PUSULA’DA BUGÜN: 2016

Dünyada meydana gelen terörist saldırılar, Zika virüsü, ABD’de polislerin karıştığı olaylar ve toplumsal gerginlik, Trump’ın ırkçı söyleminin yükselişi, Suriye’de savaş, Brexit, rekor yüksek hava sıcaklıkları, terör eylemleri, kaybettiğimiz insanlar… Bunlar 2016’nın daha ilk 7 ayında konuştuğumuz şeyler. 2016 şimdiden bir bıkkınlık yaratmış durumda. İlk 7 aylık performans, 2016 yılını tarihte gelmiş geçmiş en kötü yıllardan biri yapabilir mi?

2016 iyi başlamadı ve her geçen gün daha da nahoş olaylarla karşılaşıyoruz. Olabilecek kötü ne varsa sırayla oluyor adeta. Yılın kalanı da böyle giderse 2016 gelmiş geçmiş en berbat yıllardan biri olmaya aday gibi görünüyor. Ama öyle değil, hiç moralinizi bozmayın, zira tarihe bakarsak 2016’nın “rakipleri” öyle böyle değil...

Bir grup tarihçiden “insanlık için en kötü yıllar” listesi yapmaları istenmiş. Listenin başında MÖ 72,000 yılı (yaklaşık) yer alıyor. Bu yılda Endonezya’daki Sumatra Adası’ndaki volkan faaliyete geçmiş ve öyle patlamalar olmuş ki bu patlamalar Hiroşima’nın 1.5 mn katı imiş. Kül bulutu kıtaları kaplamış, atmosfere karışmış, güneş ışınları toprağa ulaşamamış, sıcaklıklar düşmüş. Bu felaket yıllarca sürmüş. İşte bu dönemde tüm dünyadaki insan nüfusunun sadece birkaç bin kişiye kadar düştüğü, insan ırkının yok olmanın eşiğine geldiği tahmin ediliyor.

1348 de insanlığı sarsan yıllardan… Veba hastalığı İpek Yolu üzerinden Akdeniz’e ve Avrupa’ya ulaşmış. Sadece 18 ay içinde Avrupa nüfusunun 1/3’ü ölmüş. Sonraki yıllarda ise, bu felaketin olumlu bir sonucu olmuş: Toplumsal eşitsizlik azalmaya başlamış, harcamalar artmış, sanat günlük yaşamda öne çıkmaya başlamış. Hatta bu dönem Rönesans’ın başlangıcı kabul edilir.

1492 yılını Amerika kıtasının keşfi olarak hatırlarız, ama arka plandaki dramı ve sonraki gelişmeleri çoğumuz bilmeyiz. 1492 yılında İspanyollar Endülüs’ü Araplardan geri aldılar ve sonraki yıllarda bu topraklara yerleşmiş yarım milyon Müslümanı öldürdüler, ülkelerindeki Yahudileri kovdular. Böylece çok kültürlü, çok dinli Avrupa yerine Hristiyan Avrupa’nın temeli atıldı. Amerika’nın keşfi ise, Avrupa’dan taşınan mikroplar nedeniyle sonraki üç yüzyıl içinde kıtada yaşayan insanların %90’ının ölmesine yol açtı. Bu da Avrupalıların kaybolan işgücünü telafi etmek için Afrika’ya yönelmelerine, köle ticaretinin yaygınlaşmasına yol açtı… Tarih nereden baktığınıza göre değişir. Bazıları için “zafer” olan şey, bir çok nesil için büyük acılar anlamına gelebilir…

“En kötü yıl” listesi, tahmin edeceğiniz üzere çok uzun. Aslına bakarsanız, bunların yanında 2016 hala oldukça masum bile diyebiliriz. Piyasalarda en kötü yıllar listesi yaparsak da kesinlikle daha kötüleri var. Dünyada 1929-1936, 1987, 1997, 2008-2009 krizleri çoğu ABD menşeili olmakla birlikte tüm dünyayı yakıp kavuran finansal krizler oldular. Türkiye’de ise görece yakın tarihli olan 1994, 1998-1999, 2000-2001 krizleri buna örnek. Bu yılların yanında 2016’ya kriz yılı demek çok büyük haksızlık değil mi?

Yatırımcılar mevcut rakamlara bakıp olumsuz düşünebilirler, ama aynı tarih gibi, bu rakamların hikâyeleri de nereden baktığınıza göre değişir. Piyasalarımızdaki durumu ele alalım. 15 Temmuz’dan bugüne TL yaklaşık %5.5 değer yitirdi, gösterge tahvil faizi 80 baz puan yükseldi, BIST100 ise neredeyse 10 bin puan geriledi. Hiçbir şey bilmeyip sadece bu rakamlara bakan bir yatırımcı olsak, tedirgin olmakta haklıyız. Şimdi gelin bir de yılbaşından bugüne performanslara bakalım: TL %4.5 değer yitirmiş (14 Temmuz itibarı ile %1.4 değer kazanmıştı), faiz 150 baz puana yakın düşmüş, BIST100 ise %2.7 prim yapmış. Diğerlerine bakınca TL’nin fazla şiddetli bir tepki verdiği aşikâr. Özetle şu son 10 günde yaşadıklarımız olmasaydı, en azından piyasa bağlamında, 2016’yı hor görmemize pek gerek olmayacaktı. Aslına bakarsanız, önümüzdeki birkaç gelişmeyi de kazasız belasız atlatırsak, 2016’yı –yine en azından piyasa anlamında- uğursuz yıllar listemizden çıkarabiliriz.

