Aynı Bokun Soyuyuz

“anne bak! ihihihi”

Çocukluğumdan, hatta bebekliğimden kalma bir fotoğraf var. Tepsinin üstünde oturmuşum gülümsüyorum. Tencereleri dolaba kaldırırken aklıma geldi. neden mutfakta daha mutluydum? Mesela dışarda, işte ya da temizlik yaparken değil de mutfakta. Tencerelerin tavaların arasında bulaşık yıkarken ya da yemek yaparken?

Sanırım çalışan bir annem olmasından kaynaklıydı. Yanımda olmasına ihtiyacım olan yegane insan yanımda değildi. Tencere tavayla falan daha çok ilgiliydi sanki ve onun dikkatini çekmek istiyor olmalıyım diye düşündüm.

Eşime dönüp tabakları direksiyon yapıp evin içinde hayali arabalar sürdüğüm, tencere tavaya vurup güya müzik yaptığım çocukluğumun anılarından bahsettim. Bahsettiğim fotoğrafı düğünümüzdeki slaytta da kullanmıştık. 
Benim için bir şekilde çok özel olduğunu ilk kez düşünmüyordum yani. İnsan zihni tuhaflıklarla dolu, travmaları küçük şirinlikler şeklinde kodlayabiliyor.

Eşim hamile ve gerçekten ne yapacağımı hiç bilemiyorum. Geçmişi çokça ebeveyn eleştirmekle geçmiş biri için ebeveyn olmanın e’si bile çok ürkütücü. Üstelik kontrol edemeyeceğin birçok dış etmenle mücadele etmen, ailenle dış dünya arasında bariyer olman ve bir şekilde her şey için savaşarak onlara huzurlu bir yuva sunmanın sorumluluğunu üstlenmen gerekirken.

Memur bir ailenin çocuğu olmanın dezavantajlarını çok abartmayacağım. Ama bunun hayatıma damga vurmuş bir gerçek olduğunu gizleyemeyeceğim de. Kadınların reklamlarda çocuk da yaparım kariyer de sloganıyla pompalanan ‘hak’larını küçümsemeye de niyetim yok, işten çıkarılan yahut ücretli/ücretsiz izin alan hamile kadınların evde alışık oldukları hayattan soyutlanmalarının üstesinden gelmeye çalışırken karşılaştıkları sıkıntıları
anlatmaya kabiliyetim de.

Eşi hamile olan yahut çocuk sahibi olan, türlü aksilik ve/veya zulümle karşılaşarak bu sorumlulukla karşı karşıya kalan dünyadaki babalar ve baba adayları tüm bunların üstesinden nasıl geliyorlar inanın çok merak ediyorum. Annesinin, babasının ilgisini tepsilere oturarak çekmeye çalışan çocuklar dünyaya getirmenin biyolojik ve kültürel kodlarımıza yazılmış ne menem bir lanet olduğu hakkında entelektüeller ne diyor acaba?

Tüm bunları düşünmek zorunda kalmanın ne derece zor olduğundan haberleri yokmuş gibi birbirlerinin işlerini zorlaştıran tüm diğer insanlar nasıl bir ekonomiye nasıl bir kültüre hizmet ettiklerini anlamak ve bunları biraz olsun farklılaştırmak için nasıl dayaklar istiyorlar ve bu dayaklar nasıl atılır bilen var mı?

Hepimizin aynı soyun boku olduğumuzu söylemenin naif yolları kime düşüyor, daha etkili olanları kimlere?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.