Kobanê’deki Kürtlere üzülemiyorum…


hatta Kürtler umrumda değil; benim derdim ‘insan’la.


Oturdum, üzülemiyordum. Ciddi ciddi neden üzülemiyorum diye düşündüm, evet üzülemiyorum. Bu konuda klavye insanlığı-kahramanlığı yapmaya gerek yok. Kimisini rahatsız edebilir bu; cani, ruhsuz, ot, bok vs. diyebilir ama hissettiğini söylediği gibi hissetmediğini de söyleyebilmeli insan. İki yüzlü olmamalı ‘insan’. İşte herşey burada başlıyor, neden birşey hissedemez insan, nasıl hissizleştirilir.

Çelişkilerle, samimiyetsizlikle…

Biriniz de çıksın, ‘Kobane’de Kürtler ölüyor’ değil, ‘insanlar ölüyor’, diye birşey yazsın oturup dişimi kıracağım. Ama olmaz, çünkü ‘Sosyal Faşist’ olmak insan demeden önce Kürt, Türkmen, Sünni, Alevi, ot bok diye bölmeyi gerektirir. Sizin için önemli olan insan değil Kürt. Herşeyi kendine yontan cahil cinliği. Bunu gördüğümden beri, ettiklerinizin masum insanların bulmasına üzülemiyorum malesef. Kızıyorum sadece, size.

Tıpkı geçen yıl ODTÜ’de, (Bilim Topluluğu ve ‘Sol gruplar’ ile olan çatışması hakkında; ki bu etkinliğe gelenlerin okul içerisinde binada sıkıştırıldı ve binadan dışarı çıkmalarına izin verilmedi) Kürt bir arkadaşımın bir konuşmamızda, ‘E hani ifade özgürlüğü? Bunun neresi sol neresi doğru?’ gibi bir soruma, uzun süre ezber sosyalist çağdaş düşüncelerde gezindikten sonra, sonunda ‘Gazi Türk’lerin kalesi, ODTÜ’de Kürt’lerin olmalı’ cevabını almak... İşte o an hayatımda herşeyin anlamını yitirdiği anlardan biriydi…

İnsan ne olduğunu bilecek. Ne bileyim işte, insandır cahil olur, üniversite havası almamış olur, siyasi, tarihi kitap okumaz mesela (bkz ben) o zaman böyle bağnaz ve kıt bir düşünceyi anlayabilirim. Ama ‘bir aydın prototipi’ olduğuna inandığım, ırkı değil de, öne insanı alıp, insan özelinden diye konuşmasını bekleyebileceğimiz bir insan, bu kadar taraflı, kindar ve hırsla yaklaşıyorsa, olaya sadece Kürt olduğunu için bütün ‘eşitlik, hak’ kavramını, durumsal, adamına, yerine göre bir kenara bırakabiliyorsa sıfır noktasına ulaşmışsınızdır. İnsanlıktan daha üst insan olmak için yola çıkıp, yürüyüp ‘üst’ insanı arayıp, sonra bir anda faşist bir şekilde en başa dönmüş.

İşte o an anladım ki: Marksist Leninist İncillerinde ve tabir kitaplarda okuduğun herşey orada kalır, insan bir hayvandır, doğa betona rağmen hala etraftadır ve göremediğin ama histtettiğin bütün kanunları damarlarında. Afedersin, hala hayvansın ve bunun farkına varabildiğin kadar insan.

Yerine göre kurban, yerine göre avcı olan, bipolar Kürtler.

‘Devlet vaktinde Kürleri ezmiş, dövmüş, kendi dillerini konuşmalarına izin vermemiş.’ Bunları dinledikçe işte içimden birşeyler kopuyor. (Kurban kısmı malesef çoğu da doğru) Vatanı beraber kurtardığımız yurttaşlarımızdan, ötekileştirilmenin ilk adımları…

Bölgenin geliş(eme)mesine gelirsek, halk arasında gezinen genel söylentiler dışında daha büyük hesapların kokuları burnumda. Sonuçta Kürt olup çocuğunu Türkiye’nin büyük üniversitelerine yollayan insanlar var, belki bazıları bu yazıyı okuyor hatta.

