Gastronomika
Aug 24, 2015 · 5 min read

Gastronomika araştırma ekibinden Sena Şenkal Şanlıurfa / Göbekli Tepe’de yaptığı saha araştırmasındaki izlenimlerini derledi.

İnsanlık tarihinde bilinen doğruları çürütebilecek nitelikte gerçeklere sahip olan Göbekli Tepe, Şanlıurfa’nın 20 km kuzeydoğusunda Örencik Köyü’nde konumlanan 90.000 metrekarelik bir alandan oluşuyor.

1994’te Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müze Müdürlüğü işbirliğiyle başlatılan kazılarda, 12.000 yıllık bir geçmişe sahip Göbekli Tepe’nin, dünyanın ilk tapınağı olduğu ortaya çıkmış. Kazılarda ortaya çıkan bulguların M.Ö 9.000–10.000 yıllarına, en eski katmanın ise M.Ö 12.000 yıl öncesine ait olduğu saptanmış.

Üzerinde Hayvan Figürleri Bulunan Sütun Örneği

Göbekli Tepe’de daire şeklindeki öbekler halinde yirmiye yakın tapınma alanı tespit edilmiş ve bu alanların şu ana kadar sadece altı tanesine ulaşılmış. Her bir tapınma alanının ortak özelliği ise dairelerin merkezinde, boyları 5 metreyi bulan 50 ton ağırlığında iki adet T harfi görünümlü kireçtaşı sütunun bulunması. Bu ikiz T sütununu ise boyutları daha küçük olan başka T taşları daire şeklinde çevreliyor. Bu T sütunlarında bir çok insan ve akrep, yılan, boğa, aslan gibi yabani hayvan figürlerine rastlanıyor.

Temmuz 2014'te Hayatını Kaybeden Göbekli Tepe Kazı Başkanı Alman Arkeolog Prof.Dr.Klaus Schmidt

Çanak çömleksiz Neolitik Çağ’a ait olan Göbekli Tepe’deki bu yapıları derinlemesine araştırmak için 2007 yılında araştırmanın başkanlığına getirilen Alman arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt, yapılan kazılarda konut amaçlı herhangi bir yapıya rastlanmadığını, o dönemin küçük avcı-toplayıcı topluluklarının Göbekli Tepe’yi kutsal görüp dini amaçlı tapınma alanı olarak kullandıklarını belirtiyor. Schmidt’e göre, Göbekli Tepe, muazzam bir tapınaklar dağı niteliğinde, taş devri kabilelerinin çeşitli törenler düzenledikleri olimpik buluşma yeri olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca Göbekli Tepe’nin festival ve şölenlere tanık olduğunu da ileri sürüyor.

Bu ise akıllara büyük bir soru getiriyor. Şu ana kadar tarih kitaplarında geçen ‘‘Yerleşik yaşama geçildikten sonra mimari oluşmaya başladı.’’ gerçeğine Göbekli Tepe neden uymuyor? Göbekli Tepe, tarihte bilinen mimari yapıtların ilklerinden olan Mısır Piramitleri’nden 7500 yıl, İngiltere’deki Stonehedge’den ise 7000 yıl daha eski. M.Ö. 12.000 yılına dayanan Göbekli Tepe’deki yapılar, yerleşik yaşam ile ilgili mevcut bilgilerin hepsini çürütüyor.

Tarımın Başlangıcı

Kazılarda Bulunan, Değirmene Benzeyen Yuvarlak Taş Plakalar. Yabani Tahıllarla Yiyecek Hazırlamada Kullanıldığı Ortaya Çıkmıştır.

Göbekli Tepe kazı başkanı Alman Arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt, Göbekli Tepe’nin insanlık tarihini değiştirdiğini ve insanoğlunun 12 bin yıl önce ilk tarımı burada yaptığını ileri sürüyor. 2014 yılına kadar devam eden kazılarda, tekneyi andıran 7 adet 240 litrelik büyük kaplar bulunmuş. Yapılan radyokarbon ölçümleri ile bu kaplarda zengin bitkisel kalıntılar içeren tortular keşfedilmiş. Bu büyük kapların birkaçında bulunan oksalik asit tuzu kalıntısı ise insanoğlunun buğday ile tanışmasının ilk sinyallerini verir nitelikte. Oksalik asit tuzu, tahılların suda bekletilmesi, ezilmesi ve mayalandırılmasıyla oluşuyor. Bu ise Göbekli Tepe’deki buluşma ve şölenlerde mayalanmış tahıldan yapılmış bulamaçlar ya da tahıl içecekleri hazırlanmış olabileceğini gösteriyor. Peki bu tahıllar nereden gelmişti ve avcı-toplayıcı toplulukları buğdayı nasıl keşfetmişlerdi?

