Uzayda Yaşam — Astrodemografi Üzerine

Başka gezegenlerde yaşamış olabilir miyiz? Bu bizi ne kadar ilgilendiriyor?

Başka yıldız sistemlerinde veya galaksilerde yaşamış olma ihtimalimiz de vardır ancak buna yönelik bilgiler özellikle işlenmesi gereken karma olduğu zaman ancak varsayımsal illüzyon seviyesindedir. Dünya’da muradını gerçekleştirme açısından kadersel hakimiyet geliştirmeyen bireyler için bu konu oyalayıcı olabilmektedir. *(Dipnot yorumlarda) Güneş Merkezli Astroloji ve Yıldızlararası Astroloji ilimleri burada Kollektif Bilincin kendini Uzaya yansıtması yönünde argümanlar sunmaktadır. Bu açıdan her yıldız, oluşturduğu sistemde fiziksel veya uzam/zaman sürekliliğinde insan deneyimi ve algısının dışında ilkel veya medeni yaşamsal faaliyetler olsun veya olmasın Dünya’da yaşayan bir İnsan tarafından bakıldığı zaman Kadersel konuları konum yerine doğrultu üzerinden kategorilendirebildiğimiz unsurlar olarak görülür. Bu durumda Güneş Sisteminin kendi Mana ve Ruhsal Alanında Güneşi merkeze aldığımız zaman çıkan doğrultularda bulunan yıldızlarda ne olursa olsun, biz Dünyevi açıdan bakıldığında görebildiğimiz ve kurgulayabildiğimiz kadarıyla kollektif bilincimizi bulunduğumuz uzama yansıtırız.

Muhtemelen İnsanlıktan yayılan manevi alan Güneş Sisteminden uzayıp başka bir yıldıza değmemektedir ancak yıldızlara doğru uzanmakta ve Güneşin manevi çekim alanı içinde birikmektedir ve hatta yörüngesinde dolanan enerjetik kütleler (ör. Uranyen Astroloji — Hipotetik Gezegenler) ve insanlık için manalı matematiksel ve metafizik noktalar da bulunmaktadır. Işığı bize ulaşmayan veya söndüğü halde ışığı bize ulaşan yıldızlar da hesaba girebilir ancak kapsamlı bir araştırma konusudur.

Ancak geçmiş yaşamlarımıza dair önemli bilgiler uzaya yansıtılarak sabitlenen kollektif bilinç-bilinçdışı içinde arketipsel bir yaklaşımla yıldızlara nakledilebilir. Deha konusu ve Dahiler Arcturusta, Yol göstericiler Polariste, Toplumsal Günahlar ve Karmik Yükler Menkarda, İdealizm ile başarılı olan kişiler ve İdealizm konusu Fomalhautta, Öğretmenlik Rigel ve Toliman yıldızlarında, Şifacılık Ras Alhague yıldızı ve Pleiades yıldız takımında, Bastırılmış Dişi ve Anaerkil yapı Algolde toplanabilir. Ancak bu yine bu yıldızların aktüel olduğu hallerinden daha ziyade insanlığın ortak zihnini yıldızların bulunduğu doğrultuda yansıtması ve psikofizik açıdan mana yükünün Güneş Sistemi çevresinde çok uzaklaşmadan yoğunlaşması üzerinden şekillenen bir durumdur. Muhtemelen bu yıldızlarda yaşayanlar varsa zaten yıldız haritası bile bambaşka şekillerde gözükecektir, mesela bizim Yay burcu olarak gördüğümüz yıldız takımında bulunan bir yıldızda medeniyet varsa onlar gece gökyüzüne baktıklarında Yay takımyıldızını bizim gördüğümüz biçimde görmeyecekler ve mana açısından da aynı şekilde yorumlamayacaklardır. Ayrıca bu başka bir yıldız sözkonusu olduğu zaman bütün yıldızların nasıl biçimlerde kümelendiğini hep etkileyecektir. Bu konu için Apophenia ve Pareidolia kavramlarını araştırabilirsiniz.

