Nasıl sıçtı teknoloji ağzımıza ?

yine karşınızdayım sayın ve sayın olmayan seyirciler.
Fotoğraf : Galip Kurkcu

iletişimsizlikten bahsetmeyeceğim . iletişimsizlikten zaten yeterince bahsediyoruz. ki bence iletişimsizlik hiç de fena bir şey değil.

nasıl sıçtı teknoloji ağzımıza ?

istediğimize, istediğimiz zaman ulaşabiliyor olduğumuz için sıçtı ağzımıza teknoloji. mavi tiklerden , wi-fi şifrelerinden , internet kotalarından başka bir şey konuşamaz olduğumuz için sıçtı ağzımıza teknoloji işte .

terk etmenin, terk edilmenin bile ağırlığını çekti aldı aşk hayatımızdan. memesinin gölgesini görmek için sevdiğinin, binlerce şiir yazan karacaoğlan’ın hayaletini aldı götürdü dünyamızdan , görüntülü aramayla .

okulun en sivilceli oğlanlarının peşinden dolanarak porno aradığımız günlerin , küçük utangaçlıklarımızın, sevdalımız çıkageldiğinde ve elini tuttuğumuzda elimiz kanamasın diye kırdığımız o porno cd’lerin yerine bellekler , dahili ve harici hafızalar getirdiği için sıçtı ağzımıza işte teknoloji.

unutmayı unutturduğu için , hayatından silip attığınız insanların yer bildirimleriyle, ayaklarını geri geri götürdüğü tonlarca acıları gözümüze sokarak sıçtı teknoloji ağzımıza . denk gelmelerimiz bitti, sempatik tesadüflerimizi, koskoca istanbul’da , küçücük ankara’da nasıl karşılaştık ? demelerimizi aldığı için elimizden, sıçtı teknoloji ağzımıza .

kaybolup girdiğimiz bir binanın içinde , üst üste iki kediye bakıp, sevdalımızın göz bebeklerinin altını değiştirdiğimiz günleri anımsamayı unutturduğu için, kaybolmayı unutturduğu için sıçtı ağzımıza teknoloji işte.

insandan anlam çıkarırken, yazıdan, fotoğraftan anlam çıkarmaya zorladığı için artık bizi teknoloji, sıçtı ağzımıza.

paylaşamadığımız, anlatamadığımız , yapayalnız kalıp intihar mektubu yazmaya çalıştığımız soluk, çalık , devrik cümleler gibi dolaşan yıldızların gölgesinden bizi alıp bir başka tenhaya hapsettiği için teknoloji sıçtı ağzımıza .

‘’ konum at ‘’ diye bağır çağır yanına koştuğumuz kadınların , kalplerinin yerini el yordamıyla bulamadığımız için bile artık, sıçtı teknoloji ağzımıza .

büyük , duraksız güzergahların , kaygan otoyollarında , acısına gömüleceğimiz ayrılıklara kavuşturamadığı için artık, sıçtı teknoloji ağzımıza . sevdalımızın silüetini sakladığımız göz kapaklarımızın bile , yarimizin gölgesinden önce ‘’ bahçede priz arayan ‘’ birer radara dönüştüğü için sıçtı ağzımıza teknoloji işte.

hafızaların, hatıraların, zamanların , acıların ve aşkların hepsini , telefonumuzun şarjı kadar küçük bir evrene sığdırdığı için teknoloji sıçtı ağzımıza .

kaldığımız trafiklerde , sırf yanınızdaki arabadaki kadın , imkansız bir güzelliğe sahip diye ve siz ancak ona tesadüfen bir yol yapım çalışması kadar denk geleceğinizden , güzelliğinden utansın diye ve sizin hayatınızdaki en onurlu hareket bir kadının güzelliğinden intihar etmek olsun diye kafanıza sıktığınız kurşundan ayırdığı için işte sizi teknoloji, sıçtı ağzımıza.

tarifsiz duyguların , bakir bulutların , kuru yağmurların şimdi anlamsız gelen laf oyunlarına ömrünü koyan kumarbazlar olarak bizlere otomatik yazım hatası imlaçları ile saldırdığı için işte , sıçtı ağzımız teknoloji.

sözün kısası işte . sırf , güzelin saçından bir tel daha düşmesin diye zihnimizin çorbasına , koşarak kaçar olduğumuz için bazen büyük bir şehirden , yapısı gereği , ‘’ hayat devam ediyor ‘’ diye bağırarak, sizin aklınızı emanet ettiğiniz yeni yıkanmış yastık kılıflarını ters yüz ettiği için teknoloji, sıçtı ağzımıza .

zamanımızı aldığı için. ve geri vermediği için. şu anda beni düşünüyor mu acaba ? diye meczup olabileceğiniz kadının ya da adamın , sessizliğine yüklediğiniz anlamların , sizin sırtınıza ahlaksız bir tanrı gibi dikilmesine olanak verdiği için teknoloji , sıçtı ağzımıza .

hayat, buradan daha güzel olduğu için teknoloji, sıçtı ağzımıza .

güneş gözlükleriyle size bakan bir kadının , size ‘’ güneş ‘’ demeye çalışıyor olmasını düşünerek geçirdiğiniz bir kaç saniye kadar saçma sapan bir anlam çıkarmadan bile hayıflanan bu teknoloji boku işte , sizi biz meteoroloji tahminine dönüştürmekten geri kalmadığı için , sıçtı ağzımıza .

sıçtı ağzımıza .

2015/İstanbul.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.