PUSULA’DA BUGÜN: OCCAM’IN USTURASI

Varsayalım ki bir bilim insanısınız ve bir deney yapıyorsunuz. Deneyin sonucunu iki teori ile açıklayabiliyorsunuz. Hangi teoriyi tercih edersiniz, kriteriniz ne olur? Buradan piyasa için ne ders çıkarabiliriz?

14 yüzyılın önemli düşünürlerinden Ockham’lı William bu noktada bize yol gösterebilir. Ockham’ın usturası (ki genelde Occam diye yazılır) diye bilinen düstur bize “ekonomik” olmamızı öğütler: “Basit olan açıklama daha iyidir. İhtiyacınızdan daha fazla varsayım yapmanıza gerek yoktur”. 1323 basımlı Summa Logicae’de William’ın yazdığı cümle tam olarak şudur: “Bir şeyi daha azla başarabiliyorsan, daha fazlası beyhudedir — It is futile to do with more what can be done with fewer”. Isaac Newton da 1687 tarihli Principia Mathematica’da aynı felsefeyi yineler: “Doğal olayları, hem doğru hem de oluşlarını açıklamaya yeterli sebeplere bakarak kabullenmeliyiz”. Özetle, gözlemlere dayalı hipotezlerinizi ne kadar basit tutarsanız o kadar iyi. Ustura kavramı da buradan gelir, ihtiyacımız olmayan varsayımları keser atarız. Elbette yukarıdaki gibi topyekûn bir basitlikten bahsetmiyoruz!

Düşününce olayları basit görmenin cazibesi açık… Neden olayları olmaları gerekenden daha karmaşık hale sokalım ki? Eğer olayları daha iyi açıklayamıyor ama daha karmaşık bir açıklama buluyorsak, beyhude çabalıyoruz demektir. Bu noktada biz de atalarımıza kulak verelim: “Azıcık aşım, ağrısız başım”. Basitliğin böyle felsefi yanı olduğu kadar, pratik bir tarafı da var tabi. Zira piyasa basitliği seviyor, basitliği anlıyor, basitliği fiyatlıyor.

Bu çerçevede önce Fed’i ele alalım. Yellen ve bazı üyeler bir süredir faiz artışı yapılması yönünde görüş bildiriyorlar. Yine de faiz artışının şartlara bağlı olduğunu belirtiyorlar, beklenti yönetimi çerçevesinde sinyal verilmesi gerektiğini düşünüp konuşmalarının tonlarını buna göre ayarlıyorlar, bunun da farkındayız. Zaten FOMC içindeki hâkim kanat güvercinler. Yine de önceki haftalarda iyi gelen istihdam verileri sonrasında Fed’e dair piyasa beklentilerinde bir kıpırdanma görmüştük. İşte bu Cuma günü açıklanan perakende satış verisi sonrasında, o kıpırdanma yine derin uykuya dönüşecek. Neden derseniz, basit: ABD ekonomisinde aslan payı tüketim harcamalarının. Perakende satışlarda artış görülmez, tüketici güveni tahminlerin altında seyrederken, istihdam piyasasındaki güçlü seyrin hemen enflasyonist bir baskı yaratmasını bekleyemeyiz. Tüm göstergeler aynı anda, aynı yöne giderlerse iş farklı, şu anda ise böyle bir görünüm yok, bir süre daha da belli ki olmayacak. Bu durumda Fed’in 2016 için faiz artırımı söylemini gündeminden tamamen düşürmesi gerekir. Gördüğünüz gibi usturayı alıp rahatlıkla olayları basitleştirebiliyoruz.

Nitekim piyasa basit düşünerek Fed’in hezeyanlarına pek de prim vermiyor. Şu anda 2016 için faiz artırımına tanınan olasılık %42. Faiz artırımı için en erken ve anlamlı olasılık, aşağıda göreceğiniz üzere Mart 2017’ye ait. Öte yandan bu kadar piyasa güzellemesi yaptıktan sonra, bir de tokat atayım: Piyasa fiyatlamalarına çok güvenmek yersiz, bunlara bakarak “hayatta olmaz” demek yanlış, zira her veri ile beklentiler aşağı ya da yukarı yönde değişecek. Bu noktada Fed’in önceki Başkanı Bernanke’nin blog’unda yazdıklarına bakarsak özetle şunu söylediğini görürüz: “Şu anda işsizlik oranının düştüğü yer, Fed’in enflasyonun hızlanacağını düşündüğü seviyeler”. Hatırlatmak için, işsizlik oranı halen %4.9, enflasyon oranı ise %1.0 seviyesinde. Eğer ana eğilimler korunursa işsizlik oranı %4’e yaklaşabilir, ama bu istihdam artışı enflasyonda aynı oranda hızlı bir artışa yol açmayabilir. Bu kez iş o kadar basit değil.

Kaynak: Bloomberg

Öyle ya da böyle piyasa açısından bu karmaşık durumun basit bir sonucu var: Tahvil faizleri düşük kalmaya devam edecek. Merkez bankalarının parasal genişleme sürecinde zaten alım yapacak tahvil kıtlığı çekiyor olmaları, gelişen ülkeleri cazip kılacak. Türkiye de bu anlamda bir süre daha fon çekmeye devam edecek. Önceki haftalarda tedirgin olup, satış yapan, beklemede olan bir çok yabancı yatırımcı olduğu bir gerçek. Ancak işte bu “Türkiye cazip ama biraz daha izleyelim” diyen yabancı yatırımcılar da bir noktada çaresiz kalıp yine alım yapacaklar. Zaten Perşembe günü açıklanan TCMB verilerinde de tahvil piyasasında yabancıların alıma geçtiklerini gördük, hisse piyasasına dair verilerin de bunu teyit etmesi çok uzak değil. Ayrıca ABD’de üç ana endeksin de geçen Perşembe günü rekor seviyelerde kapandıklarını, zaten ucuz olan BIST’in çeşitli hikâyelerin de desteğiyle yine yatırımcıları çekeceğini düşünebiliriz.

Yurtiçi piyasaları hareketlendiren hikâyelerden ilki, konut kredi faizlerinde görmeye başladığımız düşüşün, konut sektörünü ve finansal hisseleri hareketlendireceği. Buna ek olarak, TCMB’nin zorunlu karşılıklarda yaptığı indirimin devamı, önümüzdeki dönemde bankaların elini rahatlatacak, bu konular piyasalarda daha fazla hareket yaratacak. Kredi derecelendirme kurumlarının piyasa üzerindeki baskıları da şu anda önemli bir konu olmakla birlikte, bu hafta Fitch’in ardından bu baskı azalabilir. Fitch’ten de kredi notunda bir değişiklik gelmeyeceğini düşünüyoruz, ancak daha önceki açıklamaların tonuna istinaden Moody’s hala önemli bir risk olmaya devam edecek.

Bunlar basit gibi görünmekle birlikte, tüm bu göz kamaştırıcı basitlik bir yerden sonra yine aynı derecede basit sorunlar yaratabilir: Enflasyon ve cari açıkta artış, dış borçlanma maliyetinin yükselmesi… Bunlar şu anda küresel dalganın verdiği rahatlıkla bizi rahatsız etmeyen sorunlar gibi görünse de, ileride işler değişebilir, fiyatlamalar farklılaşabilir. Yine de şimdiden bunları dert etmek yerine, basitlik felsefesinin piyasalardaki en yaygın kullanışı olan ilkeye güvenebiliriz: Trend is your friend!

Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Tufan Cömert

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.