Uyku ve Kaçırdıklarımız-2

Evet yine şehir dışından bir anımı anlatacağım. Belki günlük hayatta daha fazla gülünç olay olmasına rağmen neden hep şehir dışı? Veya yılın 300 günü Ankara’da geçerken bu günlerden geriye kalan 65 güne oranla çok daha fazla anı barındırmasına rağmen neden hep şehir dışı?

Bence bu video aslında tam olarak cevap veriyor, neden hep şehir dışı anılarımı anlattığıma. Değişiklikler, yenilikler ve beynin tepkisi üzerine güzel bir buçuk dakikalık bir video.

Klasik olacak ama yine ben, yine bir şehir dışı duruşması. Başrolde Bartın. Gitmeden önce otobüsleri araştırmış ve yine tabi ki sabah beni Bartın’a yetiştirecek şekilde bir otobüs bileti bulamamıştım. Neyse en geç saat olan 24:00'a bir bilet almış ve saat 3 sularında Bartın’a varmıştım.

Daha öncede söylediğim gibi terminallerde sabahlamayı seviyorum. Ancak Bartın için bu durum pek mümkün olmuyor. Terminal şehrin çok dışında kalıyor ve sabah ulaşım biraz zor oluyor. Bu nedenle bende atladım otobüslerin ücretsiz servislerinden birine ve şehir meydanında indim. Etrafta kimsecikler yok haliyle. Ben kendi halimde dolanırken uzaklardan köpek seslerini duyunca biraz tırstım tabi. Sabahlama fikrinden vazgeçip bir otel aramaya koyuldum. Tam Bartın adliyesinin karşısında 2–3 dakikalık yürüme mesafesinde bir otel buldum ve saat 4 gibi otele girdim. Duruşmam sabah 09:45'te. Kendi kendime söyleniyorum “mis gibi bir uyku çekerim saat 9 gibi kalkar birde kahvaltı yaparım temizzzz.” Ancak nereden bileyim, yine tahminlerin tutmadığı o günlerden biri olduğunu.

Sabah katılacağım duruşma önem verdiğimiz bir şirketin dosyasıydı. Ve dosyada, taraflara sözlü savunmalarını yapmak için duruşmada hazır olmalarını belirten tebligat parçaları ulaşmıştı. Son duruşma yapılacak ve dosya karara çıkacaktı.

Biraz dosyaya göz attım. Sabah nasıl bir savunma yapacağıma ilişkin yatar bir vaziyette düşünürken uykuya dalmıştım. Sessiz ve derin bir uykunun sonunda telefonun çalmasıyla uyandım. Uyku sersemliği ile telefonun ekranına bile bakmadan açtım. Arayan bir arkadaşımdı. Biraz muhabbetten sonra en vurucu cümlesiyle dünyayı kaldırıp başıma geçirmişti adeta. “Ee duruşmayı naptın hacı?”

5 saniye sessizlik ve arkadaşıma ben seni hemen geri arayacağım, dedikten sonra kapanan telefon. Elime telefonu aldım ve ekranın tamamını diğer elimle kapattım. Yavaş yavaş elimi aşağıdan yukarıya doğru kaydırmaya başladım ta ki saat kısmını görene kadar. Başıma geçen dünya hala başıma geçmiş vaziyetteyken bir de başıma yıkılmıştı. Saat 12:15'ti. İnanmıyor, gözlerimi kapatıyor, açıyor, tekrar saate bakıyordum. Herhalde o an elime gerekli aletleri verseler zaman makinesini icat edebilirdim.

Hızlıca üstümü giyindim ve otelden çıkışımı yapıp fırladım. Tam kapıdan çıkarken lobide bulunanlardan biri arkamdan bağırdı; “beyefendi kahvaltı bir üst katta restoran bölümünde.” Hiç umursamadan adliyeye doğru koşmaya başladım. Otelde güzelim açık büfe kahvaltıyı bile geride bırakmıştım ve amaçsızca koşuyordum. Bir de kafama feci takılmıştı saat 12:15'te kahvaltının ne işi vardı yahu?

Adliyeye koşarken aklımda 12:15'te kahvaltı verilmesinin dışında ne vardı tam olarak bilmiyorum, mantıken 09:45 duruşmasının 12:30'a sarkmış olma gibi bir ihtimali yoktu, koşmama gerekte yoktu ancak o an insan ne yaptığını biliyor mu? Düşünmeden, reflekssel olarak hareket ediyor veya vicdan rahatlatıyor, üzerinden sorumluluk atmaya çalışıyor sanırım. Bir insanlık hali olarak geç kalktım ama elimden geleni yaptım, 5 dakikada hazırlandım ve koşa koşa ulaşmam gereken yere ulaştım gibi.

