PUSULA’DA BUGÜN “Her Şeyin Bir Zamanı Var”

Son Pusula’yı yazmamım üzerinden 42 gün geçmiş… Yazmamamın nedeni tembellik, yoğunluk vs. değil, piyasalardaki ana eğilime dair işaretlerdeki belirsizlik… Zira piyasalarda bir çok şey oluyor, ama şöyle bir iki adım geriye çekilip baktığınızda görüyorsunuz ki aslında gelecek hala bulanık. Böyle zamanlarda araya biraz zaman girmesi iyidir. Hem kızmayın, benden beteri var…

“Türlerin Kökeni” isimli eseri ile tanıdığımız, evrim teorisinin sahibi Charles Darwin, ünlü çalışmalarını yaptığı Galapagos Adaları’ndan 2 Ekim 1836’da memleketi İngiltere’ye döner. Seyahat ve çalışmalar Darwin’in 5 yılını almıştır. Böyle bir zaman harcadıktan sonra bir insandan beklentiniz eve ulaştıktan hemen sonra böylesine önemli çalışmalarını bir kitap haline getirmesidir, değil mi? En azından bu Darwin için geçerli değildir, kendisinin oturup çalışmaya başlaması eve dönüşünün tam 6 yıl sonrasıdır! Darwin çalışmaya başlar ama bir türlü ilerleyememektedir. Nihayet bir başka İngiliz doğabilimci olan Alfred Wallace’tan bir mektup alır. Wallace da kendi evrim teorisini geliştirmiştir. Çalışmalarının boşa gideceğinden korkan Darwin sonraki bir yıl boyunca sıkı çalışır ve ünlü kitabını yayınlar. Yıl 1859’dur. Darwin’in eve dönmesinin üzerinden 23 yıl geçmiştir!

“Darwin de ne rahat adammış” diyebiliriz elbette, ama bazen bazı şeylerin ortaya çıkması için zaman şarttır. Darwin’in teorisini olgunlaştırması, okunur hale getirmesi çok uzun zaman aldı belki, ama sonuçta ortaya çıkan eser biyolojide bir devrim yarattı. Uzun süren bir sessizlik, bir çok şeyi değiştirdi. Bugünkü Pusula ile bir devrim yaratmayı ben de arzu ederim elbette, ama abartmayalım. Okuduğunuz bir piyasa notu ve amacı da piyasalardaki ana yön ve algı değişimi hakkında bir fikir vermek. Bu noktada 42 gün nerede, 23 yıl nerede… Neyse…

Piyasalarda Ocak ve Şubat ayı genelinde oldukça iyimser bir hava görmüştük. Bunun sebebi ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşında bir uzlaşmaya varılacağı, anlaşmasız Brexit’in olmayacağı, Fed’in faiz artırımından vazgeçeceği, bilançosunu da daha yavaş bir şekilde daraltacağı beklentileri idi. Bunun üzerine Avrupa Merkez Bankası (ECB) da ekonomiye ek likidite sağlama ve faizi 2019 sonuna dek sabit tutma niyetini açıklayınca iyimserlik daha da arttı. Bu ikisine ek olarak, Çin’in de çeşitli makroihtiyati uygulamaları devreye sokarak ekonomiye destek vermesi, Çin’in kontrolsüz yavaşlayacağı kaygılarını azalttı. Gördüğünüz gibi kağıt üzerinde her şey harika, borsalar yükseliyor, gelişen ülke para birimleri genelinde iyimserlik hakim. Harika da, tüm bunlar olurken Türk mali piyasalarındaki hava tatsız, yönsüz, sıkıcı ve her şeyden önemlisi iyimserlikten uzak. Bir kez daha dünyadaki olumlu havadan yeterince faydalanamıyoruz. Peki, neden?

