Metro’da bir kayık

Bir ucundan bir ucuna kadar hıncahınç dolu bir metroyla evimize gidiyorduk. Başımız fena ağrıyordu. Elimizden gelse bir çırpıda çıkarıp hayatımızın bir köşesine, tüm köşeleri kapmışlar abicim, atacağımız koca bir yığın metal yorgunluğunun üstesinden gelmek için her sabah erkenden marş, her akşam geç saatlerde artık kendinden geçmiş ve tüm aksamları illallah etmiş bir debriyajla biraz kayar mısınız? He, efendim? Beyefendi biraz kayar mısınız? Esenler’deyiz. Hemen Safari’yi açıp metroda biraz kaymak bakıyorum. Metro’da satılmıyormuşz. Migros veya diğer marketlere bakarsam bulabilirmişim. Beyefendi diyorum, burda biraz kaymak yok. Beyefendi de yok. Yalnızca biraz metal var. Demir, çelik, sanayi devrimi ve elektrik. Trik miydi? Evet elektrik olsa gerek hayatımıza bir nizam sokan. Yoksa bu her gün deliren bilincimizle daha münasip bir hayatı yaşayımlardık. Yani hayatım şimdi tam olarak senden bahsetmiyorum. Biliyorsun modernlik, yeni medya, ışık hızı, ışıktan hızlı ışık hızının izdüşümünün oluşturduğu hazzın verdiği yetişmişlik hissiyle donandırılmış zihin buruşmasıyla senden nasıl tam olarak bahsedebilirim? Edison gibi mi mesela, hayır öyle bahsedemem Ainstein gibi de galiba. Seni aşağıya bırakabilirim, 1500'lere mesela. Bu çağı yeniden üretmek için çıktığımız seferde alırım yanıma. Bir de Golf alırım otomatik vites, ağrıyan başımı koyarım yan koltuğa.

Ne demiş ünlü Bilge Tonyukuk;

‎جب فارغ، درد کے آغاز سانس جب

‎جب ایجریل کی فراہمی کی گردن

‎آپ کو اس دنیا سے جانے کے وقت بھی جب یُونس

‎تم کیا کرتے ہو، بھائی میٹرو

‎عزیز ساتھیوں میٹرو جو تم کرتے ہو تم

•••••••••••••••••••••••

başın ağrıyanda nefes bitende

ensene azrail hükmü çökende

yunus dahi bu cihandan göçende

sen metroda neylersin a be gardaşım

metro seni neylesin canım yoldaşım

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Fatih’s story.