İşin arkası çalışmaya başladıktan sonra daha netleşti. Şöyle bir sürece şahit oldum mesela: Doğu temelli büyük bir inşaat firması, bir elin parmaklarını aşan sayıdaki barajının ihalesi fitnesiz fesatsız alınmıştı. Hatta inşaatın başında bölge eşkiya güçlerine (PKK tabiki) hava parası verilmişti, gayet muntazam devamı da gelecekti. Ama bir gün bütün hepsinin iş makinaları yakılmıştı.
İnşaatlar sonlandı.

Çünkü kafalar feodal çağdan kalma, odun biriktirip çağ atlayamamış, biraz daha odun biriktirse toprak ağası Castle Age’e geçecek. O zaman halkı sözünden çıkar. Çocuk okula gönderilmez, gönderilirse tarlada çalışmaz ağanın sözünden çıkar. İş makinası gelirse inşaat yapar, ırgat kendinin olmayan tarlada çalışmaz, ağanın sözünden çıkar. Toprak ağalığı bu tabi zor zanaat. Aynı kalmalı herşey. Köy enstitülerini kapayan zihniyetçik.

Kendi ‘ırkını’ zorla cahil bırakıp, kendi insanını cahil kılan, cahil tutan ama böylelikle sözünden çıkmasını engelleyen karakter. Atasının çektiği acıyı bugün kendine kar olarak yontmaya çalışan, uzlaşmaya varmayan fazlasını isteyen şımarık ise avcı karakteri. Sonra bu avcı karakterler yıllarca ağalarının sözünde kalıp, dağlarda kendi köylüsüne ihanet ederek, eşkiyalığa devam ettiler biliyorsunuz. Ama sorsan gelişmek istiyorlar. Geride bırakılmışlar onun için savaş veriyor bipolarlar.

ve sonra ‘çözüm’ süreci geldi… Orası ayrı terane hiç girmiyorum.

Eğer modern dönemde ezilen halk olmak ise olay, samimi bir çözüm süreci örneği: Amerika’da zencilerin 1960'larda sivil haklarını elde etmeye çalıştıkları dönem örnek gösterilebilir (Not: The 1960s in America ). Kıt Amerika tarihi bilgimle burada ders verecek değilim ama, 1963'teki olaylı geçen Alabama protestosuyla (Civil Right Protest Alabama) sonrasında da dönem devlet başkanı John F. KenneddyAdamlar bir bölgeye toplanıp ayrıcalık veya eyalet istemediler. Diğer Amerika vatandaşlarıyla eşit sosyal haklara sahip olmak istediler. Diğer insanların içerisine karışıp bir ırktan fazlası bir halk olmak istedirler.

It is not enough to pin the blame on others, to say this a problem of one section of the country or another, or deplore the facts that we face. A great change is at hand, and our task, our obligation, is to make that revolution, that change, peaceful and constructive for all. Those who do nothing are inviting shame, as well as violence. Those who act boldly are recognising right, as well as reality.
John F. Kenneddy — June 11, 1963 Speech on Civil Rights

1970'lerde Ahmet Türk, Öcalan vs panpalarken, darbe öncesi solu bölmek için bizim istihbarat tarafından kurdurulan PKK ile 2000 model kimin kurduğu tam belli olmayan ama akepe itişli ISIS, örgütçülük oynuyor. Bizim ‘sol’ ise hala toprak ağasının emrettiği gibi Kürt kelimesi derdinde. Ben sadece kullanılan, öldürülen, alet olan insanlar görüyorum. Hissizleşiyorum…

Samimi şapkasını önüne, ırkını ardına almış, zihni açık,
samimi insanlar lazım bize…

Şimdi ben kapital bir yerde, bir kahve içip, birşeyler üretmeye gidiyorum, çünkü bence olay ırk değil vatanperver olmaktır.

İçimden saçma başka birşeyler, bir daha taşana kadar hoşçakalın.