Hem kendine hem çevreye şefkat: Pesketaryenlik
Pesketaryenlik en basit haliyle kırmızı et ve kanatlı hayvan eti tüketilmeyen bir diyet olarak tarif edilebilir. Balık, deniz ürünleri, yumurta, süt ve süt ürünleri diyete dahildir.
Her birimizin vücuduna neyi kabul etmeyeceği son derece kişisel olduğundan bu beslenme biçiminin yılmaz bir savunucusu değil, yalnızca uygulayıcısı olduğumu not etmeliyim.
Yine de ne yediğimiz hayattaki duruşumuzun önemli bir yansıması bana göre, bu yanıyla biraz politik.

Neden pesketaryenlik?
Veganlık son derece keskin ve kısıtlayıcı bir yaşam biçimi olduğundan benim için şu aşamada uygulanabilir görünmüyor. Her konuda, daima ılımlı ve esnek bir yaklaşımın hayattaki kilit rolüne inanıyorum. Aşağıda söz edeceğim, kendimiz dışındaki dünyaya duyduğumuz sorumluluk kadar; kendi bedenimize, alışkanlıklarımıza, zevklerimize de şefkatle yaklaşmak gerekiyor.
Vejeteryanlık, yani tümüyle etsiz bir düzene geçmek bir anda yoksunluk hissi yaratabilir, kırmızı et ve kanatlı hayvan tüketmeyi bırakmamı da engelleyebilirdi. Bu aşamada bana iyi gelecek olan, katı bir değişimden çok adım adım, deneme yanılma yoluyla ilerlemekti ve optimum noktayı şimdilik burada buldum. Yaşam biçiminizi etileyen kararlar alırken kendinizi ne kadar iyi tanıdığınız, sınırlarınızın farkında olmanız hayati önem taşıyor.
Tüm bunların başlangıç noktası, et endüstrisindeki vahşi koşullara, sinir sistemi bizimkinden farklı olmayan hayvanların son derece rahatsız edici şartlarda yaşayıp ölmesine karşı duyduğum kişisel sorumluluk. Kırmızı etin neden olduğu sindirim zorluğunu ve vücudumu yormasını, içerdiği kolesterol ve asidin yarattığı risk ve olumsuzlukları, büyükbaş hayvan endüstrisinin sebep olduğu sera gazı miktarını ikincil ve üçüncül sebepler olarak sayabilirim: son aşama yine bir ölçüde politik kabul edilebilir.
Bir diğer not: Kırmızı et yemeyi bıraktığımdan bu yana cildim harika görünüyor, tırnaklarım asla kırılmıyor; ilkini çevremdekiler, ikincisini bizzat ben fark ettim. Kendimi oldukça hafif hissettiğimi de söyleyebilirim. Bunlar işin keyifli, bonus tarafları…
Hayattan beklentilerimiz kadar ona ne verdiğimiz de önemlidir. Talep etmek en doğal hakkımızken sorumluluklarımızı, biriken borcumuzu yok sayamayız; alma-verme dengesinin ve iç rahatlığının ön koşulu budur. Ben kendi adıma, zaman zaman zorlansam da, seçtiğim bu yaşam biçiminden memnuniyet duyuyorum. Sahiplendiğim bu duruşun özgüvenime de önemli katkıları olduğunu söyleyebilirim: hayata dokunan bir duruşla bütünleşmek, onu sürdürmek daima kıymetlidir.
Sizlerin deneyimlerini, nasıl beslendiğinizi, sürdürebildiğiniz ya da ertelediğiniz girişimleri, motivasyonlarınızı merak ediyorum. Paylaşmak isterseniz muhakkak yazın: gizemsevincselvi@gmail.com… Birlikte düşünelim, büyüyelim…
Sevgiyle,
Gizem
