Bazen Bir Destekçinize Dönmemek Pahalıya Patlar…

https://www.flickr.com/photos/martins_nunomiguel/

Halkla, tüketiciyle, takipçiyle, destekçiyle artık ne derseniz deyin bir kurumun hedeflediği bireyleri yeteri kadar ciddiye almamasının çok büyük olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dair binlerce vaka var. Bu konu yeni değil ve bir gün dünyamıza göktaşı mı çarpar, güneş mi söner bir şekilde bizler yeryüzünden silininceye kadar da devam edecek gibi duruyor.

Bireysel bir gözlemden yola çıkarak STK’lar için bunun çok olumsuz sonuçlarından birini aktarmak istiyorum. Ananem geçtiğimiz sene başında rahmetli oldu. Ölmeden önce anneme vasiyet bıraktı ve birikimlerinden bir bölümünü arkasından hayır işleri yapılmak üzere anneme teslim etti. Annem de o zamana kadar sadece bir kuruma/proje değil ama doğudaki okullara ufak yardım kampanyalarından çeşitli STK’lara parasal desteğe kadar farklı amaçlar için o birikimi kullandı, kullanıyor.

Annem 65 yaşında bir kadın ve bilgisayardan alabildiğine kaçar; o yüzden de e mail adresi falan yok. Anneme mümkünse ev telefonundan ya da cep telefonundan en fazla arama ya da SMS ile ulaşabilirsiniz. Bir de mektup gönderebilirsiniz.

Ülkemizin en bilinen sivil toplum kuruşlarından ÇYDD (Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği) ve LÖSEV’e eşit oranda ama hatrı sayılır miktarda bir para yardımını ananemin anısına yapıyor. LÖSEV anneme hemen dönüş yapıyor ve telefonuna mesaj atıyor, adresine de güzel bir mektup iletiyorlar. Ancak ÇYDD’den hiç bir dönüş olmuyor. Yardımı ikisine de eşit miktarda yapınca ister istemez hemen iki kurumun da performansını karşılaştırmaya başlıyor. İnsanlara bir iyilik yaptığınızda bir karşılık bekler ya da beklemezsiniz. Ancak kurumlara iyi sayılabilecek bir seviyede yardımda bulununca insan ister istemez bir karşılık beklentisine giriyor. Yanıt alamadığınızda da bozuluyorsunuz. Kaale alınmadığınızı düşünüyorsunuz. Bir destekçi olarak kısıtlı yardım imkanlarınızla onlarca STK arasından o kurumu seçiyorsunuz ve diğerlerine yardım yapamamış olmanın hüznünü yaşarken bir de üstüne üstlük yardım yaptığınız kurum sizi muhatap bile almıyor.

Daha da fecisi annem LÖSEV hemen dönüş yaptığı için gönderdiği yardımın iyi bir yerlere gideceğinden emin oldu ve içi rahatladı ancak ÇYDD’den hiç dönüş alamadığı için para gerçekten yardım amaçlı kullanıldı mı, onun tabiriyle yazıyorum “yoksa parayı iç mi ettiler, gerekli yerlere ulaşmadı mı” korkusuna kapıldı. Paranın kendisinden doğru adrese gittiğini biliyor ancak kurum dönüş yapmadığı için acaba yardım ihtiyaç sahiplerine ulaşmadı mı endişesi taşıyordu. Kötü niyetli olsa LÖSEV de anneme güzel bir dönüş yapabilir ve parayı iç edebilir ancak annemin algısında tek muhatabı olan LÖSEV kendisine dönüş yaparak gönderdiği yardımın doğru ellere ulaşacağının bir nevi teminatını veriyordu ama ÇYDD bunu da yapmamıştı. Annem o yüzden hem hayalkırıklığı yaşıyor hem de endişeleniyordu. ÇYDD’nin varlık nedenine güven sorunu yaşamaya başladı ki bu ÇYDD’nin yardım alamamasından bence çok daha büyük bir sorun.

Annem bir daha ÇYDD’ye destek vermemeye karar verdi. LÖSEV’e ise yardım yapmaya mutlulukla devam edecek. Bundan sonra ÇYDD ne kadar reklam kampanyası yaparsa yapsın annemdeki bu çok olumsuz algısını düzeltemedikçe ondan yana destek göremeyecek.

Bazen bir bireyin bir kuruma karşı kırgınlığının, kurumdan vazgeçmesinin kurum nezdinde çok önemli sonuçları olmayabilir. Ancak varlıklarının büyük bölümünü destekçiklerinin katkılarına borçlu olan STK’ların bu konularda bireyleri gerçek anlamda muhatap almamasının sonuçları korkunç olabilir. ÇYDD gibi kurumlar bu umursamaz tavırlarını sürdürdükçe onlarla gerçekten ilgilenen bağış yapan kaynaklarını kuruturlar ve varolan destekçilerinden kaynak yaratmaktansa sıfırdan kaynak yaratmak zor olabileceğinden ciddi sıkıntı çekebilirler. Bu yüzden STK’ların her zaman bağışçı/destekçileriyle sıkı ilişkiler kurması önemli. Özellikle maddi kaynak elde etmede onlarca rakiple savaştıkları için her zaman muhataplarına kendiklerini anımsatmalı ve gündemden düşmemeliler.

ÇYDD için bir olumsuz konu da benim bu örneği yazmam olacak zira kendilerinin imajlarına çok da destek vermiyorum ama olur da oradan yetkililer bu yazıyı bir şekilde okurlarsa kendilerini geliştirebilirler ve böylece onlara katkı sunmuş olurum. Rahmetli Türkan Hanım’a saygılarımla.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.