Anketler neden yanılıyor? Önce Brexit sonra Trump

Önce Brexit sonra da Donald Trump’ın şok etkisi yaratan sonucu akıllara neden anketlerin yanıldığı sorusunu getiriyor. Amerikada şimdiye kadar yapılan anketlerin hemen hemen hepsi Hillary’i tepede gösteriyordu. Aynı şekilde, İngiltere’de Haziran ayında yapılan tarihi referandum öncesinde de sonuçlar İngilizlerin Avrupa Birliğinde kalacağını söylüyordu.

Bu anketlerin ilk yanılgısı değil. Özellikle 2012 yılında Obama’nın seçileceğini tahmin edemeyen Gallup (Amerikadaki başkanlık seçimlerinin en büyük anketçisi), 2016 yılında isabetli bir karar alarak başkanlık seçimlerinde anket yapmayacağını açıklamıştı.

Peki anketler neden son yıllarda yanılmaya başladı? Bence teknik cevapların ötesinde başka cevaplar aramanın vakti geldi. Ama teknik konuşmak gerekirse, seçim anketi yapan firmalarının üç şeyi garanti altına alması gerekiyor:

Birincisi yapılan anketlerin sandığa gidenleri temsil etmesini sağlamak(mümkünse çok kişiyle görüşmek) ve yanlış soru sormamak! (Amerikada yapılan anketlerin çoğu telefonda yapıldığı için her ne kadar çok kişiyle görüşülürse görüşülsün belli bir kitleye telefondan ulaşılamadığı için hep eksik kalıyor. Bu özellikle son yıllarda anket firmalarını zorlayan bir konu. ‘Non-response bias’)

İkincisi, seçim günü kimin sandık başına gideceğini tahmin etmek (oy vereceğim deyip de gitmeyenler, ya da oy vermeyeceğim deyip de verenleri bir şekilde elemesi lazım. Önceki yıllarda kimin sandık başına gideceği bilinirken, şimdi eskisi kadar kolay olmadığı söyleniyor)

Üçüncüsü ise, sandık başına gidenlerin hangi partiye oy vereceklerini tahmin etmek (burada da Trump’a oy verdim demeyi kendine yediremeyenler (bkz. Ters Bradley etkisi) ya da kararsızların hepsinin gizli Trump’çı çıkması gibi nedenler anket firmalarının korkulu rüyası)

Anketlerin bu çok bilinmeyenli denklemi çözmeleri halinde sonuçları tereyağından kıl çeker gibi almaları mümkün olur. Ama bu üçünden birini yapmayı başaramazlarsa ne yapsalar nafile.

The Telegraph’a göre anketler seçmen kitlesini iyi temsil edemedi. Örneğin eğer oy vermeye sadece ve sadece kırmızı saçlı ve at kuyruklu insanlar gidiyor olsaydı ve anketler biraz kırmızı saçlı biraz da siyah saçlılarla görüşüp at kuyruklularla hiç görüşmemiş olsaydı, bu anket seçmen kitlesini iyi temsil edememiş olurdu. Amerika’da da büyük olasılıkla buna benzer bir durum yaşandı.

Anketler özellikle üniversite eğitimi görmemiş beyazların çok olduğu eyaletlerde yanıldı. Trump yanlısı olan bu insanlar anketlerde yeteri kadar temsil edilemedi ve sonuçlar Hilary lehine kaydı. Seçmen kitlesinin eski yıllarda sandık başına giden kitleden farklı olması da sonuçları beklenmeyen yönünde saptırmış olabilir.

Kaynak: Telegraph Gazetesi

Amerikada iyi takip edilen Fivethirtyeight’e göre Trump’a oy veren her 100 kişiden 1’i Hillary’e kaymış olsaydı, bu Hillary’e eyalet sisteminde 2 puan ve toplam oylarda da 3–4 puan artış getirecekti ve seçimi kazanacaktı. Yani, Trump seçimi küçük bir fark ile kazandı. Fivethirtyeight’e göre anketlerin zaten %2’lik bir hata payı var. O yüzden de bu sonuçlar normal. Tabii herkes o kadar kolay ikna olmuş değil.

Karamsarlar hemen anketlerin çırasını yakmaya hazır, anket yapmak boş iş gibi cümleler kurarken, anket firmaları da büyük ihtimalle Rodin’in düşünen adamı gibi bir pozisyonda kara kara düşünüyorlar.

Anketler neden şimdi yanılmaya başladı? Daha önce güllük gülistanlık idare ediliyordu da ne değişti? Bence hem Amerikadaki seçimler hem de Brexit bize yeni bir çağın başlangıcını işaret ediyor: kutuplaşmanın olduğu ortamlarda daima popülist olan kazanır.

