Nazım Hikmet ve Piraye Hanım

Bu hikaye beni hep içten içe kızdırmış, anlamlandırmak istesem de hep kendi duygularıma yenik düşmüşümdür. Bu akşam yine aklıma geldi, sonra da yazmak istedim anlamsızca.

Nazım Hikmet’in aşkları meşhurdur Nüzhet Hanım, Münevver Hanım, Vera Hanım… Ama asıl biri vardır ki o bence apayrıdır. Piraye Hanım…

Piraye Hanım ve Nazım Hikmet 17 yıl evli kalırlar bunun 13 yılı hapishanede. Geri kalan 4 yılın da çok rahat geçtiği söylenemez. Bu 13 yıl boyunca Nazım Hikmet hiç boş durmaz, şiirler yazar, kitaplar yazar ve en büyük akıl hocası Piraye Hanımdır. Onları ona gönderir ve şairlerin şairi diye hep onun yorumlarını ister, her birine hak verir, tümüne yorum yapmasını bekler, kendini o yorumlara göre şekillendirir. Piraye Hanım’a saygısı da aşkı da sonsuzdur. Bu fedakar, özlem ve aşk dolu günler yaşandıktan sonra 1946 yılında dayısının kızı Münevver Hanım’ın ziyaretleri sıklaşmaya başlar ve Nazım Hikmet’in gönlü Münevver Hanım’a kayar. Bunu bir çok insanın cesaret edemeyeceği şekilde Piraye Hanım’a yazar. Piraye Hanım yıkılır, içine kapanır, sessizleşir ama vakur duruşunu hiç bozmaz. Nazım Hikmet’in Piraye Hanım’a yazdığı bir mektupta şöyle der; ‘Yeryüzünde hiçbir insan, hiçbir insana benim sana yaptığım kötülüğü yapmamıştır. Bütün bunlara rağmen gel. Sana ‘gel’ diyecek kadar yüzsüz ve alçaksam, ne halt edeyim, öyleyim işte. Fakat gel. Ve benden nefret ederek, beni hor hakir görerek de olsa, beni bir daha yalnız bırakma!’ Gelmezse intihar edeceğini söyler. Sonra Piraye Hanım dayanamaz ve gider.

Daha sonra da Nazım Hikmet açlık grevi yapar, işte bu en acılı sona götürür Piraye Hanım’ı. Nazım Hikmet hastaneye kaldırılır. Piraye Hanım gider, Nazım Hikmet tam özel bir bağışlanma beklediğini anlatıyor, Piraye Hanım ise ona herşeye rağmen eve dönebileceğini söylerken kapı açılır, Nazım Hikmet’in kız kardeşi ile Münevver Hanım içeri girer. Piraye Hanım derhal odadan çıkar ve bir daha da görüşmezler.

Sonra Piraye Hanım’a ne mi olur? Asla içindeki Nazım’a olan aşkını öldüremez ama kendisinin olan Nazım’ı öldürür. Başkası ile evlenmez ve öldüğü tarih olan 1995 yılına kadar da hiç bir gazeteciye tek laf etmez, içindeki kırgınlık ve yaşayamadıkları ile hayata gözlerini yumar.

Piraye Hanım’a yazılan mektuplardan…

“Ben o yazdıklarımı ancak sana yazabilirdim.
çünkü şu kainat denen nesnenin içinde en çok sevdiğim yürek,
üstüne en çok titrediğim insan kalbi senin göğsündekidir.”

“Sen meğerse nasıl her şeyimmişsin benim. Seni sevmek benim içimde toprağı, suyu, güneşi, hayatı ve fikri sevmekle birbirine karıştı.
Sen ciğerimdeki nefes, gözlerimdeki ışık, kalbimdeki çarpıntı ve beynimdeki düşünce gibisin.

Neyi düşünsem, seni düşünüyorum. Neyi görsem, seni görüyorum.”

“Herkese selam, sana hasret…”