At gözlüğü lazım bazen

Beni tanımlayan 5 kelimeyi yakınlarıma sorsanız heralde en sık karşılaşacağınız kelimlerden birisi “Tembel” olur. Hayatımda özellikli konular hariç hiçbirşey için gereğinden fazla efor göstermemeyi düstur edinmiş bir insanım. Hem liseden, hem de üniversiteden mezuniyet puanlarım direkt okulun ortalamasıdır. Ama vasat olmayı da hiçbir zaman kabul edemedim.

Üniversiteye hazırlanıyordum. Daha senenin başı, Eylül falan. Deneme sınavı var o gün. Sınav önemli, çünkü dershanede beni 2. gruba yazmışlar. Bence 1. gruba geçip orada devam etmem lazım. Çok hırs yapmışım.

Neyse, sabah kalktım, dersaneye gittim. Sabah sınavlarını hep daha çok severim… Ne kadar erken o kadar iyi. Çok iyi hissediyorum bu sınav hakkında. Epey ümitliyim.

Sınav başladı. Yanımda bir üst sınıftan Hakan oturuyor. Ben 3. soruda biraz oyalandım. Sonra kendime kızdım “Boş bırak geç, ne uğraşıyorsun!”. O sırada dedim, “Hakan ne yapmış?”. Demez olaydım. Bir baktım ki, Hakan 9 soru işaretlemiş. Ben 1. sayfayı bitirdim Hakan 2. sayfayı çevirmiş bile. 3. sayfadayım, Hakan 7. Ben daha sınavın yarısını henüz geçmişim, Hakan sınavı bitirdi. Daha 1 saat var, geriye döndü sorulara bakıyor. Midem bulanıyor, terlemeye başladım, karnım ağrıyor. Bir yandan da kendime kızıyorum. “Ne olacaktı ki, adamlar biliyor, bak geçemedin zaten üst sınıfa, neden kastın bu kadar.” falan diye.

Sınav bitti, eve gittim. Bombok bir gün. Önce sınavda yapamadığıma kızıyorum, sonra, dönüyorum, kendimi bilmediğime kızıyorum falan. Özetle, epey kötü bir Pazar günü.

Cuma günü bir telefon, dediler ki sınavda iyi yapmışsın, seni üst sınıfa alıyoruz. Sınıfa gittim, Hakan’la aynı sınıftayız. “Biz senle yanyana oturduk sınavda.” dedim , “Evet” dedi. “Abi senin sınav epey iyi geçti heralde” dedim, “Yok be abi, gece uyumadım, ne geldiyse salladım, çok kötü puan.” dedi. Dedim “Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın, ömrümü çürüttün”

O zamandan beri ne zaman başkasının yaptığı birşeye bakıp kendimi kıyaslayacak/üzecek olsam, aklıma o gün geliyor. Geliyor da, stresi kesiyor mu? Hayır elbette, ama daha kısa sürüyor.

Sabah kalkıp twitterı açıyorum, birisi çok istediğim bir projeyi yapmış. “Hadi BE!” 
Bir fintech’çi bizim düşündüğümüz stratejik ürünü eklemiş. “Yok artık!”
Rakip gelmiş. Karın ağrısı…
Rakip batmış. Mide bulantısı…

Sakin ol, nefes al, nefes ver, şimdi ne yapıyoruz, 3-2-1, Hazır, başla!

Stres atalarımız için daha anlamlı birşeymiş. Avlanırken veya av olmaktan kaçarken işe yarar elbet. Fakat bugün o kadar da anlamlı değil. Özellikle 30 yıl yaşayıp sonunda anten kunten bir sebepten ölmediğimiz düşünülürse bu ve benzeri hormonları daha doğru kullanmak lazım.

Elbette çevreden bağımsız yaşamıyoruz. Ama sizin mutluluğunuz ve sizin kendinize koyduğunuz hedef daha önemli. Hiçbirşey, ama hiçbirşey, dışarıdan göründüğü gibi değil. İçeriden bakma fırsatı yakaladığınızda vakalar çoğunlukla daha kötü, çok seyrek daha iyi. Daha önemlisi ne biliyor musun? Seni ilgilendirmiyor. Sen kendi noktandan memnun musun, ona bakmalı insan.

O bana bunu yaptı… Boşver
Şu böyle demiş… Eee?
Ama bu adil değil… Hadı canım!

3–2-1, Hazır, Başla