Yurtiçinde sık sık yaptığımız ziyaretlerde görüşlerimizi anlatırken, mutlaka görüştüğümüz kişi ya da şirketin ekonomiyi, piyasaları nasıl gördüğünü, nasıl bir beklenti içinde olduğunu sorarız. İşte bu son dönemde kiminle görüştüysek herkeste ortak bir görüş var: “Hele bir seçim geçsin”… Malumunuz 31 Mart’taki yerel seçime artık az bir zaman kaldı, siyaset iyice ısındı, anketler de sık sık medyada yer bulmaya başladı. Herhangi bir tahminde bulunup olası senaryoları paylaşmak pek anlamlı değil, zira uç senaryolar dışında (iktidar partisinin tüm büyük şehirleri kaybetmesi ya da ana muhalefet partisinin en güçlü kalelerinin düşmesi gibi) yerel seçimlerin Türkiye’deki siyasi zemini değiştirmesi olasılığı görmezden gelinecek denli zayıf. Bu durumda seçim sonucunu beklemenin tek bir esprisi var, o da hükümetin şu anda seçime yönelmiş olan dikkatini, seçim sonrasında ekonomiye vereceği beklentisi. Bu konuda oldukça yoğun bir beklenti oluştu, zira bundan sonraki 4.5 yıl boyunca takvimde bir seçim yok, bu yüzden alınacak kararlar ne derece “acı” olursa olsun, oy kaybına yol açmadan çok daha önce iyi sonuçlar da verebilir. İki çeyrek üst üste daralarak resesyona girmiş olan ekonomimizde ilk çeyrek görüntüsü de pek parlak değil, ancak son haftalarda gördüğümüz hafif dipten dönüş işaretleri 2Ç ve sonrasına dair umut veriyor. İşte bu noktada alınacak kararlar kadar beklenti yönetimi ve iletişim de çok önemli olacak.

İletişim demişken bu noktada yerli yatırımcının her türlü çabaya rağmen dövize olan iştahına değinmemiz lazım. Son açıklanan veriye göre yerli yatırımcıların bankalarda tuttukları döviz mevduat hesapları $171,8 mlr ile tarihi yüksek seviyesinde. Yılbaşından bu yana burada gördüğümüz yaklaşık $11 milyarlık artışın tümü TL’den dövize geçiş değil, bunun bir kısmı geçen yıl yaşadığımız kur şoku sonrasında yastık altına ya da yurtdışına giden paraların sisteme geri dönüşü. Bu anlamda Türkiye’ye dair yeniden bir güven oluştuğu aşikar, ama işte bu paraların TL’ye dönmüyor olması bu güvenin ne kadar kırılgan olduğunun kanıtı. Biraz önce iletişim önemli olacak derken kast ettiğim bu: Yerli yatırımcı geçen seneki şokun ardından öyle bir korktu ki, her an yeni bir şok dalgası gelecekmiş gibi düşünüyor. Yurtdışında ciddi bir kriz oluşup tüm piyasaları etkisi altına almaz ise, Türkiye’nin dış ilişkilerinde geçen yaza benzer sert bir kırılmaz yaşanmaz ise, TCMB sıkı para politikasından ciddi ve hızlı bir ödün vermez ise TL’de geçen yaza benzer seviyelerin görülmesini beklemiyoruz. Bu “TL değerlenecek” anlamına gelmiyor, bilakis 2019 sonu USDTRY beklentimiz 6,0. Gerek Türk ekonomisinin içinde bulunduğu durum, gerek dünyada hala süren tehlikeler, gerek jeopolitik konular derken, TL’de %10 civarında bir değer kaybı daha beklemeye devam ediyoruz. Ancak bir kez daha vurguluyorum; mevcut risk profili ve hikayelere bakıp da “TL çok değer yitirecek” demek için yeterli sebep yok.

Bu noktada yurtiçinde TL’nin faizi cazip diyeceğim ama son dönemde mevduat oranlarında gördüğümüz gerileme işleri değiştirdi. Yanda gördüğünüz üzere 1 aylık ortalama mevduat faizi TCMB verilerine göre %19 civarında. Bunun stopaj sonrası neti %16,15. Peki, enflasyon beklentisi kaç: Son açıklanan beklenti anketine göre %15,2. Bu durumda mevduattaki TL’nin reel getirisi %0,8 civarında olacak*. Öte yandan aynı vadedeki USD mevduata ödenen ortalama faiz Türkiye’de %2,73 seviyesinde, enflasyona endeksli tahviller üzerinden hesaplanan enflasyon beklentisi ise ABD’de %0,56. Bu durumda Türkiye’deki USD yatırımcısının reel getirisi %2,16. Her ne kadar çoğu yerli yatırımcı bu hesabı yapmıyor olsa da mevcut TL mevduat faizi seviyesi maalesef yurtiçindeki döviz tercihini kırmaya yeterli seviyede değil artık.