Ruhumuz yaşam deneyimi için şuura ve bedene ihtiyaç duyar. Şuur bir bedene merkezlenerek Ruh yaşam deneyimine odaklanır ve algısını bu deneyim için sınırlandırır. İnsanlık dahilinde özellikle uzayla ilgili bilimlerin önemli gayelerinden biri Dünya dışında yaşam keşfetmektir. Ancak şu an bunun için uygun teknik ölçüm cihazlarına sahip değiliz. En basitinden en yakın yıldızlarda bulunan gezegenlerin gece tarafında ışıkların yanıp yanmadığını kontrol edebiliriz. Ancak aramızda 10.000 kadar ışık yılı mesafesi olduğu zaman foton kütlesinden kaynaklı olarak orada gerçekten bir medeniyet olup olmadığını gözlemleyemeyiz. Oradaki gezegende ışıklar yansa bile medeniyet çökmüş olabilir. daha hızlı ölçüm cihazları mesela 1 yılda 300.000 kilometre yol kateden foton yerine kütlesi daha düşük olduğu için çok daha hızlı hareket eden başka parçacıklara dayanan teleskopların icat edilmesi veya yıldızlararası seyahat yapmamızı mümkün kılan uzay araçları ve teknolojilerini geliştirmemiz Astrodemografi konusunda daha net ve kesin kanılara ulaşmamızı sağlar. En yakın galaksi olan Andromeda’nın 2 milyon ışık yılı uzaklıkta olduğunu ve 1 trilyon yıldıza ev sahipliği ettiğini unutmamak lazım.

Haliyle her galakside birden çok yıldızda yaşam oluşma ihtimali ve demografi yapma ihtiyacı vardır, ancak bunu ölçümlemek şu anki teknolojimizle mümkün değil ve ruhsal yeteneklerle keşif yapılmaya çalışıldığı zaman Dünya-İnsanlık koşulları ve Simya hususu düşünüldüğünde beyhude bir uğraştır.

Burada değinmem gereken bir husus da Ruhsal bağınızın olduğu Kozmik Eş ve Aileleriniz varsa bu fertler ile kurduğunuz doğrudan ilişkiler üzerinden sağlıklı bir şekilde kozmik yaşamlarınıza dair izlenimler alarak hatırlayabileceğinizdir. Bu ilişkiler sayesinde kozmik yaşamlara dair farkındalık kazanabilirsiniz ancak oradaki gerçekliği olduğu gibi buraya nakletmeniz pek mümkün değildir. Ruhsal, teknolojik, politik, bilimsel, sanatsal olarak gelişim göstermiş bir zaman-mekanda yaşamınız varsa bu haliyle ilham yoluyla Dünya’ya katılım yapmanız için önemli bir husus olur. Haliyle Hakikat-Dharma merkezli bir yaşam ve buna merkezlenmiş ilişkilerde böyle bir hayır görülebilir. Karmanızı çözmeden ve karmik illüzyonlar içinden çıkmadan bu titreşimlerin olduğu ilişkilerde bulunmak kişinin Dünya’dan kopmasına da sebep olabildiği için önemli ruhsal sınavlar cereyan eder. Burada zihnin sınırları ve filtrelemeleri düşünüldüğünde kozmik kültürle ilgili bilgilerden daha ziyade sanat, felsefe, politika, şifa, simya kazanımları daha önemlidir. Bu ilişkiler sayesinde evrensel geçerliliği olan fikirler, icatlar, teoriler, kuramlar, kanunlar, bilgiler de hatırlanabilir. Haliyle bu türden içerikleri ruhsal olarak hatırlayabilmeniz veya somutlaştırabilmeniz için egonuzu aşmış ve toplumsal katkıya hizalanmış olmanız ziyadesiyle önemlidir.

Kozmik eşlerinizle karşılaşmadan önce karmik açıdan davranış ve alışkanlıklarınızın doğrulanmış ve Dünya’da sağlıklı bir hale geldiğinden emin olmanız gerekir. Yani toplumsal karma ve sosyal sorumluluk üzerinden vicdanınızın rahat olması, gönüllü olarak katılım yapmanız bu türden ilişkilerin hayrını görmeniz için önemlidir. Böylelikle uzaya fırladığınızda bir ayağınız da burada olur. Ruhsal hafızanızda bulunan Dünya dışı yaşama ait kayıtlar bu ilişkilerin içinde çok yüksek bağlılık ve eş titreşimler üzerinden önemli bir çekim alanı yaratır. Bu durumda duygusal ve zihinsel olarak olgun bir birey olmanız ve kapılmamanız çok önemlidir. Keza birbirinizi böyle derin bir seviyede anlamak bir yandan da ilişkiye aşırı yatırım yapmanıza ve Dünya’dan kopmanıza sebep olmasın. Sizden daha az farkındalık sahibi, ahlaken veya manevi açıdan olgunlaşmamış birisi bu türden ilişkilerde sizin kadar samimi olmayarak zaafiyetlerinizi de suistimal edebilir.

Bu türden ilişkilerin bireyler arasında kapalı bir şekilde yaşanmaması, ortak ve bütüncül hizmet ve faydanın gözetilmesi önemlidir. Kendi kendinize kapandığınız yerde toplumdan koparak insanlıktan soyutlanma ihtimali vardır. Bu yüzden bu ilişkileri uzatacaksanız Yaşam Amacı, Murat, Dharma-Hakikat ve Fayda eksenleri üzerinden devam ettirin yoksa Dünya’ya temellenmemiş bir ilişki içinde kontrol edemediğiniz ve harmalayamadığınız enerjilerle stresli ve huzursuz ancak aksiyon dolu bir ilişki içinde yıpranabilirsiniz.

Belki de ruhsal olarak en yakın yıldıza bile ulaşamıyoruz ancak takıntı yaparsak yaratıcılığımız bizim içsel ve hatta kişisel meselemizi bu yıldızlarla ilgili yaptığımız keşifin içinde form kırılması yaparak gözükebilir. Mesela büzük dudaklı uzaylılar görmek sembolik olarak kişinin ruhsal olarak kendini ifade edemediğini, cümle kuramadığına işaret edebilir. Gri derili uzaylılar görmek kişinin kendi içinde yabancılık çektiği çok renksiz hayatlarına ve geçmiş yaşam kişiliklerine metaforik bir gönderme yapabilir.

En basitinden Dünya hayatına ve topluma adapte olamamak, insanları dışlamak veya insanlar tarafından dışlanmak kişinin uzaylı (alien kelimesi latince alienus=yabancı alia=başka/diğer/tanıdık olmayan kelimelerinden gelmektedir) varlıklarla kendini özdeşleştirmesine ve onlarla iletişim kurma ihtiyacı duymasına sebep olabilir. Ancak bu bir yoksunluk ve tatminsizlikten kaynaklı olduğu için kendi ruhunda çektiği yabancılıkla yüzleşememesi üzerinden ilk önce psikolojik tahliller, şifa ve simya çalışmaları yapmak bu keşiflerden önce daha sağlıklı ve basiretli olandır. Öncelikle esasımızı keşfetmeliyizdir.

Elbette başka yıldızlarda doğmuş ve Dünya dışı uygarlıklarda yaşamış olma ihtimalimiz vardır, ancak bu Dünya’dan ve İnsanlıktan kopmak için bir bahane değildir. Esasımızı Dünya boyutunda yeterince anladıktan ve kanunlarını sabitledikten sonrasında eğer geçmiş yaşamlarımızda Dünya dışı uygarlıklarda yaşadıysak ruhsal hafızamızdan doğrudan bilgi alma vasıtasıyla bu uygarlıklara dair bilgilere de sahip olabiliriz.

Akıl ve zihin beslendiği her konuyla ilgili olarak doğru olsun veya olmasın kurgular üretebilir ve bu kurgular form kazanarak görü ve ses olarak yansıyabilir. Ancak burada filtrenin zihin ve kişilik olduğunu her zaman aklımızda tutmamız lazım. Son 2000 yıl içinde ‘Dünya dışında hiç yaşamım oldu mu?’ diye sorduğumda ben de bütüncül hafızamdan Evet’ cevabı alıyorum ancak bunu önemsemek şu an yapmam gerekenler düşünülünce çok beyhude gözüküyor. Astral Projeksiyon yaparken de 26° Yay burcunda bulunan Galaktik Merkez üssünde (burada bir Karadeliğin varolup olmadığı da kuşkuludur ancak yıldızlardan daha büyük bir kütle ve Dünya’da algılanıp ölçümlenebildiğinden daha farklı bir parçacık yapısı muhakkak vardır ancak yaşam olduğunu sanmıyorum) evim olduğuna dair bir bilgi aldığım zaman bu aslında Dünya boyutunda İnsanlığı ilgilendiren İlahi Nizam ve Hiyerarşide merkezi bir vazifem olduğuna işaret ediyor. Kendi zihinsel kurgularım içinde insanlık gibi ben de uzayda ortak bilinci görüyorum. Ancak kendimde dahil kimseyi bu spekülasyon ve kurgularla oyalamak istemem. Bu türden kurguları haliyle izafi yaşamım içinde bükerek yorumluyorum ve Birlik şuuru içinde Dünya’da yapılması gereken işlere bağlı olarak detaylandırıyorum.

Şu an için bu durum ancak bilimkurgu konusu olabilir ve psişik çalışmalar yapmadan önce gerçekten kapsamlı bir simya çalışmasından geçmek gerekir. Dünya ile ilgili problemler olduğu sürece Ruhsal açıdan şuuru Dünya’ya geri çekecek veya kişisel problemler varsa kişisel problemleri form bükerek yansıtacak çok fazla durum vardır.

İlahiyat ekseninde düşündüğümüz zaman Esas üzerinden Tanrı’ya ulaşmak çok daha basit ve her zaman zaman/mekan koşullandırmalarına tabi olmadan yapılabilen bir husustur. Evrenin herhangi bir yerinde Tanrıyla irtibat kurarak muhabbete girmek Tanrı ile Varlık arasında cereyan edebilecek önemli hususlar üzerinden daha net ve kesin sonuçlar verir. Bu durumda İlahi muhabbet her zaman bir varlığın algı ve idraki ölçüsünde mümkündür. Ancak hayalgücünün varlığı burada zaptedilmediği zaman konu dışı negatif illüzyon ve buna bağlı olarak spekülatif kurgu içinde hakikatten sapma oluşturabilir. Elbette zihin burada bile bir içerik oluşturur ancak illüzyonun hakikat değeri her zaman sorgulanmalıdır.

Tarımla birlikte İnsanlık Avcı-Toplayıcı Orman ve Kabile yaşamından yerleşik düzene geçmiş haliyle köylerden şehirlere ve ülkelere kadar büyüyen toplumlar kurmuştur. Şimdi yabancı dil öğreniminin yaygınlaşması ve internet ağının da gelmesiyle global bir toplum ve kültür oluşuyor. Ancak Avcı-Toplayıcı düzenden Yerleşik-Tarım düzenine geçişte İnsanlığın şuurunda bilim yapmaya uygun şartlar gelişmiştir. Avcı-Toplayıcı haliyle hayatta kalmak için yeterli bilgiyi ancak kayda geçirebiliyordu ve bu kayıt ağızdan kulağa aktarımla kalıtıma kazandırılıyordu. Yani kabilede bilgili olanlar yeni doğanlara neyin yenilip neyin zehirli olduğunu, neyin hangi hastalığa çare olduğunu, besin bulmayı, kıyafet dikmeyi öğretiyordu ve bu düzen içinde Matematik veya Geometri gibi bilgileri geliştirmeye çalışmaya dair bir ihtiyaç yoktu. Ancak yerleşik düzene geçen insanlık haliyle kurumlaştı ve Dil, Takvim, Yazı, Ölçüm yapma gibi ihtiyaçlara sahip oldu.

Özellikle Matematik ve Geometrinin geliştiği Eski Mısırda Sirius yıldızı Nil nehrinin taşmasıyla çok yakından bağlantılı olduğu için Kurumlaşma üzerinden (14° Yengeç doğrultusunda bulunur ve yükseldiği zaman Nilin taşmasını haber verir) İlahi Devletin ve Tanrıların bulunduğu merkez karargah olarak düşünülmüştür. Tarım için önemli olan kurumlaşmayla da sembolik olarak bağlantılıdır. Günümüz mitolojisinde de Başmelekler Konseyinin ve Galaktik Merkez Karargah gibi yapıların bulunduğu yer olduğu düşünülür. Bu yönüyle Ezoterik Nizamlar ve İnsan ile İlahi Plan arasında bağlantı kuran İnsi-Melekler için önemlidir. Ancak bu Allah bu yıldızdadır veya bu yıldızda yaşam vardır demek değildir. Bu yıldız yükseldiği zaman çabuk kuruyan çöl ortamında nehir taştığı için toprağa verim ve bereket gelir. Her yıl alınacak hasat bu nehrin ne kadar ve nasıl taştığıyla alakalıdır. Bir yandan da bu yıldızın gökyüzündeki en parlak yıldız olması Nurani olarak da gelişmiş bir yıldız olduğu izlenimi uyandırdığı için tarım ve devlet ile ilgili ölçümler bu yıldız baz alınarak yapılmış ve bu yıldız üzerine bir mitoloji kurulmuştur. Ancak Tanrı zaman ve mekandan bağımsız olarak daima insanın içindeydi ve evrensel uzamın başka yerlerinde ve zamanın başka noktalarında yaşayan varlıklar için de aynı durum geçerlidir. Ancak ne kadar parlaksa o kadar dikkat çekici olduğu için üzerine ölçüm yapmak ve mitoloji kurgulamak da o kadar kolay. Bu kadarı Sirius’ta yaşam olduğunu bile kanıtlamaz.

Ancak burada konuyla ilintili olarak İlahi Nizam ile ilişkili olan Sirius ve bu yıldızı inceleyen Amon, Luxor, Karnak ve diğer Antik Mısır Tapınaklarında yetişen inisiyeleri ele alabiliriz. Bu kişiler haliyle Sirius yıldızına atfedilen manevi değerleri de hem eylem hem de eserleriyle insanlığa nakleden kişilerdir. Antik Yunan Atomcu felsefe ile de maddenin yapısı incelendiğinde Lucretius, Epiküros veya Demokritos’un ortaya koyduğu parçacık tasvirlerinin Kuantum Fiziğinin öne sürdüğü parçacık kuramlarıyla örtüştüğü görülebilir. Ama Atomcuların yanı sıra İdealizm, Elea, Kaldea gibi ekollerin de filozofları Mısır, Çin ve Hindistan’a inisiye olmak için yolculuk ederlerdi. Leukippos (Aziz Germain-C.G. Jung), Demokritos (Mecdelli Meryem-Halife Ali-Aleister Crowley), Pythagoras (Koot Humi-Balthazar-Aziz Francis-Dr. Baskaran Pillai), Platon (Sananda-Musa-İsa-Hypatia-Muhammed-Da Vinci-Che Guevara), Socrates (Sanat Kumara-Martin Luther-M. K. Atatürk) ve Epiküros da Mısır Tapınaklarında inisiye olmuşlardı. Tapınakta inisiye olmak haliyle İlahi Nizama katılmaktır ve bu da Hizmet Planında İnsanlığın ve Dünya’nın gelişimi için vazife ve sorumluluk üstlenmeye açılım yapar. Haliyle bu inisiyeler Melekler ve Başmeleklerin etkileriyle birlikte Dünya’ya somutlaşması için aracı olurlar. Ancak bu kişiler de tarihte insan olarak Dünya’ya geldiklerinde toplumsal olarak negatif karma yaparlarsa Hizmet Planından atılırlar ve Düşmüş Melek-Nephilim olabilirler, bu durumda Democritos Aleister Crowley olarak tekrar bedenlendiğinde algı karıştırdığı ve gizli anlaşmalar üzerinden İlahi Nizam içinde karışıklık yaptığı için şu anki enkarnasyonunda bir Nephilimdir. Kısaca bir vazifeli usta veya İnsi-Melek gibi davranmamaktadır.

