Konuya oldukça kişisel bir bakış açısından girip, daha sonra toparlayacağım. Şimdiden girişteki uzun hikaye kısmı için kusuruma bakmayın :)

Açık Kaynak Yolculuğum

İstisnasız davet edildiğim her konuşmada ilk 2–3 dakikada kendimi tanıtırken kullandığım bir cümledir, “açık kaynak ekolünden geliyorum”. Pek irdelemem, detayına girmem ancak yalnızca bir cümle olsa dahi geçirmekte de fayda görürüm. Bunun birçok nedeni var, ancak en kişisel olanından bahsedeyim; Kağıt üzerinde kurumsal firmalarda çalışan bir beyaz yakalı çalışanım. Bu da yetmezmiş gibi günlük mesaimde gerekmedikçe ellerimi çok az kirletiyorum. …


Konuyla ilgili twitter’da çok değerli Erhan Yakut’un tweet’ine yanıt vermemle başlayan tartışmayı, söyleyeceklerim biraz uzun olduğu için buraya taşımak istedim.

Tweet’i buraya almak gerekirse:


Bildiğiniz üzere Agile’ı benimseyen ürün geliştirme ekipleri bir kaizen (sürekli iyileştirme) kültürü içerisinde retrospective toplantıları yaparlar, bunu da sonraki döneme ilişkin bir planlama ritüeli takip eder. Yerelleştirip, “takkeyi önüne alıp düşünmek” olarak da ifade edebileceğimiz bu “değerlendirme” ve “planlama” pratiklerini yararlı bulduğumdan, periyodik olarak kendi gönüllülük esasında yaptığım işlere de uyguluyorum. Amaç sürekli iyileştirmek ve yeni bir şeyler denemek olunca bu kez bu değerlendirmeyi yazılı ve şeffaf gerçekleştirmek istedim.

Bir başka deyişle bu yazıdaki her şey aslında kendi özelimde olan “kişisel” değerlendirmelerim. Bu yazı kapsamında yalnızca neyi, nasıl ve neden yaptığımı netleştirmek için yazılı hale getirmeye çalışacağım. …


Bana göre işim hiçbir zaman bir çözüm sağlanana dek kod yazmak olmadı. Hatta maaşımın karşılığını geliştirme yaptığım sürelerde değil, bunun dışında kalan sürelerde hakkettiğimi düşünüyorum. Buradaki argümanım çok basit: “Hedef çözüm sağlamak ise karmaşık veya sorunlu bir işi nihayete erdirebilmek için karmaşık bir çözüm ortaya koymak için çalışabilirsiniz. Veya önce problemi sadeleştirip onun dengi sadelikte çözüm üzerinde çalışabilirsiniz.”.

Karmaşıklıktan uzaklaştırılan ama yönetilmeye devam edilebilen her iş zamanımız başta olmak üzere her türlü sınırlı sermayemizden edilen net kazanç benim için.

Twitter’da, herhangi bir konuşmada denk geldiyseniz genellikle Serverless, Cloud ve DevOps çözümleri konusunda az da olsa evangelist yaklaşımımı fark etmişsinizdir. Bu…


Uzun bir aradan sonra tekrardan blog yazmaya başladım. Bu esnada geçen süreye KoçSistem’den ayrılarak Setur’a geçişimi, birçok yeni açık kaynak projeyi, 7 farklı organizasyonda konuşmayı ve bir de yüksek lisans tezini sığdırabilmişim.

Genel olarak daha soft yetenekler, yazılım ürünleri, mimari, takım dinamikleri ve pratikler üzerine yazmayı seviyorum. Bu nedenle geliştirici perspektifinden çok daha farklı bir blog içeriğim olduğunu düşünüyorum. Ancak geçenlerde twitter üzerinde geliştirici perspektifiyle yapmış olduğum bir React eleştirisini net olarak ifade edebileceğim en uygun mecra da burası.

Eleştirim basitçe aşağıdaki tweet’de yer alıyor. Gelen yanıtlarla bir takım tartışmalar oldu. Ben de sonunda çamur atıp kaçmış olmamak üzere bu…


Ben üretken olduğunu düşünen, ama asla ürettiklerimin yeterliliği konusunda tatmin olmayan biriyim. Kendime bu konuda acımasız davranıyor ve yetersiz görüyorum.

Ve daha başarılı olmak için işimden geriye kalan vakitlerde açık kaynak projelere katılımda bulunmak, online toplulukları takip etmek ve yazılı/görsel içerik üretme çabalarım oluyor. Bir süre sonra tekrar kendimi ölçmeye, geldiğim noktayı değerlendirmeye çalışıyorum.

