Risk nedir?

Öğrencilik yıllarında sıkça duyduğumuz bir hikaye vardı. Sınavlardan önce bazen konusu geçer, “biz de böyle yapsak acaba sonucu ne olur?” diye düşünürdük. Bu hikayeyi sizin de duyduğunuza eminim, yine de hatırlatma olsun diye kısaca anlatayım: Hikayeyi kimin anlattığına göre üniversitenin adı değişse de, bir gün bir öğretmen final sınavında öğrencilerine tek bir soru sorar: “Risk nedir?

Öğrenciler sınav kağıdında tek bir soru olduğunu görünce duraksarlar. Sonra en çalışkan öğrenciler harıl harıl yazmaya, kağıdı doldurmaya başlarlar. Bilmeyenler sağa sola bakınırken öğrencilerden bir tanesi kağıdın en altına sadece iki kelime yazar ve neredeyse boş olan kağıdı öğretmene teslim edip sınıftan çıkar. Notlar açıklandığında sadece bir kişi tam puan alır. Bu kişi bu öğrencidir ve kağıtta sadece şu iki kelime yazmaktadır: “Risk budur.

Risk konusunu uzun yıllardır düşünüyorum. Belki yine ben öğrenciyken büyük kuzenim bir kurumda “risk yönetimi” bölümünde çalıştığı içindir. Riskin yönetilebilir bir şey olduğunu ilk defa o zamanlarda duymuş, kendi kendime “risk yönetimi” ve “risk yöneticisi” gibi isimlerin kulağa ne kadar fiyakalı geldiğini düşünmüştüm. Ya da belki de verdiğim pek çok kararın riskli olduğunu sıkça duyduğum için bu konu aklıma geliyor, bilemiyorum.

Geçtiğimiz yıllarda kendi alanında başarılı ve/veya mutlu bir hayat süren yüzlerce insanı inceleme şansım oldu. Neler yaptıklarını, neler yapmadıklarını, bir konuya yaklaşım biçimlerini ve hayat görüşlerini gözlemlerken ortak noktalarını belirleyebilmek için notlar almıştım. Notlarıma dönüp baktığımda bu insanların birbiriyle ilgisi olmayan işler yaptıklarını görüyorum. Aralarında bilim insanları, iş insanları, aktörler, aktrisler, sporcular, sunucular, fikir insanları, çiftçiler, sosyal konularda çalışanlar ve öğretileriyle dünyayı değiştiren öğretmenler var. Hepsi birbirinden farklı sosyo-ekonomik geçmişe sahip, hepsi farklı hayatlar yaşıyorlar. Ne ki, hepsinin 5–6 konuda aynı fikirde olduğunu fark ediyorum. Bunlardan birisi de günün konusu: Risk.

Böylesi insanların büyük riskler aldıkları çok sık söylenir, yaptıkları şeylere nasıl cesaret edebildikleri sıkça sorulur. Fakat gerçek şu ki, yaptıklarını ve röportajlarını incelediğinizde aslında risk almaktan hiç hoşlanmadıklarını ve hemen hemen hiç risk almadıklarını görüyorsunuz. Yapacakları şeye başlamadan önce, spor terminolojisinde de sıkça geçen “maçı kafalarında oynuyor”lar. Bir plan yapıyor, detaylarına inmeden bütün süreci gözden geçiriyorlar. Problem yaratabilecek süreçleri belirliyor ve sırası geldikçe bu problemleri çözüyorlar. Hatta Atatürk’ün de bu konuda güzel bir lafı var:

“Hayal ettim, hayalimin önündeki engelleri tespit ettim. Engelleri ortadan kaldırdığımda, hayalim kendiliğinden gerçek oldu.

Özetle, böylesi insanlar riski minimize etmeye ve yapmak istedikleri şeyleri gerçekleştirmeye odaklanıyorlar. Bütün bunlardan sonra risk konusuyla ilgili en çok düşündüğüm şeyi size sormak isterim.

Sizce hayatın riski nedir?

Bir isteğinizi gerçekleştirmek için çalışıp başarısız olmak mı? Başarısız olunca insanların, en çok da aile ve yakın arkadaşların söyleyeceğini düşündüğünüz şeyler mi? Etiketler mi?

