Samimiyetin Emojisi

Metrobüs gerçekten velûd (bereketli) bir ortam. Gayr-ı ihtiyâri (malum metrobüs aynı zamanda samimi de bir ortam ister istemez etrafınızdaki insanlarla etkileşimde bulnuyorsunuz) yanımdaki bir insanın mesajlaşmasına şahit oldum ve bu bana lise yıllarında yaşadığım bir hadiseyi hatırlattı.

Mesajlaşmasına şahit olduğum zât metrobüse binen her normal Türkiye vatandaşı gibi -nedense bağzı turistler bunu eğlenceli bulabiliyor- somurtkan bir şekilde seyahat ediyordu lakin mesajlaşmasında gülen yüzlü emojiler vardı. Bense kendi içimde emojilerin samimiyetini sorgulamaya başladım. Sorgulaya sorgulaya kendimi lise yıllarına kadar dönmüş buldum.

Şimdi size lise yıllarımdan bahsedeceğim. Henüz cep telefonun sahip olmadığım, bütün sosyal muhabbetlerin msn’den döndüğü yıllar. Bilemiyorum o yılları yaşamış hangi biriniz skype’tan aynı tadı alabiliyor? Microsoft msn’i tamamen kapattığında msn ölümsüzdür naralarının atıldığına şahit olmuştum. Belki, Kurtlar Vadisi dizisinde öldürülen Çakır karakteri için yapıldığı gibi cenaze namazı kılınmadı, mezar kazılıp gömülmedi ama bende hatırası ondan aşağı değildir.

Lise 1. sınıfta arkadaşlarımdan birinin evinde kalıyordum. Akşam yatmadan evvel msn’i açmış ergenliğin de gereği olarak bir arkadaşımla yazışıyordum. Takdir edersiniz ki bolca ve abartılı şekilde gülücükler, dil çıkarmalar bilumum emojiler (o zamanlar emoji demiyorduk) kullanarak bunu yapıyordum. Beni seyreden arkadaşım bir ara “oraya gülücük koydun ama senin yüzünde gülücük yoktu ki” dedi. Aniden kafama balyoz vurulmuş gibi hissettim. Sarsıldım. Çok yalın bir gerçek yüzüme vurulmuştu.

O günden beri hiç gerçekten gülümsemeyip de birine gülücüklü emoji gönderdiğim vâki değildir. Eğer gözlüklü bir emoji gönderdiysem gerçekten o saniye kendimi star gibi hissettiğimdendir. Bu benim için çok önemli bir ölçü ve bunun gerçek bir samimiyet olduğuna inanıyorum. Bana bu uyarıda bulunduğu için de o arkadaşıma gerçekten minnettarım. Doğruluğu ve samimiyeti en küçük halkadan itibaren yaymak daha güzel bir dünya için elimizden gelen en kıymetli şeydir.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.