Bu durum hatta bugün bazı Yıldız Tohumlarının belirttiği üzere Sirius A ve Sirius B arasındaki kopukluk olarak da kendini güncel mitoloji içinde göstermektedir. Bu durumun daha ince detaylarını başka bir yazıda ele alabiliriz. 5. Boyut görgüsü içinde aslında Karanlık Aydınlığa hizmet etmez, Karanlık Aydınlık için değildir. Aksi düşünmek aslında 4. Boyutta kilitli kalmaya sebep olan kilitleyici ve çelişkili bir düşüncedir ve insanın enerji kapasitesini ve verimini temelsizlikten dolayı büyük oranda düşürür. Aslında her dönem içinde işlenebilecek karanlık bulunur. Bu karanlığın aydınlığa hizmeti değildir, aydınlık İlahi Nur açısından düşünüldüğünde karanlık bir şeyin daima içine içine işleyerek onun karanlığın içeriğini görmeyi sağlayan ve bu içeriği işleyerek tekamül ettiren bir güç ve işleve sahiptir. Başka bir yanlış düşünce de “İyi’nin kötüye kıyasla değer kazandığıdır” ama aslında İyi ve Kötü ille de birbirine bağıl olmak zorunda değildir, iyi ve kötü her zaman savaş içinde değildir. Aslında savaşan kötülükten kaynaklıdır ve iyi-kötüyle savaştığı yerde içinde iyilik tamamlanmamıştır, ancak kötü bazen o kadar kötüdür ki dönüşmediği veya düzelmediği için ortadan kaldırılması gerekir.

İnsan bilinci olayları ikilikli zihin içinde düşünmeye alışmıştır ve bu aslında genel insanlığın Mide ve alt çakralardaki problemli düşünce kalıplarından gelmektedir, Kalp çakra seviyesinde olaya daha bütünlükçü bakılır ve kusurları kaldırmanın ve hastalıkları şifalandırmanın mümkünlüğü gerçekleştirmeye daha çok yoğunlaşılır. Burada Ay — Gümüş’ün sınavı ile Güneş — Altın’ın sınavına bakılabilir.

Kalp çakra yeterli enerji seviyesine ulaştığı zaman Lunar halinden Solar haline geçiş yapar. Lunar haldeyken alt çakralarda kusurlar yoğun olduğu için kişi kendi merkezinden dış Dünya’ya baktığında kendi kusurlarını dışarıda görmeye meyillidir. Lunar şuurun içinde gelişim ve Lunar’den Solar’e dönüşüm yaşanırken birey kendi kusurlarını ayırt etmeyi ve böylece algısını geliştirmeyi öğrenir. Kimse kusurlarını tespit etmeden evren algısını ve yorumlayışını netleştiremez. Evrendeki yasaları ve tasarıları iyi anlayabilmesi için Mental olarak evrenle uygun tasarı ve kurguları öğrenmesi gerekir.

Evrende olgular zaten belli bir şekilde olmaktadır ancak insan bu olguları olduğu gibi görmeyebilir, eğitim bunun için gerekli donanımı sağlama vazifesine sahiptir ancak eğitim nihai değildir. Bilim bu donanımın içeriğini daima evrensel hakikate birleme ve doğrulama çabası içindedir. Eğitimin kendisi de bilimsel olarak yaklaşılmaya açıktır. Ayrıca eğitimle sağlanan gelişim de yeni şartlar oluşturarak bu şartların içinde doğacak yeni ihtiyaçlara yeni çözümler gerektirir. Lunar şuur bu durumda eğitim sürecindeki filtreyken Solar şuur eğitime içerik sağlayan bilimdedir. Bu 2000 sene önce Lunar-Din / Solar-İlim olarak yorumlanabilir, ancak Din ve Şeriati getiren Nebi ve Resul de Solar niteliktedir. Eğitim yeni bir şey üretmez ancak saptanmışı herkese yansıtır ve aktarır, böylelikle geceleri gözüken Ay gibidir. Öğrencilere her zaman gözlerini yakmayacak, algısını karıştırmayacak nitelikte bilgiyi filtreleyerek verir. Ancak yeni ve doğru bilgi veya kanun belirleyen kişi çok daha kapsamlı ve bütüncül bir şekilde bir alanın merkezine yerleşerek konusuna hakim olması gerekir. Bu hakimiyet ona eğitimin içine katılabilecek nitelikte yeni bilgiyi üretebilecek icazeti verir. Eğitilen kişi haliyle eğitim ile geceden gündüze taşınır.

