HAMAM AYNI TAS AYNI

Eren Eğilmez
Feb 23, 2017 · 2 min read

Bu çöküş, bu pespayelik, bu her şeyi umursar görünüp hiçbir şey için gerekli emeği harcamama hali, bu belirsizlik, bu bilmezlerin revaçta olma durumu, bu bıçakların bilendiği ay ışığının dahi söndüğü geceler, komşunun komşuya kardeşin kardeşe kınından kılıç çekmeye hazır oluşu; hiçbiri ama hiçbiri ne basiret bağlanması ne de akıl tutulmasıyla açıklanabilir.

Evet bu bir çöküş; tüm ezberler, kolaycılıklar, yanılgılar, yenilmişlikler, ihanetler, yok yere ödenmiş büyük bedeller farklı yataklardan gelip aynı denize akan sular gibi gelip aynı tarihsel kavşakta buluştular.

Türkiye’nin ülke içinde toplumsal bütünlüğünü, kendi iç birliğini sağlayamaması kökü çok eskilere dayanan ve o yıllardan bu yıllara da hayli “başarıyla” uygulanan, işlevli bir “şekil verme” yöntemidir.

Türkiye “kendi iç birliğini kuramasın” prensibi üzerine inşa edilmiştir dersek abartı olmaz.

Türkiye’nin bu hali, eski deyimiyle “dış mihraklar”, moda ifadeyle de “üst akıl” olarak kodlanan, “gizli güçler”in tasarımı değildir. Öyle görünüp algılanması da garip değildir ama hakikat görünene kıyasla biraz daha karışıktır.

“Yükseliş” denilen zamanlar ne kadar “iç dinamiklerin” eseriyse “çöküş” denilen zamanlar da o kadar “iç dinamiklerin” eseridir ve bunun tersi de doğrudur yani her yükseliş ve her çöküş bu ülkede “dış mihraklar” sayesindedir.

Türkiye devlet ve iktidar tarihi itibariyle “içi, dışı bir” olan bir ülkedir yani ülkenin siyasal DNA’sında iç mihrak — dış mihrak diye bir ayrım yoktur.

Türkiye’nin Selçuklu’dan bugüne kadar gelen siyasal iktidar tarihine doğru yöntemlerle bakılırsa “dış mihrak” diye kodlanmış öznelerin ne derece içsel aktörler olduğu görülebilir.

Türkiye’nin “devşirme” geleneği ile “devşirilme” tarihi birbiriyle kimyasal olarak bütünleştiği için bu tarihsel gerçekliğin elementlerine ayrıştırılarak incelenebilmesi hayli zordur.

Bu tarih içinde saray denilen yer hanedanın yaşadığı “ev” değil, devletin bizatihi kendisidir. Hanedan sarayın hakimi değil, sadece vitrinidir. Bu vitrinin ardındaki iktidar gerçekliğini anlamak -yani ne Selçuklu sarayı içindeki “İran”ı ne de Osmanlı sarayı içindeki “Bizans”ı ayrıştırmak- o kadar da kolay değildir.

Bahse konu olan “İran”ın ve “Bizans”ın kendi iç iktidar kliklerini de hesaba katar, üzerine savaşların ve barışların tahtlar arkasındaki finansörleri olan “küreselleşmiş teolojik tüccar sınıfı” da denkleme eklersek Türkiye özelinde özgün bir egemenlik modeliyle karşılaşırız.

Bu -koca bir tarihsel birikim olan- özgün model dün olduğı gibi bugün de işlemektedir.

Türkiye’nin işletim sisteminin, yazılımının güncelleniyor olması kimseyi aldatmasın. Program, “programı üreten firma”, tercih edilen “marka” aynıdır. Farklı olan versiyondur. O nedenle dün ile bugün arasında bir eskilik ve yenilik kıyaslaması yapabilmek biçimde mümkün fakat öz itibariyle mümkün değildir.

Yani tas da hamam da hamam içinde yaşananlar da hep aynıdır. Bakalım bu versiyonun finalinde bu hamamdan kimler nasıl çıkacak?

Çıkışta kimler terli, kimler soğuk olacak?

Eren Eğilmez

23 Şubat 2017

Kadıköy-Beşiktaş 12:45 Vapuru

https://twitter.com/erenegilmez

    Eren Eğilmez

    Written by