Yabani Buğday

1997 yılında Köln’de, Max Planck Enstitüsü’nün bitkiler üzerine yaptığı araştırmada 338 kültür buğday türünü kıyasladığı ve tüm tahılların kökeninin ise Urfa Göbekli Tepe yakınlarındaki Karacadağ eteklerinde, günümüzde hala yetişen yabani kızıl buğdayı bitkisi olduğunun ortaya çıktığı vurgulandı. Bu keşif ise Göbekli Tepe’de bulunan buğday kalıntılarının nereden geldiğini ortaya çıkardı. Binlerce farklı buğday türü üzerinde yapılan çalışmalar sonucu, bu bölgede kendiliğinden yetişen buğdayın genetik yapısının, bugün tarımda kullandığımız ekilebilir buğdayla neredeyse aynı olduğu tespit edildi.

Böylece, Göbekli Tepe’deki insanlar ekmeği ilk tadan insanlar olarak tarihe geçmiş oldu. Ayrıca bu insanlar, tarihte bilinenin aksine yerleşik yaşayan değil, göçebe avcı-toplayıcılardı.

Buğdayın Evcilleştirilmesi

Yapılan genetik analizler sonucu, tek taneli küçük kızıl buğday ile gernik buğdayının, Göbekli Tepe’nin beslenme bölgesinde yer alan Karacadağ bölgesinde evcilleştirildiği kanıtlandı.

Yabani buğday tohumları hassas ve dayanıksızdır. Hafif bir esinti etkisiyle bile toprağa saçılıp yeniden kendi kendine çimlenme özelliği gösterir. Göbekli Tepe’de başlayan tarıma geçiş sürecinde ise buradaki topluluklar başlarda yabani buğday tohumlarını kullanıyorlarmış. Bir süre sonra, rüzgar ya da herhangi bir kuvvet etkisiyle toprağa saçılan buğday taneleri yerine, başağa tutunabilen daha büyük buğday tanelerini tohumluk olarak ayırmaya başlamışlar. Buğdayda yapay seçilim olarak adlandırılan bu uygulama ile buğdayın sonunda tümüyle tercih edilir, kuvvetli ve başaktan kolay kolay ayrılmayan bir buğday türüne evrimi gerçekleşmiştir. Sonuç olarak, tarımı yapılan buğdayların kültürlenmesi, bu buğdayların benimsenerek tarımının sürekli yapılmasını sağlamıştır.

“Önce tapınak geldi, şehir sonradan geldi.’’

Bu cümleyi kuran Schmidt’e göre; avcı-toplayıcı toplulukların Göbekli Tepe’de dini ayinler, şölen ve festivaller nedeniyle sürekli olarak bir araya gelmelerinin sonucunda yerleşik hayata geçilmiştir. Burada toplanan kalabalık grupları, çevredeki yiyecek kaynakları ve av hayvanlarıyla beslemek olanaksızmış. Böyle olunca da, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için, burada yaşayan topluluklar tarım ve hayvancılığa yönelmiş. Sonuç olarak, toplulukların ibadet merkezine yakın olma isteği ve çevrede bu toplulukların ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeyde yeterli kaynak bulunmamasından dolayı insanlar tarıma yönelmişlerdir. Yani tarım yerleşik hayatı getirmemiş, dini mabetlerin etrafında kalma arzusu sonucunda yerleşik hayat, tarımı getirmiştir.

Göbekli Tepe

Bugüne kadar tarım devriminin medeniyetin başlangıcı olduğu düşünülmüş ve kabul edilmiştir. Çünkü tarımla birlikte yerleşik yaşama geçildiği varsayılmıştır. Göbekli Tepe ise bu varsayımların hepsini yıkmış, tarımın yerleşik yaşamın nedeni değil de, sonucu olduğunu ortaya çıkarmıştır.

İnsanoğlunun küçük gruplar halinde avcılık ve toplayıcılığı bırakıp geniş kitlelere besin sağlamak için yerleşik yaşama, oradan da uygarlığa geçmesinin ilk adımı Göbekli Tepe’de atılmıştır.

2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Geçici Listesi’ne alınan Göbekli Tepe, buğdayın Anadolu’daki hikayesinin yerleşik yaşamın tarihiyle yaşıt olduğunu ve Anadolu’da buğdayın ekonomik değeri dışında toplumsal, kültürel, tarihi ve arkeolojik bir değer taşıdığını bizlere göstermiştir.

Göbekli Tepe’de gerçekleşen, tarihteki ilk buğday tarımından bu yana 12 bin yıl geçmiş ve tarım tekniklerinde pek çok şey değişmiştir. Tek bir şey hariç. Buğday hala topraktan çıkıyor ve Anadolu’da ‘ekmek’ kutsallığını koruyor.

Gastronomika

Written by

Gastronomika; Anadolu mutfağını #SALTBeyoğlu ev sahipliğinde yeniden kimliklendiriyor.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade