“Geldiğiniz aile, kuracağınız kadar önemli değildir.”
Ring Lardner
BİRBİRİNİZE İYİ BAKIN
Yazma eyleminin mutluluk, mutsuzluk, merak ile ilgisi tartışılmaz bir gerçek bizler için. Bir şeyler karalama ihtiyacı öğrendiklerimizin bizi sürüklediği kocaman denizlerde açılma isteğimiz ile alakalı bu da kabul. Tam bu eylemden uzun süredir uzak kalmışken bir soru düştü dün gece aklıma.
Çok sevdiğim insanlarla güzel bir sofradaydık ve hep bir ağızdan bir aile olmanın adımlarını konuşuyorduk. Bir çocuk dünyaya getirmenin hepimiz için ayrı bir anlamı vardı. Kimimiz için yeni bir macera, kimimiz için önemli bir yol ayrımı, kimimizin en büyük hayallerinden biri kimimizin ise en büyük merakıydı çocuk sahibi olmak. Bunları konuşurken bir an sevdiklerime uzaktan baktım. Birbirlerinden bambaşka yerlerde doğmuş ve bambaşka hayatlar yaşamış bu insanlar şimdi bir sofra etrafında oturmuş birbirlerine en özel hayallerinden bahsediyorlardı. İşte böyle bir anda ailenin ne demek olduğu sorusu düştü aklıma.
İlk iş aile kelimesinin kökenine baktım. Malum bir kelimenin tarihi öncelikle nereden geldiği ile başlar ve tıpkı Lucien Febvre’nin söylediği gibi bunun peşinden gitmek asla vakit israfı olmaz.[1] Nişanyan’ın etimoloji sözlüğüne göre aile: bir kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişiler, hane anlamına geliyor ve Arapça kökenli bir kelime. Baktığım diğer sözlüklerde de aynı anlam ile karşılaştım ve şaşırdım. Böyle pragmatik bir tanım beklemiyordum kendi adıma. Aile: bir kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişiler..
Oysa ne güzel yazmıştır Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna’da:
“İnsanlar birbirlerinin maddi yardımlarına ve paralarına değil, sevgi ve alakalarına muhtaçtır. Bu olmadıktan sonra, aile sahibi olmanın hakiki ismi, “bir takım yabancılar beslemektir”
Hayatımız içine doğduğumuz ailemizin bize verdiği şekil ile başlıyor ve onlarla olan ilişkilerimiz ile devam ediyor. Onlarla birlikte büyüyoruz, hayallerimiz ve doğrularımız var olmaya başlıyor. Bunların çeliştiği yerde ayrışmalar, birleştiği yerlerde ise istikrarlı bir aile hayatı devam ediyor. Hayallerimiz ve doğrularımız ve hatta yanlışlarımız büyüdükçe onların peşinde yeni hayatlarımıza yol alıyoruz.
Sonra bir bakıyoruz ki aramızda hiçbir kan bağı olmayan başka insanlarla bir arada yaşar olmuşuz. Birlikte ağlayıp, gülüp, kızıp, kavga edip, çok mutlu oluyoruz. Bir arada nefes alıp birbirimize benzemeye başlıyoruz. Dost, arkadaş, sevgili, aşık, eş oluyoruz. Bu serüven bizim kendi ailelerimizi kurma serüvenimiz oluveriyor. Zaman içinde kimi insanlar ekleniyor ailemize büyüyoruz, bazıları ise artık aramızda olmayıveriyor. Hissettiğimiz tüm duygular bir arada çoğalıyor ve aile oluyoruz.
Aylar önce benim için çok değerli biriyle Amsterdam’da bir kapı önünde oturup öyle şehri izlerken yanımıza yaklaşan bir amcayı hatırlattı tüm bunlar bana. Evsiz olan bu yaşı oldukça ilerlemiş amca yavaşça bize yaklaşmıştı ve şu sözlerin İngilizcesini söyleyip uzaklaşmıştı yanımızdan:
“Ne sen onun patronusun, ne o senin. Ne sen ona sahipsin, ne o sana. Yalnızca birbirinize iyi bakın!”
O zaman birbirimize bakıp pek de bir mana veremediğimiz bu cümleyi şimdi daha iyi anlıyorum.
Farklı hayatlardan doğup, farklı hayatlar yaşayıp hayatımızın bir yerinde bir araya geliyoruz. En önemlisi de birbirimize iyi bakmaya çalışıyoruz yani aile oluyoruz.
Kurduğunuz ailelerinize iyi bakmanız dileğiyle..

[1] “Bir kelimenin tarihini yazmak asla vakit israfı değildir.” Lucien Febvre’den aktaran İbrahim Şirin, Osmanlı İmgeleminde Avrupa, Lotus Yayınları, s.43.