Türkiyede “Bilgisayar-Yazılım” Sektöründe Olmak

Biliyoruz ki ülkemizde bir alanda profesyonel olmak için üniversitelerde verilen eğitim yeterli olmuyor. Üniversite eğitimi bir yere kadar. Her zaman kendimizi yenilememiz, hele ki bilgisayar sektöründe isek sürekli yeniliğe açık olmamız gerekmektedir. Bunu ne kadar yapıyoruz? Ne kadar yenilikçiyiz? Öncelikle bu soruların cevabını iyi sorgulamamız gerekir. Bende sektördeyim fakat çok iyi olduğumu elbette söyleyemem. En azından piyasanın bir kaç ihtiyacını karşılayacak çözümler üretebiliyorum.

Her neyse lafı fazla uzatmadan konuya girmek istiyorum. Ülkemizde, “bilgisayar okuyorum, bilgisayar mühendisiyim.” denildiğinde; çevremizdeki insanların aklına gelen ilk şey şu: Sen şimdi format atabiliyor musun? Facebook hesabı hackleyebilir misin? Ya benim bilgisayar çok donmaya başladı virüs müdür nedir şunu bir temizleyebilir miyiz?… Soruları çok popülerdir. Bu yazıyı asla dalga geçme amaçlı yazmıyorum. Sadece bu sorular sektörün içinde olan kişiler için sıkıcı ve nefret edilecek bi durumun içine sokmaktan başka bir halta yaramaz. Kişiye katkısı sıfırdır. Beyin damarlarında tıkanmaya sebep olan sorulardır. Donanım ve yazılım kavramlarını ben farklı şekilde yorumluyorum.

Donanım, kısaca ameleliktir. He tabi ki amelelik deyip yapmayacak halimiz yok. Yeri gelince elbette yapıcaz. Fakat insanların tek bildiği şey bu. Bilgisayarla sorun yaşayan insanların odak noktası: Format attırmak, şunu yükle bunu yükle, antivirüs kur, tırı vırı şeyler olmuş. Bir de bu yapılan ameleliğin karşılığını alamadığınızı düşünün, o zaman işte beyninizin içinde fırtınalar kopuyor. 8 -10 yaşındaki çocuklar bile artık sistem kurmaya başlamış tebrik ederim. Özel sektörde az da olsa çalıştıysanız bilirsiniz. Bilgisayarın tekniğinden anlamayan insanlar gelir asistan olur. Yazıcıdan çıktı alamadığı için eli ayağı birbirine dolaşanlar, ya az önce çalışıyordu. Neden hata verdi ki şimdi bu? Ya bi bakar mısın yazıcıda problem var.. Diyenler vs. Deniz hanım ben yazılımcıyım ben burada CSS kodu yazıyorum falan filan demeye fırsatınız kalmıyor. İçinizden sinirlenerek gidiyorsunuz ve bakıyorsunuz ki yazıcının usb kablosu yerine oturmamış… O anda Deniz hanımı öldüresiniz geliyor ama yapamıyorsunuz. Çünkü siz bilgisayarcısınız, bilgisayarcı adam her şeyi yapar arkadaş(!). O yüzden kimse mezun olduğu bölümle alakası olmayan sektörlerde çalışıyor. Hep bu Deniz hanımların yüzünden işte. Meslekten soğutuyorlar adamı. Facebook’ta okey oynamak yerine en azından faydalı bir şeyler okusak bile çok şey değişir bu ülkede. Madem bilgisayar çağındasın sende bilgisayar adına farklı şeyler öğren. Google kullanmayı bilmiyoruz.

Yazılım ise bambaşka bir dünya. Yazılım olmasaydı ne olurdu desem? Hayatın her alanında her kullanılan alette bir yazılım var. Kısacası hayat zor olurdu. Bir aygıta ne yapabileceğini anlatmaktır yazılım. İşler çok karışıktır. Yazılımın temeli algoritmadır. Herkes tabi annesinin karnından yazılım dili öğrenerek doğmuyor. 7’den 70’e herkes kod yazabilir, yazılımcı olabilir. Şahsen ben kişisel gelişimin üniversitede verilen eğitimden daha önde olduğuna inanan bir kişiyim. Artık bu iş hobi haline geldi. Biraz mantık ve biraz bilgi ile çok güzel işler çıkarılabilir. Barack Obama vs. Binali Yıldırımın videosunu bilirsiniz. Biz fazla kafa yoruyoruz galiba(!) Sanırsam bu yüzden başarısız oluyoruz. Bilgisayar alanında eğitim alan her kişi elbette yazılımcı olamaz. Zaten 5–10 sene içerisinde de yazılım ameleliğe dönüşecektir. Artık yeni trend Veri Madenciliği, Big Data, Veri Ambarı, İş Zekâsı ve İş Analistliği alanları. Asıl bu alanlara ağırlık vermek gerek. Günümüzde veriler artıyor. Bu veriler arttıkça işin içinden çıkılamaz hâle geliniyor. Büyük verilerin içinden istenilen verileri çekmek artık yeni iş alanı haline geliyor ve geldi de geçiyor.

Demek istediğim şu ki, bu alanda çalışmak ve iyi bir gelecek istiyorsak donanım kısmına değil yazılım ve iş geliştirme alanına odaklanmak gerek. Sadece kendi becerilerimiz neye daha çok yatkınsa ona yönelmemiz gerekir. Ve sadece o alanda profesyonel olmak için ilerlemeliyiz. Çok şeyden azar azar bilmek yerine, bir şeyi çok iyi bilmek bizi herkesten bir adım öne taşır.

Umarım yararlı bir yazı olmuştur. Okuduğunuz için teşekkürler ☺

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.