Image for post
Image for post
İllüstrasyon: Melike Çıtak

Şiddet döngüsü, bireyin belirli bir dönemde şiddeti öğrenmesi ve şiddetin tekrar ederek nesilden nesile aktarılması ile oluşur. Şiddeti davranış biçimi haline getirmiş bir birey büyük olasılıkla şiddeti olağan davranış olarak görecek hatta bilinçli yapmadığını yahut kontrol edemediğini iddia edecektir. Bunun sebebi, öğrendiklerimizin veya örnek aldıklarımızın davranışlarımızı şekillendirmesidir. Öğrenilmiş davranışlar, her ne kadar bilinçli gerçekleştirilse de sağlıklı olup olmadığı birey tarafından saptanamayan; yaşam tarzı ile birleşmiş, otomatik gerçekleşen ve değiştirilmesi zor davranışlardır.

Çocuk çok dikkatli bir gözlemcidir. Ebeveynini/bakım verenini, yaşadığı ortamı, her tür sosyal çevreyi ve hatta ekranları (telefon, televizyon, bilgisayar vb.) gözlemler ve sürekli öğrenir. Şiddet de öğrenilebilir bir davranıştır. Piaget’in bilişsel gelişim kuramında bahsettiği, 6–11 yaş arasında somut işlemler dönemi adı verilen süreçte, çocuğun algısı her ne kadar soyut anlamda kısıtlı olsa da çocuk benmerkezcilikten uzaklaşmakta, etrafındaki insanların duygu ve düşüncelerini sezebilir hale gelmektedir. Dolayısıyla şiddet ortamında bulunan bir çocuk şiddete direkt maruz kalmasa dahi etrafında olan bitenlerin farkına varmakta ve etkilenmektedir. Ebeveynlerinden birinin ya da bakım vereninin şiddet gördüğüne düzenli olarak şahit olan bir çocuk zamanla bu davranışı normal karşılamaya başlayacak ve hatta öğrenecektir. …


Image for post
Image for post
İllüstrasyon: Melike Çıtak

Çağımız ilerledikçe biz insanlar değişiyoruz ve bizimle birlikte bakış açımız da değişiyor. Büyüklerimizden dinlediğimiz ebeveyn-çocuk ilişkileriyle günümüzü karşılaştırdığımızda aradaki farklılıkları ve değişimleri rahatlıkla gözlemleyebiliriz. İnsan değişince toplum değişir. Bu değişimin toplumumuzun en küçük ve en önemli birimi olan aileye yansıması oldukça doğaldır. Yaşantımızdaki ve hatta bakış açımızdaki değişimler, hayatımızı paylaştığımız insanları da etkiler: ailemizi. Peki, bu değişim her zaman olumlu mudur? Doğru olduğuna inanarak uyguladığımız davranışlar her zaman yerinde midir?

“Ben çocuğumla arkadaş gibiyim.” cümlesini çevremizde bir övgü olarak kullanıyor ya da duyuyor olabiliriz. Fakat ebeveynlerin çocukları ile tümüyle arkadaş olması sanıldığının aksine iki sebepten dolayı zordur: ilk olarak ebeveyn-çocuk ilişkisi arkadaşlığın gerektirdiği eşitliklere sahip değildir. Algılama biçiminiz, destek olma şekliniz, yönlendiriciliğiniz ile mutlaka çocuğunuzun gerçek arkadaşlarından farklısınızdır. Örneğin, gerçek bir arkadaş gibi yalnızca iyi hissetmesi adına çocuğunuzu yanlış ya da tehlikeli olduğunuzu düşündüğünüz bir etkinliğe yönlendirir miydiniz? Göründüğü üzere bir ebeveyn olarak herhangi bir koşulda çocuğunuzun güvenliğini göz ardı edebilmeniz mümkün olmayacaktır. İkincisi; birbirinizden yeterince bağımsız değilsiniz. Arkadaşlıklar bir süre sonra tamamen bitebilir. Sevdiğinizi düşündüğünüz bir arkadaşınızı artık görmek istemeyebilirsiniz ve hayatınızdan çıkarabilirsiniz. Hayatınızdan çıkardığınızda ise istediğinizde aranızdaki bütün bağları koparabilir, arkadaşlığınız hiç yaşanmamış gibi davranabilirsiniz. …


Image for post
Image for post

İnsan, bilindiği üzere sosyal ilişkilere ihtiyaç duyan bir varlıktır. Bu ilişkilerin kalitesi bireyin psikolojik sağlığı açısından da oldukça değerlidir. …