PUSULA’DA BUGÜN: “Paranın Rengi”

Eddie Felson: “Kokuyu alıyor musun?”

Vincent Lauria: “Ne kokusu? Duman mı?”

Carmen: “Hayır, paradan bahsediyor”

(Paranın Rengi, 1986)

“Paranın Rengi” bilardo ustası Eddie Felson ile genç ve yetenekli Vincent’ın hikayesini anlatır. İkili yanlarına Vincent’ın kız arkadaşını da alarak ülkedeki bilardo turnuvalarını dolaşmaya ve para kazanmaya başlarlar. Ancak Vincent hırslıdır, para ikinci planda kalır bir yerden sonra. Halbuki “kurnaz” olmak, yenilgiyi bile kâra çevirebilmek şarttır. Vincent ise taktik gereği dahi olsa kimsenin kendisini yenmesine izin vermek istememektedir. Bir noktadan sonra Eddie ile Vincent’in karşı karşıya kalmaları kaçınılmaz olur.

“Kurnazlık” kulağa olumsuz gibi gelse de, günümüz kurnazlık günü. Öyle olmasa $18 trilyon ile dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin, $7 milyarlık bir şirketin sözünü niye dinlesin?

Bugün muhtemelen 2017’nin ve belki de yakın geleceğin dönüm noktası olmaya aday bir olayı izleyeceğiz: MSCI’ın Çin’in A tipi hisselerini gelişen piyasalar endeksine dahil edip etmeyeceği… MSCI New York merkezli, yatırım bankalarından bağımsız bir şirket. Bu şirket, son iki yıldır bu dev ekonomiye kendi endeksindeki ağırlığının artması için ne yapması gerektiğini söylüyor! Bunlardan en önemlileri şeffaflık ve sermaye akımlarının serbest olması. Çin bu konularda adım atmaya istekli, zira MSCI’ın Çin’in ağırlığını artırması Çin hisselerine olan talebi artırıp, Çin’e ciddi bir para girişine yol açacak.

MSCI Gelişen Ülkeler Endeksi (MSCIEM) 23 gelişen ülke piyasasından 830 şirketi kapsayan ve bu ülkelerin piyasa değerinin %85’ini karşılayan bir endeks. Bu endeksi bir getiri ölçütü olarak kullanan fonların toplamı $1.7 trn civarında. Endekste yapılacak bir değişiklik de haliyle bu fonların pozisyonlarını buna göre ayarlamaları anlamına geliyor. Hali hazırda endekste Çin’in ağırlığı zaten %25. Ancak bu yabancı yatırımcıların alım yapabileceği hisselerden oluşan bölüm. Şimdi söz konusu olan ise, A-tipi denilen, Çin borsalarında işlem gören, sadece Çin vatandaşlarının (ve çok kontrollü şekilde bazı yabancıların) işlem yapabildiği hisseler. Eğer bugün bu yönde bir karar verilirse, Çin’in ağırlığı %44’e çıkacak, diğer ülkelerin ağırlığı da haliyle azalacak. Türkiye de bunlardan biri. 31 Mart itibarı ile Türkiye’nin endeksteki ağırlığı %1 civarında, Çin’in ağırlığı artar ise tüm ülke ağırlıklarının aynı oranda düşeceği varsayımıyla Türkiye’nin payının da %0.75 civarına düşmesi beklenebilir. Her ne kadar bu BIST’te otomatik satış anlamına gelse de, işin diğer boyunu gözden kaçırmamak lazım: Çin’in küresel sisteme daha fazla entegre olması, küresel risk iştahını da artıracak. Bu iki etkinin bir arada çalışması, ezberlerin bozulması anlamına da gelebilir (MSCI Çin’i bu yıl da endekse almaz ise BIST’te yeni rekor göreceğiz demek de aynı oranda sorunlu tabi).

Piyasalar MSCI-Çin ilişkisine odaklanmış olsalar da, dünyanın bir diğer köşesinde heyecanla MSCI kararını bekleyen bir başka ülke daha var: Arjantin. 2009 yılında, o zamanki hükümetin sermaye kontrolleri getirmesinin ardından MSCI Arjantin’i MSCIEM endeksinden çıkarmış ve bir alt lig diyebileceğimiz öncü piyasalar (frontier markets) endeksine dahil etmişti (Genel kural: Bir endeksin ismi ne kadar havalı ise içeriği bir o kadar vasattır).

18 ay önce Arjantin’de iş başına gelen Macri hükümeti o günden beri piyasa ile barışık bir politika izliyor. Öyle ki Arjantin yıllar sonra uluslararası piyasalardan tahvil ihracı ile $16 mlr borçlandı, hatta bu ihraçlardan birinin vadesi 100 yıllık! Arjantin’in yıllardır süren ekonomik darboğazdan çıkmak için para çekmeye çok ihtiyacı var ve öncü piyasalardan gelişen piyasalara terfi ederse bu çok ihtiyacı olan fonlardan bol miktarda bulabilir. Halen yabancı yatırımcıların Arjantin hisselerindeki payı sadece %2 civarında. MSCI ile birlikte bunun %10’a çıkması bekleniyor.

Öte yandan tarihe bakarsak Arjantin pek de güven telkin eden bir ülke değil. 1816’da bağımsızlığını kazanmasının ardından Arjantin 8 kez iflas etti. Hatta 2001’deki iflas o zaman için tarihin en büyük iflası idi. 100 yıl Arjantin’e güvenmek için fazla uzun bir zaman gibi görünebilir, fakat bu noktada işin içine tahvil matematiği giriyor: 100 yıllık tahvil %7.125 kupon oranı ve %7.9 getiri ile ihraç edildi. Bu durumda tahvile yapılan yatırımın kendini ödemesi kabaca 12 yıla denk düşüyor. Eğer işler bu dönemde daha iyi giderse tahvil de prim yapacağından, geri ödeme süresi daha da kısa sürecek. Yatırımcılar aslında buna oynuyorlar. Kurnazlık mı? Belki. Fakat her durumda karşılıklı bir kazançtan bahsediyoruz ki şu anda kimsenin buna itirazı olmaz…

Tufan Cömert
Birim Müdürü — Yatırım Danışmanlığı
tcomert@garanti.com.tr

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.