Karşılaştırmalı Film İncelemesi: Grand Budapest Hotel ve Carol

Wesley Wales Anderson ABD’li yönetmen, yazar,kısa film, sinema ve reklam yapımcısıdır. Anderson kendi sinema dilini oluşturduğu için diğer yönetmenlerden çok farklı bir yerdedir. Wesley Anderson aynı zamanda çalışma yöntemiyle; filmlerinin yapımcılığından görüntü yönetmenliğine kadar her şeyini kendisi yapmasıyla da auteur olarak kabul edilir. A Bottle Rocket, Rushmore, Tenenbaum Ailesi, The Life Aquatic with Steve Zissou, The Darjeeling Limited, Fantastic Mr. Fox, Moonrise Kingdom filmlerinin yönetmenidir. The Grand Budapest Hotel(Büyük Budapeşte Oteli) filminin de yönetmenliğini yapmıştır. Ayrıca 2001 yılında da En İyi Özgün Senaryo dalında Akademi Ödülleri adayı olmuştur.

Büyük Budapeşte Oteli’nde başlangıçta yazarın bakış açısıyla hikayeyi izleriz daha sonra Zero(Mustafa)’yu gördüğümüzde Zero’nun hikayesini onun bakış açısıyla izlemeye devam ederiz. Filmin sonlarına doğruysa hikaye yazarın bakış açısından anlatılmaya devam etmektedir.

ABD’li yönetmen,yapımcı ve senarist Todd Haynes ise Queer Sinema’sının en önde gelen yönetmenlerindendir. Velvet Goldmine, Safe, Beni Orada Arama,Cennetten Çok Uzakta filmlerinin yönetmenliğini yapmıştır. Genel olarak özgürlükçü filmler yapan Haynes, en son 2015 yılında Carol filmini çekmiştir.

Carol iki kadının birbirlerine duyduğu aşk ve tutku çerçevesinde gelişen bir hikayeyi konu alır. Filmde tek bir anlatıcı yoktur, Carol ve Therese karakterin bakış açısından anlatılır. İki kadında farklı hayatlara,farklı sosyal çevrelere sahiptir. Film de bu iki karakterin çevresinde geliştiğinden dolayı ikisinin bakış açısıyla film şekillenir.

Büyük Budapeşte Oteli’nde filmin ilk sahnelerinde yazarın masaya oturup yazdığı kitaptan bahsetmesiyle birlikte yazarın yaşlı halini görürüz yani yazar şimdiki zamandan hikayeyi anlatmasıyla başlamasıyla birlikte flashback (geriye dönüş) sahnelerini görmeye başlarız. Filmin seyri genellikle bir anlatıcının hikayeyi anlatması ve flashback sahnelerinin var olmasıyla oluşur.

Carol filminin ilk sahnesinde aslında filmin son sahnelerinden birini görürüz yani burada flashforward tekniği kullanılmıştır. Daha sonra film kronolojik bir biçimde ilerler ve öyle de biter.

Büyük Budapeşte Oteli’nde ana karakter Zero(Mustafa)’nın motivasyonu otelde bellboy (lobbyboy) olabilmek ve pastacı kızla birlikte olma isteğidir. Zero iyi bir bellboy olur ve pastacı kızla evlenir böylelikle motivasyon amacına ulaşmış olur.

Büyük Budapeşte Oteli’nde; iki savaş arasında kalmış olan Zero (Mustafa) yaşayabilmek için göç eder ve bellboy olarak çalışmaya başladığı otelde kişisel zevkleri için yaşayan Gustave’nin hayatına dahil olmasıyla birlikte yaşadıkları maceraları konu alır.

Carol’da ise Therese’nin motivasyonu yeni arayışlar içerisinde olup, fotoğrafçılığını ileri seviyeye taşımak istemesidir.Ayrıca çalıştığı işten de memnun değildir. Carol’un motivasyonuysa kocasından boşanıp yaşamak istediği özgür hayata ulaşma ve kızından ayrı kalmama isteğidir . Therese Carol’le tanışıp yaşamak istediği farklı hayata adım atmış oldu lakin daha sonra tam anlamıyla birbirlerine sahip olamadıkları için bu isteği havada kalmıştır. Carol’un ona hediye ettiği fotoğraf makinesiyle daha da profesyonel fotoğraflar çekmeye başlamıştır ve işinden ayrılıp daha mutlu olacağı bir gazetede işe girmiştir. Carol ise kocasından boşanmış kendi ayakları üzerinde duran özgür bir hayat sürme yolunda büyük bir adım atmıştır. Fakat boşandıktan sonra kızıyla birlikte yaşayamayacaktır bu anlamdaki motivasyonu gerçekleşmemiştir.

Carol’un teması aşk ve escinselliktir. Haynes filmini işlerken diğer eşcinsel temalı filmlerden ziyade,filmin asıl derdinin lezbiyen aşkı anlatmak değil de aslında asıl derdinin aşk olduğunu hiçbir cinsiyetin bu duygudan daha kuvvetli olamayacağını tüm çıplaklığıyla izleyiciye sunmuştur. Carol toplum tarafından ötekileştirilen,aile,sosyal çevre ve toplumun baskısı altında yaşamını sürdürmeye çalışan,kocası tarafından ahlaksız olarak nitelendirilen ve bu çıkmaz yolda aşkını yaşamaya çalışan kadını konu alır. Carol kocasından boşanıp çocuğuyla yaşamak istemiştir lakin bulunduğu konum dolayısıyla bu imkansızdır ve film biraz da bunu olayın üzerinden şekillenmiştir.

