G20’nin Ardından ABD-Avrupa-Rusya Enerji Perspektifi

Başlamak bitirmenin yarısıdır derler, bu yazıda öyle olmadı. Başlığı neredeyse bir ay önce, G20’nin hemen sonrasında attım, güncel gelişmeleri şöyle bir toparlayıp enerji açısından bir zirve röntgeni çekelim diye, öyle oldu böyle oldu başlıktan ilk paragrafa geçilemedi bir türlü, kısmet bugüneymiş. Ama her işte bir hayır vardır derler, şimdi o hayra gelelim. O tarihte bir röntgen çekmiş olsaydık bugün geriye baktığımızda yaptığımız yorumların, çıkarımların ve tahminlerin büyük oranda değişmiş olacağını görecektik. Zirve sonrası uluslararası arenadaki enerji konusundaki atmosferle şimdiki arasında 180 derece (360 mıydı?) fark var. Konuyu 3 eksenden ele almaya çalışalım; Amerika-Rusya, Avrupa-Rusya, Amerika-Avrupa ve bir de kısacık bizimle ne alakası var?

Amerika-Rusya

Zirvede kameralara yansıyan en çarpıcı görüntülerden biri şüphesiz Trump’ın Putin’le sanki eskiden çok kankalarmış gibi sıcak el sıkışmasıydı.

Herkeste bir anda “aradaki buzlar eriyor mu, Amerika’yla Rusya ilişkilerinde yeni bir dönem mi başlıyor vs.” enteresan beklentiler oluştu. Trump’ın kişisel ajandasında ilişkileri farklı bir boyuta taşımak vardıysa bile, önce Amerika Maliye Bakanlığından Exxon’a Mayıs 2014’te şimdiki Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Exxon yönetimi döneminde Rusya ile imzaladıkları kontratlar dönemin ambargosunu deldiği iddiasıyla 2 milyon dolarlık bir ceza takdim edildi (Exxon tabi ki bu cezaya karşı bakanlığa dava açtı). Ardından geçtiğimiz hafta senatonun Rusya, Iran ve Kuzey Kore’ye karşı yaptırımların artırıldığı yeni bir ambargo paketini onaylaması sarı adamın kendi deyimiyle ilişkileri “tehlikeli seviye”ye düşürdü:

Avrupa-Rusya

Zirve’den Avrupa-Rusya eksenindeki beklentilerden en önemlisi Ukrayna kriziyle ilgili yeni adımlar atılıp atılmayacağıydı. Ukrayna’nın son zamanlarda sırtını daha da çok Amerika’ya dayaması Avrupa’dan ümidi kestiği anlamına gelmemekle birlikte Avrupa Birliği’nin halihazırda başındaki Brexit başta olmak üzere mülteci sorunu, ekonomik stabilite gibi diğer sorunları nedeniyle konunun hangi çözünürlükte görüşüleceği çok net değildi. Çok şaşırtıcı bir sonuç çıkmayarak krizin çözümünün yine Normandiya Dörtlüsü ve Minsk Anlaşması çerçevesinde aranması gerektiğin konusunda mutabık kalındı. Ancak, geçtiğimiz hafta Siemens’in Rusya’ya gönderdiği türbinlerin ambargoyu ihlal ederek Kırım’a nakledildiği haberlerinin dolaşmaya başlaması Avrupa-Rusya ilişkilerinin de gerilmesine neden oldu.

Avrupa Birliği’nin bu olaya reaksiyonu da ambargonun ağırlaştırılması ve daha fazla sayıda kişi ve kurumu kara listeye alması şeklinde gelişti. Şimdi buraya bir saplama yaparak tıpkı Amerika gibi Rusya’ya yaptırımlar uygulayan Avrupa Birliği’nin Amerika’nın uyguladığı ambargo konusundaki sert çıkışlarına bir bakalım;

