kötü bir iş alanı, çok kötü bir maddi yatırım. dünyada da, türkiye’de de durum çok farklı değil eğer bu zararı, iktidar hariç hiçbir şeyin vermediği o tuhaf güçle telafi etmiyorsan. insanların nasıl sosyalleştiğini sayılarla ifade edebilmek çok büyük bir güç. 2 milyar insanın her hareketini izleyerek bu dataya sahip olduktan sonra kontrolü kaybetmemek mümkün değildir herhalde.

her neyse, lisedeyiz.biz. tüm okullara dair bilgilerin yer aldığı bir dizin ve forumdan oluşan bir web sitesi. şimdi hard diski karıştırırken hem forumun sql dosyasını hem de sitenin bazı sayfalarını buldum da; 80 anadolu lisesi, 42 özel lise, 1 devlet fen lisesi varmış sistemde kayıtlı. hem okul tanıtımları hem de forumda alt başlıklarıyla birlikte kategorileri var.

öyle inanıyordum ki bu insanların iletişiminin lisedeyiz.biz üzerinden sürmesi gerektiğine, bir lansman kampanyası bile planlamıştım. cemil ozalit’te flyer’lar bastırıp lise çıkışlarında direklere, çöp tenekelerindeki haşere ilaçlama ilanlarının hemen yanına yapıştırdım. VİZYON. babam, iş yerinde arkadaşlarına dağıttı liseye giden çocuklarına versinler diye. lojmanda her binanın girişine astım lise öğrencileri eve girerken görsün diye. kendi lisemde de arkadaşlarıma söyledim, onları üye yaptım falan derken site kısa süre içinde baya tuttu. farklı okullara yayılma süreci başladı. siteye istanbul’un her yerinden lise öğrencileri kaydoluyordu. forumunda tam düşündüğüm gibi, baya lise muhabbeti dönüyordu. okulunun kategorisi altında kendi sınıfının sayfasını açabiliyorsun, hocalarla ilgili konuşmak için onların sayfalarını açabiliyorsun ve dışarıya da açık şekilde ama bir tek onları alakadar ettiği için kendi klanınla muhabbet döndürüyorsun. bir sürü öğrenci bir araya gelince haliyle çoğunlukla yok şu hocanın notu kıt, şu hoca şöyle alık, şu derste şöyle kopya çekilir falan konuşuluyor. sürekli açık bir kantin gibi düşünün.

lisedeyiz.biz’deki lise dizini. forumun ekran görüntüsünü bulamadım. asıl olaylar orada dönüyordu ama.

ve… gün geldi önemli bir psikolojik eşik aşıldı ve aşık olduğum kız da siteye üye oldu hahahahah. son üyelere bakarken ismini gördüm. “hassiktir” diyorum kız gelmiş baya benim kurduğum siteye üye olmuş, heyecandan parmaklarımı yiyorum. açılamıyorum ama olsun, internetin sonsuz sınırsız dünyasında başka bir yerde değil, benim dijital arsamda. popüler de biriydi. o gelince enturajı da geldi. resmen lisenin koridoru benim yönettiğim bir siteye taşınıp dijitalleşiyor. hissettiğim kadarıyla, lise kriterlerine göre çok iyi bir pozisyondu insanların sosyalleştiği siteyi işletiyor olmak.

fakat lisedeyiz.biz macerası çok uzun sürmedi, süremedi. çünkü bir kere türkiye gibi bir yerde ve 2006 yılı türk interneti koşulları altındasın. resmen vahşi batı. kuralsız, kanunsuz. interneti regüle eden kanunlar yok. savcılar cep telefonunu arıyor, içerik kaldırtmaya çalışıyor “bak dava açılır” tehdidiyle. adnan oktar her gün ekşi sözlük’ü kapattırıyor günaşırı. lisedeyiz.biz de bizim dünyamızda mikro düzeyde de olsa popüler olduğu ve iş bizim sınıftan çıktığı için sürekli birileri gelip bana sorular soruyordu. işin dedikodusu yapılıyor falan derken edebiyat öğretmeni duymuş bir gün. “neymiş bu lisedeyiz.biz ya, herkes konuşuyor, ben eve gidince bir bakayım” dedi. akıllı telefon yok, evde internetten bakacak.

aradan haftasonu geçti. pazartesi sabahı ilk 2 ders edebiyat. suçüstü. bakın arkadaşlar, şöyle söyleyeyim; hoca işi gücü bıraktı, “bugün ders işlemiyoruz” dedi. stüdyoda gerginlik. çantasından bir defter çıkardı, sonradan anladık ki siteye girip mesajları not almış. tek tek nickname sayıyor. sınıfta 30 kişiyiz ve tek gündemimiz lisedeyiz.biz. zuckerberg’ün kongre’deki ifadesini izlerken kafamda işte o güne gittim. baya kongre’de ifade veriyorum. tek farkımız, öyle bir gafil avlanmışım ki “senator, we run ads :)” diyip cyborg gibi gülümseyecek halde değilim. kolay soru gelmiyor. hoca bizim lisenin tüm forum kanallarını okumuş. kendisi hakkındaki dedikoduları, geçilen bütün dalgaları, sınıfta gizlice çekilen fotoğraflarını falan görmüş. ben de her şeyi denetlemiyorum sitede tabii, böyle bir taktik hata yapmışım bu yazışmaları herkese açık tutmak gibi. millet de gelip armut gibi hangi derste, hangi hocadan nasıl kopya çekilebileceğini anlatıp böbürlenmiş. peşpeşe goller.

hoca sağlı sollu saldırıyor. kelle istiyor. sorularının yanıtı sessizlik. o sessizlikte nick’lerini ve yazdıklarını okuyup forumdaki kişileri tespit etmeye çalışıyor. milli eğitim bakanlığı’na bağlı bir eğitim yuvasında tek gündem benim web sitem ve orada insanlara edilen hakaretler. her şeyin tek bir muhatabı var: ben.

volkan mesela gidip “wolkowski” nick’ini almış. geçmiş olsun volkan kardeşim, avlandın. yan sıramdaki evren olmuş “mr. ewo”. ama hoca internet jargonunu bilmediği için onu anlayamıyor. bay ewo’yu arıyoruz sınıfta. tanıyamadığı herkesin kimliğini öğrenmek için üzerime baskı kurdu “bu kişilerin gerçek isimlerini bana söyleyeceksin” diyor. kayıtlarını aç bak diyor. web’in master’ı olsan da dönem sonu takdir getirmesi beklenen 15 yaşında bir veletsin. yine de satmak istemedim kimseyi. nick’leri açıkça belli olanların avlanmasının dışında ben kimseyi kendim ele vermedim; benim başım yandı. disipline verdi hoca sınıfta gizlice fotoğraf çekmek ve yayınlamak falan gibi şikayetlerle. dünyanın en sessiz, sakin ve çalışkan çocuğu olarak disipline gidip uyarı cezası aldım. 2 sene boyunca edebiyat derslerinde ağzımla kuş tutsam da yaranamadım, hep hak ettiğimden 1 düşük notu aldım. sonra barıştık hocayla ama bir sosyal medya denemesi böyle yem oldu türk eğitim sistemine. bilginiz olsun diye anlatıyorum. işin ana dinamosu olan bizim okuldakiler de zaten elini ayağını çekti, çünkü bu olaydan ötürü korkup. 2–3 ayın sonunda siteyi kapattım.

bütün bu süreçten aklımda kalan tek güzel şey, siteye üye olan popüler kızla 1 sene çıktık. herkes ekmeğinde işte...