Mouthgasm ! Mouthgasm ! Mouthgasm !

Bilkent Tiyatro Bölümü’nün geçen seneki üçüncü sınıfları Mouthgasm ismiyle kolaj, ingilizce bir oyun sergilediler. Ben ancak bu sene, yani o üçüncü sınıfların artık dördüncü sınıf oldukları yıl izleyebildim oyunu. Oyunu anlatmayacağım, övgüler dizmeyeceğim, Daniel’in yani yönetmenin yaptığı muazzam işleri anlatmayacağım da oyunun değerinden bahsedeceğim.

Bu değer bir kaç başlıkta toplanıyor. Bunlardan birincisi Türkiye’de bir tiyatro bölümünde okuyan öğrencilerin yaşadıkları tecrübe, ikincisi Türkiye’de tiyatro yapan ya da yapmaya çalışan diğerlerinin hissettiği umut.

Birincisinden başlayayım. Yaklaşık 7 senedir konservatuvarların tiyatrocularını takip etmeye çalışıyorum. Festivallere gidebildiğim kadar gitmeye, tanımaya, öğrenmeye, fark etmeye çalışıyorum. Tabii bir çok tiyatro bölümü öğrencisi, tiyatro sevdaları ile sektörel gerçekliler arasında sıkışıp kalmış durumda. Yapısı itibarıyla en çok eleştirdiğimiz devlet tiyatrolarına eşdeğer maddi geçim sağlayabileceğimiz bir diğer tiyatro neredeyse yok. Belediye tiyatroları bu açıdan birer olanak yaratsa da ilginç bir şekilde “devlet’’ tiyatrosu kadar özerk, özgür olamıyorlar. Siyasi erkin bize ne olmamız gerektiğini öğretmek için and içtiği böyle bir dönemde belediye tiyatroları daha doğrudan bir siyasete maruz bırakıyor bizi. Neyse, konumuz bu değil.

Diyeceğim o ki, tiyatro bölüm öğrencilerinin tiyatrocu olabilecekleri süreç tam da o öğrenci sıfatları kadar sınırlı kalıyor. Mezun oldukları andan itibaren sağa, sola savrulmaya, kendilerini sorgulmaya, öğrendiklerini unutmaya zorlanıyor. Dizi yapmayı eleştirmek niyetinde olmamakla beraber, tiyatro ile dizi oyunculuğu arasında organik bir bağ olmadığını da bağıra çağıra söyleyebilirim. Örnek vereyim ve konuyu kapatayım. Bir karakter için üç ay düşünebilen tiyatro bölüm öğrencisi, belki 7 sezon sürecek bir dizide oynasa bile oynadığı karakter üzerine bu kadar düşünme şansını bulamıyor. Çünkü tiyatro seyircisinin beğenisini bir yere çekmeye çalışırken, diziler seyircinin beğenisine doğru hareket etmeyi şiar ediniyor. Sanat kimin içindir tartışmasına falan da girmeyeceğim, ( türkiyede ) diziler sanat değildir. Diziler, ticarettir.

Bilkent Tiyatro Bölüm öğrencileri, Daniel ile birlikte dramatik tiyatroya savaş açabiliyor, kendilerine bir manifesto gibi verilen yazar metinlerinden sıyrılabiliyor ve en önemlisi emsalsiz bir sahne deneyimi yaşayarak seyirciyi bir yere sıkıştırabiliyorlar. Çehov şöyle oynanır, İbsende şöyle yapılır, Hamlet şöyledir gibi bir takım ezberlenmiş yorumları ortadan kaldırabiliyorlar. Bizi yeni bir şeyle tanıştırıyorlar ve estetik, sanat, tiyatro ya da adına ne derseniz deyin sahne üzerinde gördüğümüz şeye anında reaksiyon verip, veremediğimizi sorguluyorlar.

Parçalı, organik, oyuncu için yalnızca öykü parçacıkları ve sınırlar yaratan bir kolaj Mouthgasm. Böylelikle oyuncunun yaratıcılığı en tepeye çıkabiliyor. Çünkü oyuncu ayaklarını ‘’ geçmişe ‘’ değil kendine basmak zorunda kalıyor. Baz alamıyor, başkasına benzeyemiyor, güvenli sulardan yüzerek sahnede yalnızca ‘’ kem küm ‘’ yapamıyor, bir şey yaratmak zorunda bırakılıyor. Böylelikle seyircinin de yaratıcılığını gıdıklayabiliyor. Bu riski alıyorlar ve bu riski almalarından dolayı, mezun oldukları zaman risk alabilecekleri işleri yapamayacaklarından dolayı harika bir ‘’ bağlam ‘’ içinde yaşıyorlar ve keyfini çıkarıyorlar.