Carol bir dönem filmidir ve 1950 yıllarında geçer. Bunu da kostümler, bulundukları mekanlar, Therese’nin fotoğraf makinesi, Carol’un arabası, Therese’yle birlikte otelde kaldıklarında kullanılan ses kayıt cihazından kolaylıkla anlayabiliriz. Filmde alt ve üst açı kullanılmamıştır.Uzun planlar kullanılmıştır lakin bu filmin akıcılığını bozmamıştır. Carol ve Therese’nin öğle yemeği yediği sahnede genel planlara rastlamak mümkün. Hikaye kesmelerle anlatılmıştır genellikle ve son sahnede Therese’nin Carol’un yanına gittiğinde bakıştıkları yerde slow motion tekniği kullanılmıştır.

Büyük Budapeşte Oteli’ndeyse mizansen hikayenin masalsı bir şekilde ilerlemesinde büyük bir rol oynamıştır. Anderson’un simetri ve ortalama hastalığını bu filminde de oldukça net bir şekilde görürüz. Renklerin uyumluluğu ve simetrinin var olması filmdeki her karenin bir fotoğraf gibi olmasını sağlamıştır. Zero’nun Agatha’nın odasın da aldıkları tablonun yerini göstermek için yazdığı kağıdı Agatha’ya doğru attığı sahnede Anderson’un simetri anlayışını net bir şekilde görürüz. Gustave’nin hapisten kaçtığı zaman hapishane görevlilerinin kaçtıkları odaya girmesi de buna örnek olarak verilebilir. Genel planlar mekanları tanıtırken kullanılmıştır. Alt ve üst açı Zero’nun Gustave’yle tanıştığı ve yardımcısına seslendiği sahnede ve Agatha’nın elindeki tabloyla otelin canımdan düştüğü sahnede kullanılmıştır.

Karakterler motivasyonlarına tam anlamıyla ulaşamasa da bizim kendimizi Carol ve Therese’yle kişiselleştirmemize engel olmamıştır. Hikaye iki kadının bakış açısından anlatıldığından mütevellit güçlenmiştir. Filmin aşk ve eşcinsellik temaları üzerinde şekillenmiştir fakat yönetmenin bunu çok farklı bir dille ele alması bizi filmin içine tam anlamıyla çekmiştir. Carol’un yaşadığı sorunlar günümüzde de var olan ve toplum tarafından ötekileştirilen bireylerin yaşadıkları aşkı tüm sıcaklığıyla ve gerçekçiliğiyle biz izleyicilere sunulmuştur.Filmin kronolojik sırada ilerlemesi filmi daha yalın ve anlaması kolay bir hale getirmiştir. Filmin 1950’lede geçmesi ve konusu bakımından günümüzde halen sorun olarak nitelendirilen eşcinsellik üzerine kurulu olması geçmiş ve gelecek arasında köprü oluşturmuştur.

Büyük Budapeşte Oteli’nde flashback tekniğinin kullanılması hikayeyi güçlendirmiştir çünkü yönetmen tarihi bir hikaye anlatmıştır. Renkler, kostümler, Anderson’nun simetri ve ortalama hastalığı filmi masalsı bir hale dönüştürmüştür. Ayrıca filmde kötü olan karakterlere siyah kostüm giydirip iyi olan karakterleri renk cümbüşüne sokmuştur.

Wes Anderson ve Todd Haynes’ın filmlerini incelediğimizde iki yönetmenin de kendine has tarzı olduğunu görüyoruz. Anderson’un simetri,ortalama ve renk kullanımıyla filmi masalsı bir hale sokmuştur. Konusu anlamıyla ve mizansen bakımından da oldukça birbirinden farklıdır. Her iki filmde de kesme kullanılmıştır. Carol’da uzun planlar ve daha sakin planlar vardır. Büyük Budapeşte Oteli’ndeyse yer yer hareketli planlar vardır. Filmlerinde flashback ve flashforward tekniğini kullanmışlardır. İki savaş arasında kalan ve Avrupa’ya göç eden Zero’nun orada tutunma hikayesi,oteldeki şefinin biraz da toplumsal statü kazanma isteği ve kullanılan teknikler Anderson’un hikayeyi işleyişi bakımından masalsı bir anlatım oluşturmasını sağlamıştır.Carol 1650 yıllarında geçmektedir. İki yönetmen de birbirlerinden çok farklıdırlar. Hem hikaye hem de teknik anlamda. Sinematografik açıdan iki yönetmen de oldukça başarılıdır. Todd Haynes’ın toplumsal olaylara başkaldırması ve özgürlükçü filmler yapması ,Wes Anderson’un tarihten yararlanıp biraz da absürd bir dille hikayesini işlemesi aslında iki yönetmenin de insanları ilgilendiren olaylarla filmler ortaya çıkardığını görürüz.

Bu yazı ilk olarak Fantazmagori’de yayınlandı.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.