Müntehir

Çocukken sadece insanlardan aferin almak adına bulduğum her şeyi okuduğumu hatırlıyorum. Elime geçen her şeyi okurdum, hiç anlamadığım halde ansiklopedileri bile… Büyüdükçe ansiklopediler yerini gazetelere bırakmaya başladı. İlkokulda öğlenci olduğum zamanlarda sabahları, sabahçıysam akşamları mutlaka gazete okurdum. Her haberi, her köşe yazısını, ekonomi sayfaları dışındaki her şeyi…

Tüm bu haberlerin arasında anlamlandıramadığım tek şey vardı her zaman: insanlar neden hala savaşıyorlar? Öldürmenin gereksizliğini anlamak ne kadar zor olabilirdi ki? “Silah yapımını durdursunlar o zaman, kimse birbirini öldüremesin.” onlu yaşlarında bir kızın kurabileceği en basit cümlelerden biri değil midir?

Uzun süre o kadar kuvvetli bir umutla artık savaşın olmayacağına inanmıştım ki küçük dünyamda, bunları düşünmeye artık vakit bulamadığım yetişkin dünyama başladığımda insanlığın halinin farkında değildim.

Sonra kapitalizmi tarihiyle beraber öğrendim. Çıkar için yapılanların düzen halini almış olması, sadece haberlerde üstünkörü gördüğüm Ortadoğu savaşları ve sonunda 2011 yılından beri devam eden Suriye savaşı.

Silah yapımının durdurulmasını isteyen o küçük kız, Türkiye’nin dört bir yanında sokaklarda gördüğü mültecilerin tanıdığı tek bir kişi tarafından bile istenmediğini, sanki bu mükemmel halkın tek parazitleriymiş gibi dışlanmalarına, aşağılanmalarına şahit oldu.

İnsandan bahsediyoruz değil mi? Bir arada yaşamayı nasıl çok görebilirsin?

2015 senesi, Suruç’ta yaralanan tanıdık

2015 senesi, Ankara patlaması sonrası sınıfta ölen tanıdığı olan olmadığı için her zamanki eğlenceli formatıyla devam eden siyaset dersi

2016 senesi, turistlerin gelmekten artık vazgeçme ihtimali haberleri

2016 senesi, evden çıkma korkusu

2016 senesi, doğuda olan patlamaların orada kalması

2016 senesi, saatler içerisinde hizmete açılan havalimanı

Sonu gelmeden umudu süpüren başka yüzlerce hadise

İnsan ölüyor?

Ardından gelen ‘ama’lar…

İnsanlık ölüyor?

Biz kaybettik çoktan. Şu dünya için yapılabilecek en iyi şey artık yok olmaktır.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.