PUSULA’DA BUGÜN: “Açıklanamayan”

1989 tarihli “Abyss” isimli filmde, kayıp bir nükleer denizaltıyı bulmak üzere görevlendirilen sualtı kurtarma ekibinin, sadece denizaltıyı değil, dünya dışı varlıkları da bulmalarını izleriz. Klişe bir bilimkurgu hikayesi gibi görünüyor olabilir, ama bu belki de bir hikaye değildir! Mesela 2009 yılında Rusya Deniz Kuvvetlerinin gizliliğini kaldırarak halka açıkladığı raporlara göre Baykal Gölü’nde 1982 yılında buna benzer bir olay yaşandığını biliyor muydunuz? İster uzaylılara inanın, ister FED’in bu yıl üç kez faiz artırma olasılığı yükselirken TL’nin değer kazanacağına, hala bu dünyada açıklamakta zorlandığımız bir çok olay var…

Sovyet dönemine ait dosyaların gizliliğinin kaldırılması sonrasında askeri gemilerin ve denizaltıların karşılaştıkları bir çok açıklanamayan olay da gün yüzüne çıktı. Her açıklanamayan olayı dünya dışı varlıklara atfetmek tabi ki saçma, o dönemdeki imkanlarla bugünkü analizlerin yapılması mümkün değil. Fakat bazı olaylar var ki, insan şüpheye düşüyor. Dünyanın en derin gölü olan Baykal ile ilgili raporlar da bu türden. Buna göre 1982’de eğitim dalışı yapan bir grup askeri dalgıç 50 mt derinlikte insana benzeyen dış görünüşe sahip, gri kıyafet/dalış elbisesi giyen varlıklara rastlamışlar. Bunları ağ kullanarak yakalamak istediklerinde ise ne olduğunu anlamadıkları bir güç tarafından sudan dışarı fırlatılmışlar. Bunun sonucunda vurgun yiyen dalgıçlardan üçü ölmüş, kalan dördü ise yaralanmış, tekrar dalgıçlık yapamamışlar. Sonrasında olayın üstü kapatılmış. Günümüz teknolojisi ile gölün dibinde ne var ne yok anlamak mümkün. Hala bu yönde bir haber görmediğimize göre bu olayın inanılırlığını sorgulayabiliriz. Yine de tanık ifadeleri bundan 35 yıl önce yaşananları bugün dahi açıklamakta zorlanmamıza yol açıyor.

Böyle olaylar günlük hayatta her gün karşımıza çıkmıyor olsa da piyasada zaman zaman açıklamakta zorlandığımız bir çok şey var. Aslında bu anlaşılabilir bir durum: Piyasa, ya da geniş tanımıyla ekonomi dediğimiz şey nihayetinde bir sosyal bilim, laboratuvar şartlarında yinelenmesi mümkün olmayan şeylerden bahsediyoruz. Bazen algılama, pozisyonların tek bir yöne yığılması, ya da ufacık bir sinyal dahi piyasalarda sert hareketlere yol açabiliyor. İşte böyle dönemler çok tatsız, çünkü sonrasına dair bir analiz üretmek, yön belirlemek zor…

Mesela dün gelen ABD verilerine baktığımızda, her şey çok açık olmalı: Beklenenden yüksek bir enflasyon, gayet güçlü bir perakende satış verisi, önceki gün şahin tınılar içeren Fed Başkanı Yellen’ın açıklamaları ile birleşince dolarda ciddi bir harekete yol açmalıydı. Yandaki grafikte (kaynak: Reuters) gördüğünüz dolar endeksi işte bu verilerin hemen ardından yukarı yönde hareketlendiyse de akabinde bu heyecan korunamadı. Dün 3,70’e dek çıkan USD/TL kuru da bu sabah gene 3,65’li seviyeleri gördü.

