(M) Metro Canavarı

Bay Sinir bu sabah yine yatağın ters tarafından kalkmış bir şekilde buldu kendini. Aslına bakarsanız çoğu zaman böyle oluyordu. Normal bir şekilde uyanabilmek anormal bir durum halini almıştı onun için. Evet kesinlikle o da aynı şekilde düşünüyordu, yatakta bir problem vardı. Yakın zamanda yatağını değiştirmesi gerektiğini düşündü.

Her neyse tersten kalkınca daima çatacak bir yerler, bir şeyler arardı. Gelin görün ki, kavgacı bir yapısı yoktu. Hatta biraz çekingen bile sayılırdı. Bu nedenle genellikle insanlar dışında bir şeylere çatardı. Kendisine cevap verme yeteneği olmayan, her ne olursa olsun daima kendisinin haklı çıkacağı tartışmalara girerdi. Banyoda ısınmayan suyla, düzgün bir şekilde bıraktığı halde kırışan gömleğiyle, ortadan kaybolan saatiyle, kapılarla, metrolarla ve daha pek çok şeyle tartışmaya girmeye hazırdı. Nadiren insanlarla tartışmaya girerdi.

Gülünç gelebilirdi ama ona göre hiç de öyle değildi. Musluklara sinirlenip, tesisatçılığı bırakan mı ararsınız, koyduğu yerde bulamadığı pimler yüzünden saatçiliği bırakan. Tanıyordu böyle insanları, o yüzden pek gülünç gelmiyordu ona bu durumlar. Hatta “artık düzen şart abi, kırışık gömlekle olmuyor” diyerek evlenen arkadaşları bile vardı.

Neyse söylene söylene geçirdi kırışık gömleği üzerine. Metroya doğru yürümeye başladı. Yürürken de boş durmuyor, yolda gördüğü tabelalara sövüyor, içinde su birikmiş, insanları tuzağa düşürmeye çalışan hain çukurlara sövüyordu. Hoş içlerinde su olmasa yine sövecekti. Arabasının camı açık mı diye kontrol ettikten sonra, korna çalan insanlara sövüyordu.

Söve söve metroya geldiğini bile fark etmemişti. Bastı bileti geçti içeri. Aaaaa unutur mu hiç? Bilet basınca çıkan sese de sövdü. Gaza gelmişti artık. Tutana aşk olsun. Gelene kadar arkasından, gelince de yüzüne karşı sövdü metronun. Metroya binince de içten içten sövmeye başladı. Boş bulduğu bir yere oturdu. Bir de metro hareket etmeyince siniri iyice katmerlendi. Tam bir beyin dolusu sövecekti ki;

Aniden bir ses duydu. “Hooop birader yavaş ol, ayıp oluyor artık. Bir sıkıntı var herhalde yoksa hareket ederdik. Kimse keyfinden bekletmiyor bizi burada.”

Aha dedi kesin metroda akıl okuma yeteneğine sahip biri var diye düşündü. Zira içinden sövdüğüne emindi. Biraz daha düşündü başka ihtimal yoktu birisi veya birileri kesin aklını okumuştu. Aklını okuyan her kimse, sahip olduğu gizli yeteneğinden biraz çekinmişti, yumuşadı hemen. “Ama içimden sövüyordum ben” diyebildi. Bay Sinir yumuşayınca o sertleşmeye başladı. “Kes lan dümbük, sövmenin içi dışı mı olur, biz de gerginiz ama sövüyor muyuz?” “Dümbük” mü dedi. O ne be? 80'lerde mi yaşıyoruz? pfff. Ama yine korkudan iyice sinmişti.

Ya akıl okuma dışında gizli yetenekleri de varsa. Bir anda içindeki kan basıncını artırıp, damarlarını patlatırsa, ya beynine yolladığı sinyallerle beyninin çalışmasını durdurursa veya uzaktan hasar veren yoğun bir enerji bombası yollarsa diye düşündü. (Bu enerji bombasını osuruğa benzetip gülen varsa esefle kınadı bile çoktan.) Dedi en iyisi “abi bokunu yiyim” ayağı çekmek.

“Özür dilerim abi ben küfür etmek istememiştim. Yanlışlıkla ağzımdan kaçtı” dedi kekeleyerek. Bu cümle ile beraber ipler artık tamamen onun kontrolündeydi. Ne isterse yapacaktı mecburen. Bu işin görünen yüzüydü. Görünmeyen yüzünde ise, yeni kazandığı bu düşmanı alt etme planları kuruyordu. “Kimse benim sövme özgürlüğümü elimden alamaz” diye söylendi içinden. Akıl okuma yeteneği olsa bile. Ama hiçbir plan düşünemiyordu. O an için en mantıklı gelen şey, kendisinin de içinde bastırdığı bir gizli yeteneğini ortaya çıkartması oldu. Ama nasıl? Daha önce hiçbir gizli yetenek açığa çıkartmamıştı. Nasıl olduğunu bilmiyordu. Bir anda duyduğu sesle tekrar irkildi.

“Hahahaha enerji bombası ne lan? İstersen osuruk bombası atayım. Muhahaha” (al işte etti iki.) O hala çılgınlar gibi gülerken kafasına dank etti. Hay kafama … Bu adam aklını okuyabiliyordu ve o salak gibi onun duyabileceği şekilde planlar yapıyordu kafasında. İlk olarak zihnini kapatmanın bir yolunu bulması gerektiğine karar verdi. Nasıl becerebileceğini bilmiyordu. Düşünmesine bile izin vermeden müdahale ediyor ve dikkatini dağıtıyordu.

Bir anda kafasında şimşekler çaktı. Hiç detaylıca düşünmeden planını uygulamaya koydu. Çünkü düşünerek onun eline koz veremezdi. Hemen yerinden fırladı ve yanında ayakta duran 4–5 kişilik bir ekibin ortasına daldı ve muhabbete katıldı. Onlara bir şeyler anlatıyor ve dinliyormuş gibi yapıyordu. Böylelikle ona odaklanmasını ve aklını okumasını engelleyebileceğini düşündü. 5–10 dakika bu şekilde geçti. Büyük ihtimalle işe yaramıştı, hiçbir ses duymamıştı. Artık planlarını rahatça yapmaya başlayabilirdi. Ancak hala çözemediği büyük sorunlar vardı. Tam olarak tanımadığı bir düşmanı nasıl alt edebilirdi, ne gibi güçleri vardı ( duydum sizi osuruk şakası sıkmaya başladı artık.), ondan ne istiyordu. En önemlisi metro hala hareket etmiyor ve hiç kimse bu durumu dert etmiyordu. Sözde konuştuğu ekip bile gayet mutlu, havadan sudan konuşuyordu. Acaba bu durum onun farklı bir gücünden kaynaklanıyor olabilir miydi? İnsanları gerçeklikten soyutlamak. Gayet sabırsız bir millet olduğumuz da düşünüldüğünde, bu durum başka türlü açıklanması imkansızdı.

Birden tekrar irkildi, hayır olamaz, yine o sesi duyacaktı. İrkilmesinden hissetmişti ve nitekim duydu. “İki muhabbet edelim dedim. Hemen kaçtın sen de, o adamlarla olan sohbetin biter diye bekledim ama nafile ben de daldım araya artık mecburen. Benimle ilgilen, biraz umursa beni, kimse beni görmezden gelemez.”

Oha kız tribimi yemişti az önce? Hep adam diye düşünmüştü. Yoksa bir kadın mıydı? Kadın olsa “dümbük” diye küfür etmezdi herhalde. Yoksa çift cinsiyetli, metroların karanlık yollarını ele geçirmiş, seyahat eden insanlardan yakalayabildiklerine zihinsel işkenceler yapmaktan zevk alan ve dayanamayacakları noktaya gelince de onları ele geçirip zihinlerinde yaşayan şeytani bir ruh muydu karşısındaki?

Korkusu had safhadaydı. Usulca 10 dakika önce tanıştığı kankalarından uzaklaşarak en sessiz tarafa doğru geçti ve yere oturdu. Hiçbir şey düşünemiyor ve yerinden kıpırdayamıyordu. Tam o anda omzunda bir el hissetti. “Hop kalk kardeşim lunapark treni mi bu? 2 tur oldu gidip geliyorsun?”

Sanırım o an şeytani bir ruhla mücadele ediyor olmayı çok daha fazla arzuladı Bay Sinir. “ Bu ne be çok klişe böyle olay yaşanır mı? Ne güzel tam çetrefilli yere gelmiştik. Duyduğum seslerde, duraklarda metroya inip binen farklı insanların konuşmalarıdır kesin. Of klişeden öldüm ya.” diye söylenmeye başladı.

Metro görevlisi tekrar seslendi, “Kardeşim bir rahatsızlığın mı var? Kameradan dikkatimizi çektin kalkmadan yatınca sürekli. Nereye gideceksin sen, bak 3. tura başladık.”

Derin bir iç çekti, “Kusura bakmayın, iyiyim sağ ol biraz başım dönmüş olmalı, gelecek durakta inerim ben.” Görevli telsizle bir şeyler konuşarak yanından uzaklaşırken bir şeyi fark etti. Hem de az önce derin bir iç çekerken. Yaşadığı tek gerçek şeyin osuruk bombası olduğunu fark etti. Yoğun bir koku altında metroyu terk etti.

Adımlarını hızlandırdı. Yeterince geç kaldığı işine yürürken, uyku düzenini bir an önce kurması için kendini ikna etmekle meşguldü.