Çoğu yerli yatırımcının döviz taşımaktaki gayesi Ağustos 2018’teki gibi bir şoka karşı kendini korumak. Peki, ya böyle bir şok olmazsa? O zaman acı eşiğini de hesaplamamız lazım: Bugün 5,47’den USD alan bir yatırımcının 31 Aralık 2019 için başabaş seviyesi 6,32. Yani sene sonunda bu seviyenin altında bir kur olursa, TL yerine USD taşıyarak daha az getiri elde etmiş olacaksınız. Demek ki USD taşıdığımız zaman da neyi hedeflediğimizi, ya da maliyetimize göre nerede zarar-durdur uygulayacağımızı da iyi belirlememiz lazım. Aksi taktirde uzun vadeli yatırımcı olmak zorunda kalırız. Sevdiğim bir anonim piyasa sözü der ki “her uzun vadeli yatırım, ters gitmiş bir kısa vadeli yatırımdır”.

BIST ve tahvil piyasası için de genel tablo bir süre öncesine göre çok farklı şeylere işaret etmiyor. BIST hala 100–106 bin bandında sıkışmış durumda. Zaman zaman gelen haberlerle bazı sektör ve şirketlerin öne çıktığını görüyoruz, ancak endeksi yukarı taşıyacak güçlü bir hikayemiz yok. Seçim sonrası atılacak adımlara bakıp bu görüşü tekrar gözden geçireceğiz elbette. İçimizdeki kötümserlere de hitap edelim: Endekste bir çok olumsuzluk önemli ölçüde fiyatlandı, ancak fiyatlayamadığımız konu başta ABD olmak üzere küresel borsalarda yeni ve güçlü bir satış dalgasına karşı ne kadar dayanabileceğimiz. Her ne kadar yine merkez bankaları eliyle bir takım aksiyonlar görüyor olsak da, arka plandaki ana sorunu gözden kaçırmayalım: Büyüme ya yok, ya da tatmin etmeyecek kadar zayıf. Büyüme yoksa endekslerin potansiyeli de sınırlıdır. Bu durumda ister istemez bir gözümüz yine ABD ve Euro bölgesi verilerinde olmalı. Tahvil piyasasında ise likiditenin artık iyi kaybolduğu bir dünyada seviyelerden bahsetmek de anlamını yitirdi, ancak genel olarak gelinen faiz seviyesini fazla iyimser bulduğumuz görüşümüzde bir değişiklik yok. Burada tahvil yerine mevduatta ve para piyasası fonlarında kalmak daha mantıklı.

Yıllar önce mesleğe başladığım ilk zamanlarda piyasaların sürekli iyimserlik ile kötümserlik arasında gidip gelmesi, profesyonellerin buna hiç şaşırmaması beni büyülemişti. Zaman içinde başka bir şey daha fark ettim: Yatırımcılar çoğu zaman bu gel-gitleri hiç umursamıyorlardı bile: “Ben bu pozisyona inanıyorum”, “piyasa anlamadı ne olduğunu, anlarlar yakında”, “merak etme, dediğim yere gelecek”… Bu kendine güvenin duvara tosladığı nokta, rakamların pozisyonunuzun tam tersi yönünde, can yakıcı bir seviyeye ulaştığı yerdir. Bunu her zaman görmek zor, kabul etmek lazım. Fakat bazen bir iki adım geriye çekilip baktığınızda resmi görmek daha kolay. 42 gün değil ama, biraz daha kısa sürede de görebilirsiniz, merak etmeyin!

Güzel bir hafta sonu geçirmeniz dileklerimizle…

Tufan Cömert
Birim Müdürü — Yatırım Danışmanlığı
tcomert@garanti.com.tr