Böyle bir durumda karanlığın aydınlığa zaten bir hizmeti yoktur. Karanlığa işleyen bir aydınlık vardır. Nüfus arttığı zaman eğitilecek kişi sayısı da artar ancak bu artışla birlikte eğitebilen ve üretebilen kişi sayısında da artış görülmesi için gerekli olan yapılmalıdır. Eğer eğitilmesi gereken kişi artarken eğitebilen kişi artmasa karanlığı aydınlatması gereken ışık oranında dengesizlik oluşur. Buradan da açıkça %50 gibi bir dengenin kesin bir kural olmadığı görülür. Tembellik veya yetersizlik durumunda denge kurulmaz veya kurulu bir denge varsa bozulur. Ayrıca aktif çaba gösterilerek eğitilecek kişi sayısı artsa bile yeterli eğitimi sağlayacak imkan ve yapılar sağlanırsa yeterli hal sağlanır, korunur. Hatta eğitim yeterliliğine dair proaktif çözümler getirilirse gelecekteki olası problemler de engellenebilir.

Lunar şuur Aynalama-Yansıtma-Etki/Tepki vurgusu olan bir biliş-kavrayış-yaşayışa işaret ederken Solar şuur Yaratma-Nüfuz Etme-Özgür İrade vurgusuna sahip bir yönelime sahiptir. Yani Aysıl evrenle ilişkiye girişinde genelde kendi aynalama üzerinden yansımalarını görüp tepkisel hareket ederken Solar olduğu gibi görmeye ve bunun üzerine yüceltmeye, ısıtmaya, aydınlatmaya ve yükseltmeye yönelir. Solar şuur aktif yaratıcılığı ile yeniliklere sebep olabilir ancak Lunar şuur edilgenliğiyle etki-tepki veya sebep-sonuç içinde bağıl veya doğurgan hareket eder.

Bu durumda Solar şuur ikilikten bağımsız bir şekilde bütüncül olarak olaylara merkezi bir konumdan bakabilirken, Lunar şuur edilgen olduğu için hep ikilik içinde düşünür. Böylelikle Solar Nurun katılaşması yönünde bir Lunar şuur bir filtre ve modülasyon işlevi yüklenir.

Bir başka düşünce de saçmalık seviyesine kadar gidebilen İyi ve Kötü — Aydınlık ve Karanlık arasında %50 bir denge olduğudur. Bunlar İlahi Yasalara temkinsiz bir şekilde yeterli akli donanımı sağlamadan üstün körü yaklaşıldığında açığa çıkan düşüncelerdir ve kanuni bir geçerliliği yoktur. Aslına bakarsanız Dünya ve Evrende böyle bir oran yoktur, bir gezegende ne kadar iyi ve kötü olduğu bu oranı belirler ve İlahi Düzen her zaman bireylerin bulunduğu koşulda yaptığı ettiği eylemlere göre basiretli ve sağduyulu bir hareket politikasını salık verir. Bir Dünya’da insanlar kendilerini İlahi Düzen sağlama yolunda gayret göstermek yerine sadece dua etmeye ve teslim olmaya koşullandırırsa aydınlık yolunda çok net adımlar ve değişim süreçleri görülmez.