Bunlardan ilki bu akşam sonuçlanacak Fed toplantısı. Her ne kadar piyasa faiz artırımına kayda değer bir olasılık tanımıyor olsa da, Fed’in görece şahin bir mesaj ile Eylül ya da Aralık ayına göz kırpması olasılığı var (Bu noktada Fed’in böyle bir sinyal vermesinin de, önümüzdeki 6 ay içinde faiz artırımı yapmasının da oldukça gereksiz bir hareket olacağını düşündüğümü tarihe not düşmek isterim). Bu durumda yine piyasalarda güvenli liman talebi artacak, gelişen ülkelerden çıkışlar görülecek. Zaten yurtdışında oldukça sıkıntılı olan Türkiye algılaması, bu durumda bizi normalden daha fazla etkileyebilir, TL yine değer yitirebilir.

Gidişattan ya da Fed’den tedirgin olup bu seviyeden döviz almak isteyen yatırımcılar için gelin birlikte basit bir hesap yapalım. 2016 sonu için 3.10 olan USD/TL tahminimizi değiştirmedik. Bugün dolar alsanız ve sene sonunda tahminimiz gerçekleşirse getiriniz %2 olacak. Kur 3.20 olsa dahi %5 civarında getiriniz olacak. Bugün günlük bültenimize baktığınızda göreceksiniz ki BIST100 için 12 aylık hedefimiz %24 prim potansiyeli içeriyor. MSCI GOÜ endeksine göre baktığımızda ıskontomuz %9. Yine de hisse senedini bu fiyatlardan dahi riskli gören yatırımcılar olabilir tabi, diyelim ki onlar da şimdiden yatırımlarını mevduata yönlendirdiler. Yılsonuna kadar elde edeceğiniz getiri yine %5 civarında olacak. Özetle bu seviyeden döviz almak için piyasalar hakkında gerçekten çok çok olumsuz olmanız gerekir.

Piyasalar açısından ikinci önemli konu kredi notumuzun geleceği. Geçen hafta S&P’nin Türkiye’nin notunu bir basamak indirmesi sonrasında gözler Türkiye’yi yatırım yapılabilir statüde değerlendiren Moody’s ve Fitch’e çevrilmiş durumda. Moody’s Türkiye’nin notunu olası bir indirim için incelemeye aldığını açıklamıştı, 5 Ağustos’ta da kararını öğreneceğiz. 19 Ağustos’ta ise Fitch’in gözden geçirmesi var.

Bu noktada “notumuz inecek-inmeyecek” spekülasyonu yapmak yerine, notumuzun inmesinin neden sıkıntılı olacağını tartışmak daha anlamlı: Bazı büyük emeklilik fonları, en az iki kuruluşun “yatırım yapılabilir” notu verdiği tahvilleri satın alabiliyor. Ayrıca Türkiye, bu statüye kavuştuktan sonra, küresel tahvil endekslerindeki ağırlığı da otomatik olarak artmış ve bu endeksleri takip eden fonlar da daha fazla Türk tahvili satın almışlardı. İşte eğer Türkiye’nin notu indirilirse, bu kurumların satışa geçmeleri gerekecek. JP Morgan’a göre bu şekilde toplamda $7.2 mlr tutarındaki tahvilin durumu riskli olacak. Rakam ürkütücü ama bunların bir anda satılacağını varsaymak yanlış olur. Hem rakam çok yüksek, isteseler de hızla satılması mümkün olmaz, hem de bunun hepsi satılacak diye varsaymamalıyız. Bazı fonlar-kurumlar gelinen seviyeleri cazip bulup ellerindeki tahvili taşımayı da tercih edebilirler. Buna ek olarak 15 Temmuz’dan bu yana Eurobond faizlerinde görülen 50 baz puanlık artışın kısmen bu riski de yansıttığını iddia edebiliriz. Ayrıca kredi notunun tahvillerden ziyade etkileyeceği konu özel sektörün borçlanması. Halen özel sektörün dış borcu $284 mlr, bunun $88 milyarı kısa vadeli, geri kalanı ise uzun vadeli borçlar. Türkiye’nin kredi notunun indirilmesi, özel sektörün borçlanma rakamını olmasa bile, borçlanma maliyetini etkileyecektir. Yine de bunun tüm makro dengelerimizi değiştireceğini, dünyamızın kararacağını iddia edemeyiz.

2016’nın bir çok anlamda tatsız bir yıl olduğu açık, tartışmaya dahi gerek yok. Ancak her kriz içinde fırsatlar da barındırır, bunu hem küresel krizlerde, hem de kendi krizlerimizde yaşadık. Yapılması gereken olaylara sağduyulu yaklaşmak, günlük hareketlere değil de ana eğilimlerdeki değişimlere bakmak olmalı. Biraz iyimserliğin de zararı olmaz elbette… Amerikalı komedyen Tig Notaro’ya da “tarihte en kötü yıl hangisidir” diye sorulmuş. Yanıtı şu olmuş: “Kişisel olarak bakarsam 2012 olmalı. Beklenmedik bir anda annemi kaybettim, bir enfeksiyon sonucunda yemek yiyemez hale geldim, ilişkim sona erdi ve sonrasında yayılan kanser nedeniyle iki göğsüm birden alındı. 2012 gerçekten çok kötü bir yıldı demek isterdim, ama değil… Çünkü hala yaşıyorum”.

İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Tufan Cömert

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.