Daniel’in keşfettiği ve üzerine gittiği ironi ise şu : oyuncu nedir ? Oyuncu, bir takım taşaklı yazarların yıllardır süre gelen çok acayip, çok güzel, of aman efsane metinlerinin altında ezilen, yada bir şeyi olması gerektiği gibi oynamak zorunda olan bir kukla mıdır, yoksa tam anlamıyla sahnenin hükümdarı, sahnede can bulan, sahne denilen mobilyayı canlı, kanlı, bakılan, görülen , yaşanılan bir yere çeviren bir ‘’ güç ‘’ müdür ? Daniel’in buna verdiği cevap tam anlamıyla benim bu yazıyı yazma nedenim işte, oyuncu ‘’ güçtür ‘’. Güçlüdür demiyor, oyuncu güçtür diyor.

Doğru diksiyon, güzel vücut, fazla dramaturgi bilgisi gibi bir takım facebook paylaşımlarından ziyade sahnede gördüğümüz ve yaşadığımız şey ile tanımlıyor oyuncuyu. Oyuncuya takla da açtırıyor, oyuncunun sözüyle yani bizim yerli oyuncularımızın en çok güvendiği replikleriyle zorlayıp, cümlelerini ellerinden alıp, görüntülerine, gösterdiklerine odaklanıp kem küm de ettiriyor, seyirciyle, oyuncuyla, tiyatroyla dalga da geçtiriyor. Seyircinin çok güvenli oturaklarına da saldırıyor, yüzlerine krem şanti de fırlatıyor. Çünkü diyor ki, burası benim. Tiyatro bizim. Oyuncunun. Ne yazarın, ne yönetmenin. Tiyatro, oyuncunun diyor.

Yaratıcılığına güvendiği için de oyuncuyu yaratıcı olmaya zorlayabiliyor.

Gelelim ikinci duruma, Daniel neden bize umut oluyor ? Şu yüzden, Türkiye’de tiyatro bir ‘’ yapılabilecekler ‘’ listesinden başka bir şey değil. Dramatik tiyatronun bu kadar revaçta olmasının nedeni de bu . Çehov sergilenecek örneğin, yapılmış bir sürü çehov var, hop kopyala yapıştır. Shakespeare yapılacak örneğin, gel bakalım youtube benim için neyin var ?

Rejisörlerin yapabilecekleri ile yazarların yazabilecekleri doğal olarak sınırlanıyor. Yapamayacaklarına, yapılamaz diyorlar. Oynayamayacaklarına oynanamaz diyorlar, müzisyen çıkaramadığı tınıya ‘’ çıkarılamaz ‘’ diyor. Absürt tiyatroyu bile ‘’ saçma ‘’ olarak tanımlayıp kendimizi sahnede acayip özgür hissediyoruz, tiyatro tarihinden başka bir yerde yaşıyoruz ve cumhuriyet’in getirdiği kadrolu tiyatrocular sebebiyle bir takım kendi hükümranlılarını kuran tiyatro tanrılarına biat etmeye zorlanıyoruz.

Daniel sahnedeki işiyle diyor ki, yapılabilir. Hayalden yoksun olmadığın zaman, yapılabilir. Sağdan soldan arak arak yazan Shakespeare’e ya da akıl hastası olduğunu görmezden geldiğimiz Artaud’a falan kafayı artık takmayın diyor. Yapabiliriz, yapabilirsiniz diyor.

Hayal edin diyor.

Mouthgasm bir daha oynayacak. Keşke hep oynasa. İzleyin.

Bildiğiniz her şeyi unuyun. ‘’ bir şey anlamadım ‘’ demeyi göze alın. Biraz da bir şey anlamayın.

Bir şey anlamadığınız zaman, siz daha güzel bir şey anlatmamayı öğreneceksiniz.

teşekkürler bilkent tiyatro !

bilgi : http://www.bilkenttiyatro.com/2015-2016-mouthgasm.html