Haliyle burada aydınlık olan gayret ve özveri göstermek, karanlık olan da dua edip olmasını beklemektir. Dua bir bakıma bilinçaltımıza dileklerimizin gerçekleşmesi yolunda bir yol çizme komutu verir. Biz dualarımızın üzerine hareket edersek dualar da gerçekleşir. Dünya üzerinde Kollektif Duaların kabul olmasını sağlayan mekanizma gönüllü olarak İlahi Hizmet içinde katılım gösteren İnsi-Meleklerden/Vazifelilerden oluşan ortak bilince sahip bir gruptur. Bu ortak bilincin içinde aktif olmak için de kişinin kendini mevcut durumunda gayesi için yeterli ve muradı için sürekli geliştirmesi de gerekir, bu sürecin içinde insan da içinden geçerken kendini işleyen ve bununla eşzamanlı olarak dışına eylemleri-sözleri ile güzel işler olarak taşan Rahmani Nefes-Nur ile yaratım sürecinde tekamül eder. Bu Nur bireyi yeteri kadar işlediğinde bireyde hakikat netlik kazanır ve İlahi Kanunları aracıya ihtiyaç duymadan anlayabilir, uygulayabilir, başkalarına nakledebilir ve hatta gerektiği yerde mevcut koşullara uygun olarak güncelleyebilir hale gelir. İnsanlık 2000 yıl önce de vazifeli ustaların kendi tekamül düzeyine göre kanunları naklediyordu şimdi de. Ancak bunda bu yazının genel gidişatında da gördüğünüz gibi bir usül vardır.

Karanlık yaratılış ve tekamül açısından insanda işlenmemiş kaba yapılar, cehalet, kendi kendine hizmet eden yapılar, 7 Ölümcül Günah, veya daha açığa çıkmamış ve yeterince anlaşılmamış

Takyon teleskobu icat edelim ve Sirius sisteminin gezegenlerinin gece taraflarında ışıklar yanıyor mu bakalım? Psişik yeteneklerle bu yıldıza baktığımız zaman aklımıza ilk gelen Antik Mısır veya başka uygarlıklarda yaşadığımız geçmiş yaşamlarımızda ve insanlık kültür-tarih dahilinde bu yıldıza dair yüklediğimiz inançlara dayalı manalar üzerinden şekillenecektir. Haliyle bu bir kontak kurmaktan ziyade içsel ve arketipsel bir meseleye daha çok işaret eder. Yoksa geçmiş yaşamlarımda Mısır’da kaç defa tapınaklarda inisiye oldum, yaşadım, çalıştım, yönettim ve terbiyesinden geçtim... Bütün bunlarda bilimsel algı sınırımız bugünkü algı sınırımızla karşılaştırıldığı zaman ufuklarımızın çatırdayıp dökülerek genişlediğini gösteriyor. Şimdi atom altı parçacıkları incelediğimizde Newton fiziğinden paradigmalar kırılarak yepyeni bir bilim ve araştırma alanı oluştu.

Ancak yine de çok fazla kendimi şartlandırmadan, şuurumu evrensel merkeze göndererek buradan enerji veya bilgi çekebilirim. Ama yine de bu benim genel kullandığım dil içinde, odaklandığım konularla ilgili olur. Ancak kategorik olarak Evrensel bir Merkez olduğu için “Evrensel Doğru & Değerler ve Bir Bütünün Merkezinden Bütüncül Olarak Olayları Ele Alan ve Açımlayan” bir yapıda olur.

Bu durumda varlık tekamül ettikçe bilinçsel gelişimi de Atomik düzeyden Evrensel düzeye kadar tekamül eder. Çekirdek aile en basitinden moleküler bir yapıdır ve bu hayvansal veya bitkisel yaşam için de geçerlidir. Bakteriler bile aileler ve koloniler kurar ve moleküler şuur düzeyinde bir yaşam deneyimi gösterirler. Hayat esasına sadık kaldıkları sürece evrim geçirerek genetikleri ilerler ve türler devam ettikleri yerde yaptıkları kollektif seçimler ile başka türlere ve canlılara geçebilir. Bakteriden İnsana kadar bir evrim hikayemiz vardır. İnsan konuşmaya başladığı ve uygarlık kurduğu yerde yaşadığı açılımda da Monadik yani topluluktan ayrı birimsel bir şuura ve iradeye sahip olmuş. Otomatik yaşamsal faaliyetler ve dürtülerden akılsal gelişime geçmiştir.