Yoksa hiç denememiş olmak mı?

Denemezseniz zaten hiçbir şey olmayacak. Deneyip başarısız olursanız, genellikle, hayat sona ermeyecek. Bir sonraki gün yeni bir güne, yeni umutlara, yeni fırsatlara uyanacaksınız. Tıpkı güle oynaya yere düşen çocuklar gibi yeniden ayağa kalkacak ve üstünüzdeki tozları silkeleyip bir sonraki ilgi çekici şeye yöneleceksiniz. Bu arada bir önceki düşüşlerden gelen dersler yanınıza kar kalacak, daha bilgi dolu olacaksınız. Ayağınız yere daha sağlam basacak.

Denerseniz başarılı olur musunuz garanti edemem fakat denemezseniz 85 yaşına geldiğinizde çok üzüleceğinize eminim. İnsanoğlunu en çok etkileyen zehir “keşke”lerdir, pişmanlıktır. Geriye dönüp baktığınızda yapabileceğiniz halde yapmadığınız şeyler hakkında düşünüp durmaktır.

Hayatın riski nedir? İşsiz kalmak mı?

Bunu söylemem bazılarının hoşuna gitmeyecek ama matematiksel açıdan baktığınızda bu dünyada herkese iş var. Çünkü dünyada çözülmesi gereken binlerce problem var her geçen gün birileri bu problemleri çözmek için kolları sıvıyor ve beraber çalışacak ekip arkadaşları arıyorlar. Bunun yanında yoğun bir rekabet var. İster bir bakkal dükkanı açılsın, ister insan bilincini robotlara aktarmak için çalışmalar yapılmaya başlansın; birileri bir işe giriştiği an rakipleri türüyor. Bu da yeni iş olanakları yaratıyor. O halde binlerce iş fırsatı var. Şimdilik. Yakında olmayacak. Bazılarının bildiği gibi yapay zeka bir bilim kurgu değil, gerçek. İnsanlar yavaş yavaş işlerinden oluyorlar, yerlerine yapay zeka geçiyor ve konuyu yakından incelediğinizde aslında bunun uzun vadede muhteşem bir şey olduğunu görüyorsunuz. Daha bereketli yaşamlar, kaynakların daha verimli kullanımı, bolluk ve yaşamak için çalışmak zorunda kalmamak gibi etkileri olacak. Fakat bunlara daha var, o yüzden biz bugüne dönelim.

Bugün siz iş bulamamaktan neden korkuyorsunuz? Ben cevap vereyim: Korkmuyorsunuz. Çünkü aslında korktuğunuz şey iş bulamamak değil, kendi standartlarınıza uygun iş bulamamak. Yoksa bir şekilde karnı doyurup rahat yaşayacak iş bulmakta sorun yok. Üstelik bunun için İstanbul kadar pahallı ve yorucu bir şehirde yaşamanız da gerekmiyor.

Burada bir tek şunu konuşabiliriz: Rahat yaşamaktan kastımız nedir? Son teknolojiyle donatılmış büyük ekran bir televizyon mu? Gösterişli bir araba mı? Boğaz’a nazır bir yalı mı? Pahallı bir saat ya da büyük bir yat mı? Rahat yaşamaktan kastınız tam olarak nedir? Bunu bir kenara yazmanızı öneririm.

Bu sırada günün sorusuna ben de yanıt vereyim isterim:

Hayatın ilk riski, hayattan canlı çıkamayacak olmanızdır. Acı gerçekler. Dünyada kimse hayattan canlı çıkmadı, çıkmayacak. Bu bedenin bir son kullanma tarihi var. Nefes aldığımız her saniye bedenimizin zamanının sonuna biraz daha yaklaşıyoruz. İstersek 150 sene yaşayalım, yine de zamanımız çok kısıtlı.

