Yarının Bugünü

Karanlık. Okyanusun tam ortasında. Yukarı doğru yüzerken güneş ışınlarının kırılmaları gözüküyor. Etrafta balıklar, anlamlandıramadığı tuhaf yaratıklar, bu ona korku hissettiriyor. Hızla yukarı çıkarken güneş heryeri daha da aydınlatıyor. O karanlık yer masmavi denize dönüşüyor. Artık nefesi tükenmek üzere. Her kulaç onu suyun yüzeyine daha çok yakınlaştırıyor. Ancak nefesss. Bitti.


Saat 06.59. Alarmın çalmasına 1 dk. var. Sağına soluna bakıyor. Seda’nın içerden sesleri geliyor. Alarm daha çalmadan kapatıyor. Derin bir nefes çekip rüyayı düşünmeye çalışırken eşi yine o standart ses tonuyla. ‘Kayra hadi kalk kahvaltı hazır.’

Yataktan kalkmayı sevmeyen Kayra bugün hızla ayrılıyor yatak odasından. Hemen üzerini giyip birşeyler atıştırıp biran önce o her zaman geç kaldığı işine yetişmeye çalışıyor. Yine otobüs bekleme anı, yine aynı insanlar, aynı koku, aynı stres aynı aynı aynı…

Ve tabi yine aynı olan sıradan pazartesi iş toplantıları. Herşey sıradan giderken yönetici Ayhan bey “Kayra bu akşam saat 17.00'de Avustralya biletin hazır. Sidney’deki bayimize eğitim verilmesi gerekli. 2 gece konaklama sonunda geri dönüş biletinde hazırlandı. Detayları biliyorsun.” Evet biliyor. Bu zamana kadar yaptığı şey. Bayilere gider kullandıkları programı anlatır soruları cevaplar ve döner. Bu kez farklı olan 2 yıldır aldığı ingilizce eğitimi pratiğe dökme şansı olacak ve ilk defa yurtdışına gidecek.

Toplantı biter, yapılacak sunumlar hazırlanır gözden geçirilir ve sıra Seda’ya haber vermede.

- Sedaaaa. Ben gidiyorum.
- Bu sefer nereye Kayra.
- Bu sefer Yurtdışına. Sonunda yabancı bir ülkeye gideceğim.
- Harika. Tamda istediğin oldu bak, sevindim.
- Valla bende. Şimdi kapatmalıyım. 2 gün sonra görüşürüz.
- 2 gün sonra mı? Akşam gelmiyormusun?
- Canım bilet saat 17.00'de eve gelip gitmem zaman kaybı. İş kıyafetlerim yeterli. Dönüşde görüşürüz. Seviyorum seni.
- Ahh bende. Gelirken…

Telefon kapandı. Kayra tüm hazırlıkları yapıp. Havalimanına vardığında saat 16.00. Bilet kontrolleri vs. tüm hazırlıklar ve sonunda hep sevdiği cam kenarı koltuğuna oturdu. Yeryüzüne gökyüzünden bakmayı hep seviyordu. Bu yüzden evleri 13.katta. Uçak havalandı şehirler bir nokta gibi küçüldüğünde insanları görmek imkansızdı.

Gerçek değil bir hayaliz biz. Gerçek değil bir ihtimaliz biz.

Bu kelimeler zihninde tekrarlanırken çığlıkla uyandı. Herkes farklı dilde ama aynı anlama gelen korkunun çığlını atıyorlardı. Uçaktaki o oksijen maskeleri insanların savrulması ve gözünün önünden geçen son 32 yılı. Işıklar kapandı.


Gözlerini açtığında daha önce 1 tane bile görmediği insan ölüsü, şimdi etrafında onlarcaydı. Hissettiği bacak acısını hafifletmek için dilini ısırıyordu. Tekrar gözlerini kapattı bunun tıpkı sabahki gibi rüya olması diledi…

Ama gerçekti.