Özellikle bir taraf gayet bilindik vaatlerde bulunan normal politikacı diğer taraf ise kahvelerde ülke kurtaran misali kendinden emin ve yüksek sesle popülizmin dibine vuran olunca anketlerin afallaması daha bir kaçınılmaz oluyor. Çünkü bir taraf her zaman ki sistemi temsil ederken diğer taraf her ne kadar kulağa yanlış gelse de değişimi ve bir bakıma da kurtuluşu simgeliyor. Tabii burada kurtuluş ile kast edilen Müslümanlardan ya da tüh kaka mülteci ve göçmenlerden kurtuluş (örn. Meksika sınırına duvar yapmak, yeni gelen Müslümanları Amerika’ya sokmamak vs gibi demeçlerle sağlanmak istenen ‘huzur’). Küreselleşmenin yarattığı sorunlara cevap arayan Hüseyin efendi, cevabı Hillary de değil Trump’da buluyor, çünkü Trump ona ben bu tüm sorunlarınızı çözerim diyor. Göçmen sorunu gibi karışık olayları basitmiş gibi göstererek (örn. duvar öreceğiz geçecek gibi) ezelden beri gelen kompleks problemlerin kolay çözümlenebileceği imajı veriyor. Bu da Trump’ın popülistten çok ‘kurtarıcı’ gibi algılanmasını sağlamış olabilir. Aynı şekilde Brexit ile Avrupa Birliğinden çıkmak isteyenler de heralde kendilerini görünmez bir kalkana alacaklarını ve eski güzel günlere geri döneceklerini düşünüyorlardı. Brexit onlara sorunlarla mücadele konusunda ümit ışığı yakmıştı.

Tekrar aynı soruya gelecek olursak. Peki anketler neden şimdi yanılmaya başladı?

Anketlerin kime oy vereceğini bilen kişilerin oylarını tahmin etmede bir eksikliği yok. Bence sıkıntı, kararsızım diyenlerde. Kararsız kişiler klasik politikacı ile absürd vaatlerde bulunan ümit tacirleri arasında kararsız kalabiliyorsa demek ki insanların içindeki romantik damar onlara Trump ya da Brexit’e oy attıracak. Bu birinci neden. Kararsızlar hep vardı ve olacak. Eskiden kararsızlar bir seçim yapacak olduklarında her iki tarafa da (Trump ve Hillary) eşit dağılırken artık bir tarafa (Trump) daha meyilli. Bu yüzden kutuplaşmanın olduğu anketlerde (‘kurtarıcı lider’ vs. ‘normal düzen temsilcisi’) sonuçlar kararsızlar yüzünden hep şaşacaktır. Ama birkaç sefer aynı yenilgiyi yaşayan anket firmaları ileride buna da çözüm bulacaktır (ağırlıklandırma gibi).

İkinci neden ise, insanların absürd kutba geçmeden önce geçirdikleri bir hazım döneminin olması. Kemik kitle dışında kimse bir günde Trump’çı ya da Brexit’ci olmadı. Tahminin bu kişilerin uzun bir süreçten sonra bu kararı aldıkları. Hatta sandık başında bile olabilir. Tabii bir de kendine Trump’çı ya da Brexit’ci olmayı yediremeyip yine de onlara oy verenler var. Bunların da gidip anketörün birine politik görüşlerini rahat rahat açıklayacağını zannetmiyorum. Anket firmaları için tam bir kabus.

Son olarak da, daha önce belirttiğim ‘non-response bias’ konusu var. Anketin yapılma şeklinden dolayı bazı insanların ankete katılamayışı veya katılmayı reddetmesi. Yine eskiye dönersek, problem teşkil etmeyen bu konu şimdi problem olmaya başlamış olabilir. Bu da şu demek, ankete katılamayanlar ya da katılmayı reddedenler popülist oylar vermeye meyilli. İstatistiğin durduğu noktaya geldik denebilir.

Türkiye’deki 2015 Genel seçimlerinde de bu duruma benzer bir şey yaşandı. AKP beklenenin (anketlerin) çok üstünde oy aldı. Trump ya da Brexit örneğinde olduğu gibi sürpriz parti değildi ama puan düşürmesi beklenirken puan yükseltmesi şaşırtıcı oldu. Sonuç olarak kutuplaşmanın olduğu seçimlerde sesi daha çok çıkan, kurtarıcı kimliği öne çıkan popülistler kazanıyor. Bu haliyle anketlere ek olarak bir de Google trends’e bakılması gerekebilir. Çünkü en çok konuşulan kim ise Brexit ve Amerika seçimlerinde kazanmış (tam analiz için: machinelens).

Bu arada Türkiye’de de sormuşlar. Siz kime oy verirdiniz, Hillary mi Trump’mı diye? Bilin bakalım kim kazanmış? Tabiiki de Trump. Hem de %65’le* (anket için).

(*)ORC Araştırma Şirketi’nin 6–7 Kasım’da 42 ilde 2 bin 160 kişiyle gerçekleştirdiği anket