İntihal ülkemizde bilimsel ve hukuki bir hak mıdır? “2010 yılında yüksek lisans tezi çalarak 2016 yılına doçent doktor olarak girmek”

Ülkemizde bilimsel çalışmaların azlığı ve araştırma yapmanın güçlüğü herkesçe malumdur. Az sayıda çalışma var diye çalıp çırparak, hırsızlıkla akademik çalışma yapmak da ne bilim etiğine ne de vicdanlara sığmaz. İşin kötü tarafı ülkemizde intihal konusu hukuki olarak da soruşturulamaz durumda. Hukuk yetkisizliğe hükmederek, idari soruşturmaya havale ediyor.Bir başka garabet de yüksek lisans tezi düzeyindeki intihal davalarını da YÖK soruşturmayıp intihalin yapıldığı üniversiteye havale ediyor. Kuzuyu kurda teslim ediyorlar yani. Haliyle adalet, hırsızın eline verilince çalmak bir hak haline geliyor. Lafı fazla uzatmayıp başıma gelen acayip, garaip ve üzücü intihal olayından bahsedeyim.

2007 yılında Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü’nde Yakınçağ Tarihi Anabilim dalında yüksek lisansımı tamamladım. Tez konum “2. Abdülhamid Dönemi’nde Kudüs’te Kilise İmar ve İnşa Faaliyetleri”ydi.

Kudüs konusundaki araştırmalarımı sürdürürken YÖK’ün tez veri tabanına da bir göz attım. Bir yıl arayla iki tez “Kutsal Yerler(Makamat-ı Mübareke) Sorunu”nu işlemişti. Bu durum dikkatimi çekti. Tezlere göz atınca 2010 yılında İhsan Satış tarafından Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nde yapılmış tezin benim tezimle benzerlikler arz ettiğini gördüm. Tezi dikkatle inceleyince tezin önemli bir kısmının benim tezimle birebir aynı olduğunu farkettim.

Halen Tunceli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Siyasi Tarih Ana Bilim Dalında yardımcı doçent doktor olan İhsan Satış’ın tezi, Sayfa 38'deki “Hacerü’l-Mugtesil” başlığına kadar neredeyse tamamen benim tezimle aynilik arz etmektedir. İçindekiler kısmı yine bu bölüme kadar aynı şekilde düzenlenmiştir. İçeriğe bakıldığında da cümleler kelimelerine kadar aynıdır. Paragraflar aynı sırayla dizilmiştir. Yaptığım alıntılara kadar aynı şekilde yazılmış ve kurgulanmıştır. Sayfa 38’den sonraki Hıristiyanların kutsal yerlerdeki tartışmaları konusunda verdiği bilgilerin çoğu da, benim arşiv vesikalarına dayanarak tezimde bahsettiğim aynı konularla benzerlikler göstermektedir.

İhsan Satış’ın tezde gösterdiği kaynaklar benim dipnotlarımla hemen hemen aynıdır. Çok nadiren aynı bölümler benim gösterdiğim kaynaklardan farklı kaynaklarla verilmiştir. Çok nadiren benim metnimin dışına çıkılmıştır. Zaman zaman kendince gereksiz gördüğü paragrafları çıkarmıştır. Çok nadiren farklı paragraflar eklenmiştir. Hatta bana ait olan birçok tespit başka bir kaynağa atfedilerek verilmiştir.

Metinlerin kelimesine kadar, paragrafların diziliş ve içeriğine kadar benim tezimdekiyle aynı olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Hatta nüfus kısmında, sayfa 15’te, kendi araştırdığı dönemle ilgili olmadığı halde, benim salnameleri dikkate alarak düzenlediğim nüfus tablolarımı aynen kullanmıştır. Ve bu tabloda kaynak olarak başka bir çalışmayı göstermiştir. Ki o kaynak(Işıl Bostancı, 19. Yüzyılda Filistin) da salnameyi dikkate alarak hazırlanmış zaten. Ancak Satış’ın verdiği kaynakta, tablo tüm Kudüs sancağını içerirken, ben kendi tablomu yalnızca Kudüs Merkez Kazası’nın nüfusunu verecek şekilde düzenlemiştim. İhsan Satış, benim tablomu aynen almış, fakat belirttiği kaynağın rakamlarına göre çıkarım yapmış ve çelişkili bir durum ortaya çıkarmıştır. Bu durum bile intihale ve intihalin ortaya çıkardığı gülünç duruma işaret etmektedir.