Neyse sonunda adliyenin önüne geldim bir de ne göreyim. Adliye kapısına olay yeri girilmez bantlarından çekilmiş. Şaşırdım kapıya doğru yürüdüm. Bir polis beni karşıladı ve şimdi giremeyeceğimi söyledi. Merakım iyice artmıştı. Neden ben avukatım ve duruşmam var(dı) dedim. Avukat bey öğle tatiline girdi adliye şimdi duruşma olmaz, bizim buralarda öğleden sonra hiç duruşma olmaz.

Bir darbede polisten yemiştim. Usulca ayrıldım adliye kapısından ve saatime baktım 12:35'ti yani tam bir saatim vardı adliyenin açılmasına ve makus kaderimle yüzleşmeye. Aslında Ankara ve diğer büyük şehirlerde öğle arası adliye kapanmaz, sadece mahkeme kalemlerinde memur bulmak biraz zorlaşırdı o kadar. Hatta hakimlerin çoğunluğu öğle arası bile vermez, duruşmalarını bitirmeye çalışırlardı. Bu yüzden adliyeye giderken mesai saatleri hiç aklıma gelmezdi.

Kafamda duruşmaya ilişkin ve dönünce patrona söyleyeceğim şeylerle ilgili karma karışık, saçma sapan düşünceler dolanıp duruyordu. İhtimalleri göz önüne aldıkça canım sıkılıyor, biten sigaramı söndürmeden bir sigara daha peşine ekliyordum. En sonunda patronuma yazacağım dokunaklı bir mesajla durumu söylemeye karar verdim. Mesaj şablonunu hazırladım tam göndermek üzereyken abim aradı ve biraz lafladık durumu anlattım.

Birlikte durumu söylemenin en mantıklı çözüm yolu olduğuna karar verdik, ancak abimin tavsiyesi ile adliyenin açılmasını bekleyecek ve durumdan %100 emin olduktan mesajı gönderecektim. Her dakikanın ucuna bir sigara ekleyerek zamanı yedim, bitirdim sonunda.

Adliyenin yolunu tekrar tuttum. Kapılardan olay yeri girilmez bantları kaldırılmıştı ve düşündüm istemsizce esas olay şimdi başlıyor diye. Hızlıca mahkeme kalemine gittim ve duruşma zaptını almak istediğimi söyledim. Yazıcıdan çıkan kağıdı elime aldım ve kalemde ki memurların şaşkın bakışlarına maruz kalacak kadar yüksek sesli “ohhhh beeee” diye bağırdım.

Karşı taraf dosyaya mazeret sunmuş ve duruşmaya katılamayacağını belirtmişti. Hakim de her iki taraf olmayınca sözlü duruşmaya ilişkin tebligatın tekrar yapılması hakkında karar vermiş ve duruşmayı ertelemişti. Elimde kağıt, sevinçle dışarı fırladım, beni adliye kapısından çıkarken görenler kesin beraat almış biri olduğumu falan düşünmüşlerdir.

Artık kafam tek bir konu dışında rahattı şimdi onu halletme zamanıydı. Ofisi arayıp durumu izah ettim ve otele doğru yöneldim. Neden mi? Gün ortasında kahvaltı servisi olan bir otelin kafamda uyandırdığı merakı çözmeye. Bir yandan da 12:15'te kahvaltısı varsa kesin saat 14:00'da da kahvaltısı vardır diye düşünüyordum. Tabi otele gidince bir kez tahminlerim elimde patlamıştı. Ücrete sadece konaklama dahildi, kahvaltı ücretliymiş. Bütün taşlar yerine oturmuştu, kafam artık rahattı ve sanırım bir tostçu bulmanın tam vaktiydi.

Not: Merak edenler için mesaj taslağını ekledim aşağıya göz atabilirsiniz.

Telefonumdan silmeye kıyamadığım mesaj taslağı burada hala saklıyorum ve bu mesaja baktıkça bir daha gece vakti duruşma için gittiğim bir şehirde uykuya dalamıyorum.

Merak edenler için;

1- Karartılan yer şirket ismi

2- Görkem Abi: Genellikle yürüttüğüm işleri ondan aldığım talimatlarla yaparım. Ofisimizin kıdemli avukatıdır kendisi. O doğrudan patrona, bende doğrudan ona bağlı olarak çalışırım.

3- Bu olayı patronuma anlatmamıştım. Okursa ilk kez buradan görmüş olacak. :)