Hayatın ikinci riski, insanın mutlu olmadığı şeylerle vakit kaybetmesidir. Bu süreyi sevmediğiniz bir işte çalışarak geçirebilir ya da sevdiğiniz şeyleri yapmak için çalışabilirsiniz. Bu süreyi dünyayı gezerken karın tokluğuna çalışarak geçirebilir veya masa başında haftada 80 saat çalışarak geçirebilirsiniz. Bu süreyi sürekli ailenizle bir arada geçirebilir ya da tek başınıza dünyayı keşfedebilirsiniz. Ya da bunların hepsini dengeleyebilir veya hiçbir şekilde dengelemeden yaşayabilirsiniz. Fakat n’aparsanız yapın, bu hayat bir gün bitecek.

Bu arada hiç içiniz bunalmasın. Bugün Türkiye’de sosyal medyada geçirilen süre günde 3 saat 1 dakika. Bir başka araştırmaya göreyse ülkece Internet’i en çok eğlenmek ve vakit öldürmek için kullanıyoruz. Vaktimiz çokmuş gibi yaşıyor, uzun vadeyi düşünmeden hareket ediyoruz. Psikolojide buna “kısa süreli hedonizm” diyorlar. Dilimizdeki meali; uzun vadedeki daha iyi bir sonuç yerine anlık mutluluklar peşinde koşma hastalığı. Sevmediğimiz şeyleri yaparak bir ömrü tüketiyor, belki bununla baş edebilmek için sosyal medyada başkalarının yaşamlarına bakıyoruz. Sorun şu ki insanlar genellikle en iyi hallerini orada sergiliyorlar. Bu yüzden bizler daha çok depresyona giriyor, bir sonraki sabah sevmediğimiz şeyleri yapmak üzere yeniden işe gidiyoruz. Ve benim gördüğüm kadarıyla asıl bu çok riskli bir davranış. Çünkü hayat bitecek ve zaman kısıtlı.

O halde sevmediğiniz şeyleri yapmak niye?

Mutlu olmak, gülümsemek, neşeyle dolmak için insanın ihtiyacı olan 4 şey var:

1. Sağlıklı olmak koşuluyla yiyecek yemeği ve içecek suyu olmak ve altında yatacağı sağlam bir çatısı olmak.

2. Bedenen, zihnen, duygusal ve ruhsal olarak sağlıklı olmak için bu konularda hareket etmek, aktif olmak.

3. Sevdiklerinin sağlıklı ve iyi durumda olduğunu bilmek.

4. Maddi ve manevi borcu olmadan yaşamak.

Anlamlı bir hayatın kalanı bence ikiye ayrılıyor: İlki bu dünyayı ve sunduğu deneyimleri keşfetmek için merakını tatmin etmek, oynamak ve eğlenmek. Diğeriyse kendinden başkasına faydası dokunacak bir şeyler yapmak için çalışmak.

Ne ki, pek azımız bunları yapıyor. Kalanı zamanını öldürüyor.

“Çünkü hayat zor, şartlar ağır” diyecek olanlara önceden not: Şartlarımız ne kadar ağır olursa olsun, dünyada elbet birilerinin durumu bizimkinden öyle veya böyle kötü. Bu yazıyı okuyacak teknolojiyi bırakın, temiz su içmeden hayatta kalmak zorunda olan insanlar var. Zamanında sizinkinden çok daha zor şartları olduğu halde durumlarını değiştiren ve mutlu bir hayat yaşayan insanlar hakkında derinlemesine bilgiyi Internet’te bulabilirsiniz.

Hayatta risk almak mı istiyorsunuz? Cevap kağıdına pahallı birkaç saat, daha popüler markalı araba, aldıktan sonra %80'ini hiç kullanmayacağınız giysi ve eşyalar ve tek kişinin yaşadığı en az 200 metrekarelik bir ev yazın. Bir de bunlara sahip olabilmek için yapmanız gerekenleri, ödenmesi gereken borçları ve tam olarak kaç yaşında bunların tadını çıkarabileceğinizi de ekleyin, belki gidiş yoluna puan verirler.

Ya da, en iyisi, riski minimize edin. Nelerden mutlu olacağınızı, neyi sevdiğinizi, neler yapmak istediğinizi belirleyin ve bunlar için çalışın. Hayatınıza “keşke”ler yerine, gülümsemekten yüzünüzde oluşan çizgiler eşlik etsin.

Hayat sizin. Risk sizin.

Başkasını suçlamayı bırakın ve kontrolü elinize alın.