Hayalleri ve yapacakları olan tüm insanların yaşam düğmesi kapanmıştı. Uçak terk edilmiş bir kasabaya benzeyen küçük bir adaya düşmüştü. Kayra gözlerini açtığında yanında 16 yaşlarında tuhaf giyinimli bir erkek çocuğu…
Çocuk Kayra’nın gözlerine bakıp iyileşeceksin der gibi gözlerine anlamlı bir bakış atıp üzerini örttü.

Nerdeyim ben. ilk sorusuydu. Etrafındaki yerli halk ona gülümsüyor ama Kayra korkuyordu. Bilinmezlik her zaman korkutmazmıydı zaten. 
Zaman geçiyor Kayra iyileşiyordu. Nerde olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan Kayra endişeleniyor ve sürekli soru soruyordu. Nerdeyim ben? Kimsiniz siz? Benden başka hayatta kalan var mı? Olanlar gerçek mi? Neler oluyor? …

Sabahın erken saatlerinde o çocuk yani Rodi Kayra’nın kaldığı küçük klübeye geldi ve ilk defa konuşmaya başladı onunla.

Do not be afraid. You’re safe. (Korkma. Güvendesin.)

Kayra biraz daha olsun kendini iyi hissediyordu. Çocuk ona neler olduğunu anlattı. Uçağın düşmesinden iyileşme sürecine kadar. Ve kendilerinden bahsetti. 2. Dünya savaşından kaçan kendilerine Diwali ismini veren bir kabile. (Diwali: iyiliğin kötülüğü, ışığın karanlığı yendiği gün anlamına gelen hintce bir söz)

Çocuk anlatmaya devam ederken Kayra ailesini, iş yerini Seda’yı düşünüyordu. Acaba neler yapıyorlardı şuan. Ağlıyorlarmıydı, merak ediyorlarmıydı. Peki Seda telefondan en son ne söyleyecekti? 
Çocuk dürttü sert bir bakışla “Unutma herkes öldü sadece sen yaşayabildin. Kıymetini bil.” dedi ve odadan ayrıldı. Kayra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Bir boşluk bir rüyadaydı sanki. Ne yapacağını ne olacağını hiç bilmiyordu.


Kayra artık yürüyebiliyor. Adada gezebiliyordu. Oradaki halk ile kaynaşmış normal hayatı devam ediyordu.

Tahminlerine göre uçak düşeli 7 ay olmuştu. Kayra artık ailesinin ondan umudu kestiklerini ve öldüğünü düşündüklerini biliyordu. Ama hayattaydı hemde kimsenin aklına gelmeyecek bir yerde kimsenin hayal edemediği yaşam şartlarında. Normal hayattan ( -ki kime ve neye göre normal ) çok farklı yaşamları vardı Diwali kabilesinin. Mesala bir sürü Tanrı’ları vardı. Güneşe tapıyorlardı aynı zamanda denize hatta ağaca. Tapıyorlardı derken evet biz diğer insanların tapıtığı gibi ibadet ediyorlar onlara teşekkür ediyorlardı.

Bir keresinde saati zamanı sormuştu Rodi’nin babasına. Rodi’nin babası:

Dünyamızın 1 yılı tamamlaması için güneşimizin etrafında bir daire çizmesi gerekir. Bu tur 365 gün sürer. Bunu zaten biliyoruz.
Bir gün bana çok sevdiğim biri güneşden bahsetti. Güneşimizde 1 yılı tamamlaması için samanyolunun etrafında bir daire çizer ve bu yolculuk yaklaşık 255 milyon yıl sürer dedi.
Inanılmaz değil mi?
Eğer hayatlarımızı dünyaya değilde güneşe göre hesaplarsak bir insan ömrü ortalama 8 saniye sürüyor.
8 Saniye içinde olmak.
Güneşin bakış açısından dünya üzerinde milyarlarca kıvılcımız. 8 saniye parlayan ve sönen. Nerdeyse bir nefes kadar kısa.
Belki de sırf bu yüzden o denli özel o denli mucizevi. Yalnız bu mucizenin bir parçası olmak o kadarda kolay değil.

Kayra şaşkın. Derin bir nefes alıp verdi. 4 saniye sürdü. Ömrünün yarısı gitmişti.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.