Avrupa Komisyonu Başkanı Junker (2 Ağustos 2017) “ Amerika Rusya’ya karşı yeni yaptırımlarla gelirse biz de karşılık veririz. Amerika dostlara danışmadan böyle bir hamle yapmamalı, biz dost olduğumuzu düşünüyoruz”

http://europa.eu/rapid/press-release_STATEMENT-17-2302_en.htm

Halihazırda kendi uyguladığı ambargo varken ve bunu ağırlaştırırken, Amerika’nın ambargosuna tabiri caizse atar yapan Avrupa’nın bu konudaki samimiyeti sorgulanacak düzeyde…

Amerika-Avrupa

Avrupa’nın ambargoyla ilgili Amerika’ya tavrı çok netti; “bizim iç işlerimize karışma!” Ancak burada takdir edersiniz ki önemli bir eksik var, o da “iç işleri”yle neyi kastettiklerini kendilerinin de bilmiyor olması. Avrupa Birliği’ne göre Amerika’nın Rusya’ya uyguladığı ambargo Nord Stream II’nin finansman ve inşasını zorlaştırarak Avrupa’nın enerji çeşitliliğini baltalamak. Amerika için ise ambargo seçimlerde iddia edilen Rus etkisine karşı verilen bir ceza gibi… Şimdi atışmalar ve laf sokmalar bir tarafta dursun, işin ticari kısmına kısaca bir göz atalım;

Trump son zamanlarda Amerika’yı “dünyanın en büyük enerji ihracatçısı” yapmakla ilgili çok iddialı demeçler veriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre 2022’de Amerika dünyaya Rusya ile eşit miktarda gaz ihraç edebilir. Çok güncel haberler beklentiyi doğrular nitelikte;

- İngiltere Amerika’dan ilk LNG sevkiyatı olan 160.000m3’lük teslimatı 5 Temmuz’da aldı. https://www.ft.com/content/f7ea9416-616e-11e7-8814-0ac7eb84e5f1

- Ukrayna, Trump-Poroshenko görüşmesinden sonra Amerika’dan 700.000 ton kömür alıyor. https://www.reuters.com/article/us-ukraine-usa-coal-idUSKBN1AG208

- Amerika’nın kömür ihracatı bir önceki senenin aynı dönemine göre %60 arttı! http://www.euronews.com/2017/07/28/us-coal-exports-soar-in-boost-to-trump-energy-agenda-data-shows

Şimdi burada önemli bir noktaya dikkat çekelim; Amerika’nın enerji ihracatı için hedeflediği hemen hemen tüm pazarlar Rusya’nın halihazırda ihraç pazarları, yani denge değişirken Rusya ihracat açısından güçsüzleşecek. Özellikle Avrupa’ya kesintisiz-kolay-ekonomik gaz transferi Rusya için çok önemli.

Dördüncü perspektif olarak, bu konuların bizim için önemine değinecek olursak, tek bir örnekle durumu izah etmeye çalışalım;

Nord Stream II Ukrayna için ne ifade ediyorsa Türk Akımı (Turkish Stream) bizim için tersi. Ancak Amerika’nın ambargosu doğrudan Türk Akımının finansmanını zorlaştırıyor, zira projenin tek hissedarı Gazprom. Avrupa kendi enerji arz güvenliği için üye ülkeler arasındaki çıkar çatışmalarına göz yumar ve kendisinin de koyduğu ambargoları delme yolları ararken tüm transit yollar önemli, bu noktada Türkiye’nin de önümüzdeki yıllarda Avrupa’ya transit konusunda avantaj sağlama imkanı var, ancak kartları çok iyi oynamak gerekiyor.

Son olarak tüm bu olan bitene rağmen şunu söylemek mümkün; Amerika ve Rusya bir taraftan didişiyor gibi görünürken hem Çin hem de Kuzey Kore’ye karşı ittifakı koruyor olacaklar. Amerika Rusya’dan ufak ufak pazarlarını çalarken Rusya’nın da eli armut toplamayacak, ancak Trump gibi medyatik artistik demeçler yerine Putin’in ajandası uzun vadede doların hegamonyasını sarsacak adımları (blockchain ve bitcoin teknolojilerine yatırım, altın stokları gibi…) yavaş ve sessizce atmak üzerine bir satranç tahtası gibi görünüyor.

Sağlıcakla…