İşte bu değerlendirme esnasında kendi başarımı ölçümlemediğim tek metrik “popülerlik”. Mesela bir blog yazısı özelinde düşünürsek okunma sayısı, youtube videosu özelinde düşünürsek izlenme sayısı veya projeler için download sayısı.

Popülerliği değerlendirme dışında tutmamın nedenlerini paylaşırken, önce genelgeçer durumu yorumlayıp, ardından kendi özelime geri döneceğim.

Bugün bir…


90larda şu anda ceplerimiz dolduran dokunmatik ekranlı, 7/24 internete bağlı akıllı telefonların herkeste olacağını hayal edebilir miydik? Star Trek gibi vizyoner bilim kurgu serilerinin uzak gelecek tasfirlerini değerlendirmeye katmazsak, bunu okumanın bir yolu olduğunu düşünmekteyim. O yolu paylaşıp, “Yarın ne var?” sorusunun yanıtını aramaya başlamadan önce “Teknolojik Arz/Talep” ve “Sentez Ürün” olarak isimlendirdiğim kavramları anlatmam gerekli.

Teknolojik Arz/Talep

Teknoloji hepimizin dilinde olan bir kavram. Hepimiz bu kelimenin kesin anlamını bilmeden de olsa doğru bir şekilde kullanmaya “alıştık”. Gündelik konuşma dilinde birçok kelime için bununla karşılaşabiliyoruz. Örneğin “apron” kelimesinin tam olarak havalimanında nereyi kast ettiğini bilemeyebiliriz. Uçağa uzanan körük müdür apron? Uçak pisti…


Her ne kadar tooling konusunda yavaş kaldıklarını düşünsem de, .NET Core cephesinde Microsoft’un oluşturduğu yol haritasında ilerlediğini hissedebilmeye başladık.

Elimizdekiler:

  • .NET Standard 2.0'ın frameworkler arasında uyumu arttırması,
  • Visual Studio for Mac’in duyurulması,
  • Yakında çıkacak Visual Studio 2017,
  • Ve 1.0.1 sürümünde olan .NET Core

.NET Core beni fazlasıyla heyecanlandırıyor, Microsoft ismini ilk telafuz etmeye başladığından bu yana sürece tanıklık etmeye çalışıyorum.

Platformu tam destekleyen bir IDE’ye sahip olup, bir iki proje geliştirdikten ve mevcut NuGet paketlerimi .NET Core’a uyumlu hale getirdikten sonra üzerinde ancak sağlıklı yorum yapabileceğimi düşünüyor, şimdilik fikirlerimi kendime saklıyorum.

Fakat Microsoft’dan beklemediğim, beni şaşırtan bazı sakarlıklara denk geldiğim…


Yazının ilk bölümü olan Uzaktan Çalışma Deneyimim — İşverenler ve İş Arkadaşları (1/2)nda tam bir “kişisel weblog” hikayesi sunarak kendi uzaktan çalışma deneyimim ne zaman gerçekleşti, neler oldu ve nasıl sonuçlandı üzerinden konuyu aktarmaya çalıştım.

Önceki yazının okuyucu açısından pek ortak nokta bulunmadığı sürece okuması sıkıcı bir yazı olduğuna katılıyorum. Neyse ki bu yazıda ne zaman, neler ve nasıl oldu sorularının dikte ettiği hikaye kısmından sıyrılarak direkt olarak deneyimin kendisine odaklanacağım.

Avantajlar

Öncelikle uzaktan çalışmak kişinin kendisi için mükemmel bir deneyimdir. Eğer denge sağlayabilirseniz uzun vadede:

  • Ancak kendinizi verimli hissettiğiniz saatlerde çalışan ve bu sayede büyük orantılarda verimli çalışan,
  • Hobilerine, ailesine…


Fatih Acet’in Twitter üzerinden başlattığı “Uzaktan Çalışma Deneyimi Olanlar, Ulaşın Bana!” çağrısının bir sonucu olarak bu yazıyı blogluyorum.

Konu “Uzaktan Çalışma” olunca, aklımdaki her şeyi bir araya nasıl toparlayacağım hakkında hiçbir fikrim olmamasına rağmen ilk kazmayı ben atmak istedim.

Halen birçok işveren açısından “ütopik”, yazılımcı açısından “sahip olunamayacak kadar güzel bir hayal” gibi duyulan “Uzaktan Çalışma” modelinin sabit bir reçetesi maalesef ki bulunmuyor.

Bu nedenle şirketler kendi kültürleri, olmazsa olmazları, işleri işe alış yordamları ile “lokasyon bağımsız çalışanlar” gibi konseptleri sentezleyerek kendi modellerini oluşturuyorlar. Bu modellerde oluşan bazı gedikler bazen iletişimsizlik ile sonuçlanıyor, bazen ise kişilerin kendi özverileri ile kapatılıyor.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store