Şunu en baştan belirtirsem daha kolay olacak: Son hafta içinde TL’de gördüğümüz hareket çok büyük ölçüde yurtdışı kaynaklı. Yurtiçi ekonomik kaygılar, siyasi/jeopolitik haber akışı ve hatta yerli yatırımcıların yeniden dövizde alım tarafında olmaları da bu eğilimi değiştirmedi. Dolardaki genel değer kaybı ve son aylarda çok dayak yemiş para birimlerine olan ilginin biraz düzelmesi, gelişen ülke kurları genelinde bir iyimserliğe yol açtı. Yine de tüm bu iyimserliğe rağmen, bu sabah itibarı ile TL’nin yılbaşından bu yana USD karşısında değer yitiren 3 gelişen ülke para para biriminden biri olduğunu, hatta en kötü performans gösteren para birimi olduğunu da belirteyim. Evet, TL yıl içi zirvesine göre değerlendi, ancak TL’de bir süredir bahsettiğimiz sorun sürüyor: Dünya iyiyken daha az iyi, dünya kötüyken çok daha kötü… Yine de 3,94’ten buralara gelmiş olmamız bile insanı mutlu etmeye yetiyor.

Peki, dolardaki bu zayıf gidişat sürdürülebilir mi derseniz, işte orası açıklamakta zorlandığımız yer. Yükselen enflasyon sonrasında bazı kurumlar bu yılki ilk faiz artırımının Mayıs ayında geleceği beklentilerini paylaşmaya başladılar. Yanda gördüğünüz üzere (kaynak: Bloomberg), piyasa fiyatlamasına göre Mart ayında faiz artırımı yapılmasına %44 olasılık veriliyor. Mayıs ayı için beklenti ise %61,4.

Yine de mesele verilerden önce, Fed’in faiz artırmayı isteyip istemeyeceğinde yatıyor. Yakın geçmişle bakalım: Fed 2015 Aralık ayında, kriz sonrasındaki ilk faiz artışını yaptığında ortada bunu destekleyen hiçbir veri yoktu. ABD verileri kötü değildi, ama ne bir enflasyon baskısı vardı, ne de küresel ortam bu faiz artışını haklı çıkarıyordu. Gerçekten de 2016 Şubat ayında itibaren bu faiz artışını savunmak güçleşti, hatta acaba faiz indirimi gelir mi diyenler dahi çıktı! Fed’in o dönemdeki faiz artışını belki de “Fed’in canı öyle istedi” diye açıklamak en doğrusu! Günümüze döndüğümüzde ise isterik bir tavırdan ziyade, bir çok belirsizliğin olduğu bir ortamın Fed’in istediğini yapmasını engelleyeceğini iddia edebiliriz. Trump’ın yanar döner manevraları, Fransa’da Euro’dan çıkmayı taahhüt eden Le Pen’in oylarının sürekli artış eğiliminde olması, Brexit görüşmelerinin büyük olasılıkla Mart ayında başlamasının yaratacağı ek belirsizlikler derken Fed’in ayak sürümesi normal (Zaten Fed’in tarihi de aslında aksiyondan ziyade, harekete geçmemek için bahane üretmesi ile dolu). Özetle Mart ayına dair beklentiler fazla iddialı, Mayıs-Haziran dönemi bunun için çok daha mantıklı. Hoş, Avrupa’da Fransa’ya ek olarak Hollanda, Almanya ve belki de İtalya’da da seçimlerin olması, 2017’de Fed’den agresif bir faiz artırım süreci beklentisini de sorgulatıyor haliyle…

Dolarda gördüğümüz “değerlenememe” sorununun temelinde yatan işte bunlar olabilir. Bu eğilim sürdükçe gelişen ülkelere girişler de ama az, ama çok devam edecek. Getiri arayışı gelişen ülkelere olan ilginin temel açıklayıcı faktörü, bunu biliyoruz. Yine de para birimlerinde sürdürülebilir bir değer kazancı için sadece getiri arayışı değil, fon girişini sürdürecek başka hikayeler de lazım. Şu anda Türkiye için maalesef böyle bir hikayeden bahsedemiyoruz. İyi yanından bakarsak bu bilinmezlikler uzunca bir süredir fiyatlanıyor. TL’nin 2017’de hala USD karşısında değerlenememiş olması da bunun sonucu. Karşımıza yeni belirsizlikler çıkmazsa yurtiçi piyasalarda rahatlarız, ancak hem yurtiçi hem yurtdışında bu kadar belirsizlik varken iyimserliğin uzun soluklu olacağı konusunda şüphelerimiz var. Elbette bunlar “açıklanabilir” faktörlere göre vardığımız sonuç. Yine de piyasalarda her şeyin mümkün olduğunu unutmamak gerek!

Tufan Cömert
Birim Müdürü - Yatırım Danışmanlığı
tcomert@garanti.com.tr

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.