Neden oyunu HDP’ye atmalısın?

Cumhuriyet tarihindeki en önemli sınavlardan birini kendini demokratik ve modern tanımlayan kesim bu seçimlerde verecek.

Televizyon reklamlarından ve yüzeysel diyaloglardan dogmalardan sıkılıp sıkılmadığın, ve kendisine çevresinden ve medyadan öğretilmiş bazı dayatmaları sorgulama kapasitesini simdi gösterecek.

Ya HDP’ye oy atacak, veya Türkiye’yi bir veya birkaç onyıl daha beklemeye itecek.


Zaman, içerik politikası yapma zamanı.

Yeni Anayasa tartışmasında da benzeri bir durum oluşmuştu. Genel olarak konu, kişilerin üzerine çıkabilen, içeriğe odaklanan politika.

İçerik politikası, bir şeyi kimin söylediğinden bağımsız ne söylendiğine bakmak. Yeni anayasayı destekleyen AKP destekçisi olmayan “yetmez ama evet”çiler, 2010'da bu anayasanın içeriğine oy atmışlardı. Bu tavır kendini sol görüşlü tanımlayan birçokları tarafından dışlandı. Evet, belki de AKP bu yeni anayasaya geçiş durumunu kendi lehine kısmen kullandı. Ancak önemli olan kimin neyi nasıl kullanabileceğini değil, söylenenlerin sizin hayal ettiğiniz gelecek ile ne kadar uyumlu olduğunu düşünmek.

Ben umutluyum. Gezi sonrası batıda yaşayanların içine kurt düştü, teröristin kim olduğu konusunda eskisi kadar emin konuşamıyorlar. “Terörist” PKK dediklerinde peki ya JİTEM nedir deyince boşluğa bakıyorlar. Bir vakumu yaşıyorlar; askerci devlet propagandasının ve AKP’nin dolduramadığı önemli bir demokrasi savunuculuğu boşluğu var. CHP bu boşluğu doldurmayı hayal edemedi bile.


Evet, HDP’nin Kürt destekçisi çok. Ama bu onu “Kürt partisi” yapmaz.

İşte HDP bunu hayal ediyor. Evet, HDP’nin Kürt destekçisi çok. Ama bu onu “Kürt partisi” yapmaz. Bunu ‘Ben Kürt hakları için varım’ diyen bir parti programı ve söylemi yapar. Kürtlere özel bazı uygulamaları savunuyorsa parti, Kürt ayrımcılığı yapıyorsa, o zaman Kürt partisi denmelidir, çünkü diğer kimlikleri yok saymış ve sadece Kürt kimliği için politika yapmış demektir. Ama HDP gerçek demokrat değerleri yasatmak umuduyla geliyor. Bunu yaparken Kürt tabanı dolayısıyla demokrasi ihtiyacının ne olduğunu iyi bilerek geliyor. Ama o, tüm mağdurların partisi olacak. Ve aynı zamanda tüm galiplerin partisi. Çünkü demokrasinin mağdur edildiği toplumdan hiçbir nane olmaz. LGBT de orada sesini duyuracak, isçi de, ateist de, Kürt de. Eğer nostaljik travmasını atlatabilirse, CHP’den mutsuz İstanbul eliti de.

Konu HDP’nin ne olduğu değil aslında. Bizim ne olduğumuz. Bizim skeptisizmimizle ne kadar yüzleşebildiğimiz, güvenmeyi ne kadar seçtiğimiz güveni çok defa kırılmış bir toplum ve bireyler olarak. Bizim kendimize ve çocuklarımıza nasıl bir ülke bırakmayı hayal ettiğimiz veya edebildiğimiz. Tüm cesaret kırıcı yaşananlara rağmen. Çünkü yaşanan hayal kırıklıklarının üstesinden gelmenin yolu öç almak değil. Onu yapan AKP’nin 15 sene sonra geldiği çizgi belli. İdeallerimizi yaşatmak, ve onları en iyi yaşatacak kişilerle ve geçmişle yüzleşerek el sıkışma zamanı.

İşin matematiği de var tabi: HDP’nin mecliste bulunması AKP’nin vekil sayı oranı olarak azalması demek. Hatta AKP’nin koalisyon hükümeti kurması demek. Bunu da en yüksek ihtimalle HDP ile yapacak. HDP’nin demokratik değerlerinin AKP’yi içine düştüğü rezillikten çıkarması ve Türkiye’yi sadece ekonomik liberalleşme değil sosyal liberalleşme anlamında birkaç gömlek atlatması işten değil.


Zaman Ezber Bozma Zamanı

Gezi ile ezber bozan sol gençliğin simdi HDP ile yeni bir ezber bozması gerekiyor. Bu ezberi bozarken arkadaşlarını, ailesini karşısına almak durumunda kalacak birçoğu. Daha önemlisi belki kendi geçmişini, çizgisini. Dünyada değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu hatırlamalı, be değişime ayak uydurmanın ihanet veya yanlış bir şey olmadığını.

Biz çok şeye katlanmış bir gençliğiz. Okullarda ezberletilen Kuran surelerinden her hafta söylenen istaklal marşlarına tutun, veya tarih dersinde bilim diye ezberletilen zırva hikayeleri hatırlayın.

İşte gezide kendine yer bulan bu içten içe yanıp tutuşan sorgulama ve başkaldırma da bizim başkaldırmamız değil miydi? Bu duyguya HDP’ye oy atmaktan daha iyi nasıl bir ifade olabilir?