İçindeki sen!
‘’Az insan, çok huzur’’
Kısa ve öz dört basit kelimeden oluşmasına rağmen anlamı fazlasıyla derin olan bir cümledir kendileri. Peki ama nedir bu az insan, çok huzur felsefesi?
Her insan hayatının bir döneminde bu felsefeyi farkına varmaksızın benimser ya da benimsemek zorunda kalır. Geçmişimizde kalan bazı insanlardan ötürü bu ideolojiye hapsederiz kendimizi. Belki de hayatımızdaki çirkin insanların bize kattığı en büyük değerdir ‘’ az insan, çok huzur’’ felsefesi. Dolaylı yoldan yapılmış ancak bizi sığlıktan uzaklaştıran bir değer.
İlerleyen zamanla birlikte değer algısı da değişime uğramıştır. Önceleri büyük olan somut şeyler daha değerliydi. Teknolojide bile bulunan ilk buluşlar hep kocaman. İlk telefon, ilk televizyon, ilk bilgisayar… Bu örnekleri ardı ardına sıralamak oldukça mümkün.
Bir süre sonra insan hayatını kolaylaştırması için bulunan çoğu şeyde küçültmeye gidilmiştir. Aslında minimize kavramının temelinde de bu yatar bence.
Peki ya insan ilişkileri?
Bize gülümseyen, içten bir merhaba diyerek selamlaştığımız insanlar bile hayatımızın değer noktasında bulunur. Tabi buradaki en büyük etken ‘’içtenlik’’ olmasıdır. Pozitif etkileşimlerin tamamını motive olarak değerlendirebiliriz. Enerji kavramına oldum olası önem veririm hayatımda çünkü bu hayatımızdaki iletkenliği güçlendirir. Peki ya hayatımızdaki herkesi bizden öte bir odak noktası haline getirdiysek? Mücadele edilmesi gereken güç durumlardan biridir bu, her ne kadar kulağa öyle gelmese de…
BASİT
AMA
ZOR
Minimize etmek kavramını hayatına yeni yeni alan insanlardan biriyim bende. Etrafımda fazla olan her şeyden kurtulma ihtiyacı hissediyorum. Gerek insanlar, gerek eşyalar. Somut veya soyut ne olduğunun önemi yok. Ancak bu demek değildir ki onlardan kendimi soyutlaştırıyorum.
İçimde barındırdığım duyguların fazlasını bile hayatımdan bir adım geride tutmaya çalışıyorum. Zor oluyor ancak çaba sarf etmeye değer.
İnsanlar ikiye ayrılır:
Mantıklarından yana olanlar
bir de
Duygularından beslenenler.
Duygusuz insan tabii ki yoktur, bence sadece duygularını bastırabilen insanlar vardır. Yani demek oluyor ki her insan içinde iyi duygular barındırır -çirkin karaktere sahip insanlar bile-
Sadece insanlara o yönlerini göstermek istemezler ama aslında o duygu onların kalplerinde derinlerde bir yerde gizlenmiştir. Bastırabildikleri kadar bastırmaya çalışırlar bu tutumlarını. Unutulan bir detay var ‘’ var olan bir şeyi saklamak çokta uzun sürmez’’
Kirlenen her şeyi temizlemek mümkündür hayatta ancak kalbimizi kirlettiğimiz zaman o kötü duyguları yerinden kazımak uzun bir süreçtir. Ama asla imkansız değildir. Her insan derindir sadece bazıları sığ görünmek ister.
Geçmişimzde kalan,
Hayatımızda olan,
Hayatımızda olacak olan birileri illaki fark eder bu derinliğimizi. İşte o insanlar o zaman hayatımızda özel olarak nitelendirilir. Gerek ilişkide, gerek arkadaşlıkta. Böyle bir durumda bu gerçekten kaçmak çokta imkanlı olmaz. Betimlemek gerekirse;
Dalgalar bile bir yere kadar sürükler üzerindeki yükleri, bir müddet sonra kıyıya vurmak zorunda kalır birikintiler. Ama illaki o kıyıyı görürler.