Hz. Meda’nın hikayesi


Karanlık bir girişi vardı evin, yerde eşyalar toplanmış bir şekilde duruyordu renksiz duvarların dibinde.Biraz ilerledim aydınlık bir odaya girdim perdesiz pencerelerden giren güneş ışığıydı bu aydınlığın sebebi.

Oda yeterince aydınlık olmasına rağmen sadece merak ettiğim için odanın lambasını açtım elektrik vardı, tekrar kapadım.
Telefonumu şarja takmak için priz ararken yerde bir not buldum telefonu şarja takıp açtım oyalanmak için odanın köşesinde duran koltuğa oturup kağıdı iyice açtım ve okumaya başladım bu bir intihar notuydu etrafıma daha dikkatli bakmaya başladım ve gözlerimi oturduğum koltuğun üzerinde gezdirirken kan lekelerini farkettim bu koltuğu diğerleri gibi girişite bulunan duvarın dibine koymamalarının sebebini anlamıştım. Odada ki eşyalar sadece bu koltuk ve duvarda asılı duran bozuk bir saatti.

Koltuktan kalktım saate doğru ilerlerken saatin ilerlediğini farkettim irkildim geri geri yürümeye başladım saatte bu sefer geriye doğru akmaya başladı.Ne olduğunu anlamasam da yerimde durmamın en mantıklı hareket olduğunu düşündüm nasıl olsa yerimde dururken zaman ilerlemiyordu yani duvarda ki saate göre düşünecek vaktim vardı ama hamle sayım kısıtlıydı bu yüzden uzun bir adım atıp neyin ne olduğunu anlamaya çalıştım bacaklarımı sonuna kadar açıp bir adım attım ve saatin bir saat ilerlediğini farkettim bunun gibi üç adım daha atarsam saate ulaşabilirdim ve saat son adımım ile yediyi bulacaktı yedi güzel bir sayıydı benim korkum saatin on iki’ye vurmasıydı, nedenini bilmiyorum.Son adımı atmak için büyük bir heyecanla ayağımı kaldırdım ve o anda oda gittikçe kararmaya başladı işte o karanlık hayatımda ki en korkunç karanlıktı ne olduğunu anlamıştım ve yapabilceğim hiç birşey yoktu çünkü bu odaya bir kere girmiş olmak ya da o koltuğa bir kere oturmam belki de o saate bir kere bakmamdı en büyük hatam.Uzun bir süre ayağım havada bekledikten sonra güneşi geri getirmenin mantıklı olabilceğini düşündüm fakat adımımı geri atmamla güneşin batıdan doğucağının da farkındaydım.İnanır mısınız o an tanıdığım tüm insanlar en nefret ettiğim insanlar bile aklımdan geçti bunu hakedip haketmediklerini sorguladım ya da benim o adımı atıcak kişi olmayı hakedip haketmediğimi sorguladım ama kaslarım yanmaya ve bu stresli karar alma süreci yüzünden başım ağırmaya başlamıştı.Kendimde bu karanlıkta kalacak cesareti buldum ama güneşi geri getirecek cesareti bulamadım.Bu yüzden ileriye doğru adımımı tamamladım iki elimle birden duvarı yokladım uzun bir süre karanlıkta kalmıştım ama yine de saatin yerini az çok hatırlayabiliyordum ve o an sadece daha yukarı uzanabilmeyi deniyordum,derken elime bir şey geldi çektim ama sanırım bu saat değildi saatin bir parçası olabilirdi belki ama bütünü değildi yuvarlaktı ama tam bir yuvarlaklığı yoktu ama çok tanıdık bir şeyi tuttuğumu hissettim sanki ilk doğduğum an kadar uzak bir zaman önce elime aldığım bir şey şuan tekrar ellerimin arasındaydı hatırlAmaya çalışıyordum olmuyordu gittikçe ellerimin arasında duran şeyin ne olduğunu daha çok merak ettim.Ve siz de bilirsiniz insan bir şeyi merak ettiği zaman her şeyi göze alabilirdi aklıma Hz. Adem geldi o tanrıya ihanet etmeyi bile göze almamış mıydı bir merak uğruna.Aklıma Hz. Ademin gelişi bile benim karar vermemi kolaylaştırdı sanki ilahi bir şeydi durduk yerde onun aklıma gelmesi. Bu yüzden geriye doğru bir adım attım odaya ışık tekrar girmeye başladı ve ellerimi açtım inanır mısınız bilmem ama elimde tuttuğum Ademin cesaret edipte ağaçtan kopardığı elmanın ta kendisiydi evet oydu çünkü ben böyle bir elmayı daha önce hiç görmemiştim bu dünyaya ait bir şey olamazdı bir kere rengi bile dünyaya ait olmayan bir renkti o an ağladım nasıl bir şeyin için olduğumu anlamadığım için korkuyordum ve hayatımda gördüm en güzel şey ellerimin arasındaydı.Ve şuan ihtiyacım olan tek şey biraz daha aydınlıktı geriye doğru bir kaç adım attığımda odaya ilk girdiğim anda ki aydınlığı yakalamıştım koltuğa ulaşmak için iki adım gerekiyordu ama bu ışığı da korumak istiyordum bu yüzden koltuğa doğru gidip arkasına geçtim ve en iyi aydınlık için olmam gereken yere kadar ittim ardından oturdum gözlerimi elmadan ayırmıyordum ama merak edip göz ucuyla duvara baktım saat yerinde yoktu umursamadım telefonum çaldı kalkıp açmadım sadece elmaya baktım belki günlerce elmaya baktım ama güneş hep aynı konumda olduğu için kaç gün geçtiğini anlayamazdım gittikçe uykum gelmeye başladı karnım acıkmıştı ama ben hep elmaya baktım karnım o kadar acıksa bile ısırmaya kıyamadım uykum haçlı ordusu gibi sürekli seferler düzenliyordu beynime ve göz kapaklarım aniden kapandı tekrar açtım evet elmaya bakmak için açtım uykuya ihtiyacım yoktu ihtiyacım olan tek şey avucumun içindeki elmaya bakmaktı ve bir süre sonra merak ettim ve o merak yine Rus ordusu gibi peşine taktı beni ardından şöyle sordum kendi kendime adem bunun tadına bakmış mıydı?

Bir süre sonra dünyaya ait olamayacak kadar derin bir soğuk sardı tüm vücudumu.

Email me when Auvendil publishes or recommends stories