Karabiber ile ‘faiz lobisi’nin ne alâkası var?

Manipülasyon suçlamaları yüzyıllar önce de vardı, bugün de var…

Türkiye’de bir kez daha ‘dış güçlerin ekonomi üzerinde oynadığı oyunlar’ gündemde.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch ülke notunu BBB-’den BB+’ya indirince son yatırım yapılabilir seviye notu da yitirildi.

‘Hain saldırı’, ‘faiz lobisi’, ‘kurda manipülasyon’ iddiaları da yine gündemde. Dolar/TL kuru 3,90'a yaklaşmışken ‘TL üzerinde operasyon yapılıyor’ açıklamaları sıkça duyulur halde.


Peki nereden çıktı karabiber?

İzah edelim. ‘Yabancı güçler ekonomik darbe yapıyor’ iddiaları her zaman, her yerde, hep vardı, hep de var olmaya devam edecek.

Karabiber bugün size çok da önemli olmayan bir baharat gibi gelse de hem Klasik Çağ’ın hem de Orta Çağ’ın petrolü gibiydi.

Antik Roma’da yemek tariflerinin yüzde 80'inde karabiber vardı. Ama Roma İmparatorluğu’nun hakim olduğu coğrafyada bir kilo bile karabiber yetişmiyordu.

Dünyanın ilk omlet tarifi. MS 4. yüzyılda yazılan ‘Ova Spongia Ex Lacte’… Tarifin sırrı bal ve tabii ki karabiberde.

Orta Çağ’a gelindiğinde de karabiber yine hem soyluların hem de halkın vazgeçilmeziydi.

Ancak 7. yüzyıldan itibaren bu değerli emtianın ticareti tamamen İslam dünyasının tekelindeydi.

Yani Avrupa o çok sevdiği karabiberi her geçen yıl daha fazla tüketiyordu ama nereden geldiği ya da nasıl yetiştirildiği konusunda en ufak bir fikri dahi yoktu.

Avrupa’daki talebin sürekli artması fiyatları da astronomik seviyelere çıkarıyordu.

12. yüzyılda güneybatı Hindistan’da Karnataka ve Kerala bölgelerinin kıyısı olan Malabar’da yetiştirilen karabiberin fiyatı Avrupa’ya ulaşana kadar tam 600 kat artıyordu.

Hindistan’ın güneybatı ucunda kalan bölge, karabiberin anavatanı Malabar.

Ama her şeyin bir izahatı olması gerek değil mi?

Orta Çağ’dan bahsediyoruz. Yani hurafeler devrinden…

Karabiberin astronomik fiyatlara satılması pekçok farklı nedene bağlanıyordu.

Yaratıcı sebeplerden birisi şöyleydi:

“Hindistan ormanlarındaki ağaçlarda karabiber yetişir. Bu ağaçların etrafı zehirli yılanlarla doludur. Karabiber hasat zamanı geldiğinde çiftçiler bütün ormanı yakar. Normalde beyaz olan karabiber meyvesi, yangında siyahlaşır. yılanlar yangında kaçışınca, hasat başlar.”

Zehirli yılanlar, canavarlar hatta Ye’cüc ve Me’cüc dahi karabiber dahil tüm baharat ticaretini maliyetli hale getiren yaratıklar olarak Orta Çağ tüccarlarının aklına kazınmıştır.


Hurafeleri bitirmek için ilk adımı atan kişiyse Marco Polo.

Ünlü Venedikli kaşif, 13. yüzyılın ikinci yarısında Moğol İmparatorluğu’nu ve Asya’yı gezip 20 küsür yıl Kubilay Han’ın yanında yaşadıktan sonra evine dönmüştü.

1254–1324 yılları arasında yaşamış olan Marco Polo, Asya’yı Avrupalılara doğru düzgün anlatan ilk kişiydi.

Çok geçmeden Venedik’in ezeli rakibi Ceneviz tarafından yakalanan Marco Polo, atıldığı zindanda ‘Seyahatler’i kaleme aldı.

İlk kez bir Avrupalı hurafelerden arınmış bir seyahatname yazıyordu. Avrupa ilk kez Asya’da ne olup bittiğini gerçek haliyle görüyordu.

Yılanlar, canavarlar yoktu. Sadece tüccarlar ve çiftçiler vardı.


Marco Polo’nun ardından Asya ve Hindistan’a giden seyyahlar da karabiberin sırrını çözdüler.

Birincisi karabiber ağaçta değil sarmaşıkta yetişiyordu. Ayrıca etrafında zehirli yılanlar falan da yoktu.

Hasat da bütün bir ormanı ateşe vererek yapılmıyordu.

Etrafta zehirli yılanlar yok. İşin aslını öğrenmek Avrupa’nın yüzyıllarına mâl olmuş.

Gerçeklerin yavaş yavaş ortaya çıkmasıyla birlikte Avrupa’da ‘Madem karabiber yetiştirmek o kadar tehlikeli bir iş değil fiyatı neden bu kadar yüksek?’ sorusu dillendirilir oluyor.

Manipülasyon suçlamaları da burada başlıyor.

15. yüzyıldan itibaren “Hristiyan alemini fakirleştirmek için Müslümanlar, uydurdukları hikâyelerle karabiberi fahiş fiyatlara satmış” fikri kabul görmeye başlıyor.

Hatta bazen karabiberi İslam dünyasından alıp Avrupa’ya taşıyan Venedik ve Cenevizliler de bu ‘karabiber lobisinin’ bir parçası olmakla suçlanıyor.


600 yıl önce karabiberin fiyatını kimin şişirdiğini söylemek zor. Avrupa’daki hızla artan talebe o dönemin sınırlı ticaret yolları şartlarının ayak uyduramaması mı? Müslüman tüccarların yüksek kâr marjı hedefi mi? Yoksa aracı İtalyan tüccarların uyanıklığı mı bilinmez.

Ama bir şey net:

Eğer bir varlığın fiyatı hızla artıyor ya da düşüyorsa insanlar yüzyıllardır hesap soracak birilerini arıyorlar.