Bunlar yalnızca birkaç örnek. Zaten karşılaştırıldığında Satış’ın tezinin yarısının kelimesi kelimesine benim tezimden alındığı(yaklaşık 38 sayfa) net bir şekilde görülmekte.

Bu tespitleri yaptıktan sonra 15 Temmuz 2013’te Yüksek Öğretim Kurumu(YÖK)’e, tezin onaylandığı Gaziosmanpaşa Üniversitesi’ne ve adı geçen şahsın halen Yardımcı Doçent Doktor olarak çalıştığı Tunceli Üniversitesi’ne intihalle ilgili ayrıntılı dilekçe yazarak; durumun araştırıldıktan sonra tarafıma bilgi verilmesini talep ettim.

Bir ay kadar sonra intihali yapan şahıs dilekçede verdiğim irtibat numarasına ulaşarak beni aramış ve hatasını kabullenmiş, bilmeden yaptığı bahanesinin ardına sığınmış, bir orta yolun bulunabileceğini söylemiştir. Dilekçelerimi ve şikayetimi geri çekmemi istemiştir. Bu taleplere hak ve hukuk neyi gerektiriyorsa o şekilde davranacağımı belirterek cevap verdim. Daha sonra müteaddit defalar aramıştır, mesajlar göndermiştir. Son görüşmemizde hiçbir sonuç alamayacağımı ima etmiş, yaptığı hatanın arkasında olduğunu belirtmiştir.

Şikayet dilekçelerini gönderdikten İki ay sonra YÖK’ten gelen cevabi yazıda, “YÖK’ün doktora ve üstü akademik çalışmalarda intihal davalarını incelediği ve bu sebeple yüksek lisans düzeyindeki bu konunun kendilerince incelemeye alınamayacağı” ifade edilmekteydi. Dilekçeyi gönderdikten üç dört ay kadar sonra Gaziosmanpaşa Üniversitesi’nin cevabı yazısı elime ulaştı. Yazıda üniversite, YÖK’ün tezler veri tabanından kolaylıkla ulaşabilme imkânı olduğu halde, “şikayetin incelenebilmesi için tezlerin ikisini de kendilerine göndermemi” talep etmekteydi.

Bu gelişmeler üzerine hakkımı hukuk yoluyla aramak üzere avukatım aracılığıyla Kasım 2013’te Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı’na dava dosyası gönderildi. Yine avukatım aracılığıyla tezlerin ikisi de, talepleri doğrultusunda Gaziosmanpaşa Üniversitesi’ne gönderildi. Tezlerin gönderilmesinin üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen bir cevap gelmedi. Bir yandan bu gelişmeler yaşanırken, dilekçeleri yollamamın üzerinden altı yedi ay geçtikten sonra şahsın çalıştığı Tunceli Üniversitesi cevap gönderdi. Gönderdikleri yazıda “üniversitelerinin herhangi bir intihal tespit etmediği, bir intihalin olmadığına karar verdikleri” yazılıydı.

Dava açılmasının üzerinden yaklaşık bir yıl geçtikten sonra avukatımın verdiği bilgiye göre Tokat idare mahkemesi intihal davasının kendi alanları dışında kaldığını belirterek “yetkisizlik kararı” verdiklerini, hukuki düzenlemeler gereği idari soruşturma yürütülmesi gerektiğini bildirdi.

Bütün bu gelişmeler üzerine Başbakanlık İletişim Merkezi(BİMER)’ne 14.03.2015’te süreçleri anlatan bir şikayet dilekçesi yazdım. Bu girişimlerim sonucu 24.05.2015 tarihinde irtibat adresime YÖK’ten konunun ilgili üniversiteye havale edildiğini bildirir bir yazı aldım. Aradan 6 ay geçmesine rağmen halen bir gelişme olmayınca bu kez Cumhurbaşkanlığı şikayet sitesine e-devlet platformu üzerinden süreci anlatır mahiyette bir dilekçe daha yazdım. Bu defa kısa süre sonra cevap geldi. Ancak her nasılsa tarafsız bilir kişi intihal tespit etmiş olduğu halde üniversite nihai kararında tamamen yalanlara dayalı olarak intihal olmadığını tespit etmiş. Üniversitenin cevabi yazısında:

a) KTÜ tarafsız bilirkişisi intihal tespit etmiştir. Buna rağmen üniversite kurulu intihal olmadığı kanaatine nasıl varmaktadır?

b) Üniversitenin iddia ettiği gibi intihal yapan şahıs tezinde çoğu yerdeki dipnotlarda benden alıntılarına yer vermemiştir. 38 sayfanın tamamı kopyalanmış olduğu halde sadece iki yerde benim çalışmam dipnotta gösterilmiştir. Velev ki bütün 38 sayfanın tamamında tezimi dipnot olarak göstermiş olsaydı dahi böyle dipnotlandırma yine intihal kapsamına girerdi.

c) Üniversitenin cevabi yazısındaki gibi tespit ve sonuç bölümleri benim tezimden çalıntı olmasa dahi 42 sayfanın aynen kopyalanmış olması intihal olmadığı sonucuna ulaştıramaz. Bazı bölümler özgün olsa dipnotsuz yapılmış bir cümlelik alıntı bile akademik olarak intihal sayılır. Zaten bir cümle değil 42 sayfa aynen kopyalanmış durumdadır.

d) Üniversite 4 yıldır şikayetime cevap vermemek için konuyu oyalamıştır. Yurtdışına taşınmış olduğum için gönderdikleri posta adresime ulaşmamış olabilir. Fakat benim müracaatım ile yurtdışına çıkışım arasında iki yıldan fazla süre geçmiştir. İkinci olarak postanın tarafıma ulaşmadığı üniversite tarafından görülmüştür ve diğer iletişim kanallarının da gönderdiğim ilk dilekçede açıkça olduğu bilinmelidir. Buna nazaran bu iletişim kanalları kullanılabilirdi. Tıpkı intihali yapan şahsın ilk dilekçeyi üniversiteye göndermemin ikinci haftasında telefonla defalarca aradığı mesaj attığı gibi telefonla ulaşılabilirdi. Ayrıca üniversite iddia ettiği gibi e-postama bilgilendirici bir mesaj göndermemiştir.

Bütün bu gelişmeler; intihal yapmanın, çalıp çırparak bir yerlere gelmenin ülkemiz akademik dünyasında bir hak olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca ülkemiz hukuk sisteminin de bilgi hırsızlığını ödüllendirdiği, çalmayanın dövüldüğü bir sistemin olduğu görülmekte. Hırsızın çaldığı, yüzsüzlüğü ve daha da cesarete gelmesi hali yanına kar kalıyor. Zira İhsan Satış’ın, daha sonra yaptığı çalışmalarla da hırsızlıklarını sürdürdüğü görülmekte. Yazdığı, bildiri, makale ve sunuların önemli kısmı benim tezimin bölümleri ve başlıklarından ibaret. Fakat bir farkla yoluna devam ediyor. Artık kelime kelime çalmak yerine başlık, içerik ve konu hırsızlığı yaptığı görülmekte. Çalışmaları ve tezi incelendiğinde bütün bunlar açıkça görülecektir.

Temennim odur ki, bu tür intihallerin ülkemiz bilim camiasına verdiği zararlar görülür ve bu konudaki hukuki garabet giderilir. Ayrıca yine umuyorum ki, bir an önce akademik çalışmaların titiz bir şekilde incelendiği, araştırılmaya ihtiyaç duyulan alanların tespit edildiği ulusal bir akademik kurul tesis edilir. İnşallah bir daha kimsenin emekleri çalınmaz.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.