FARKLI DÜNYALARIN İHSAN’I : A LOVE STORY

Her şey var, Birsen yoksun…

DÜNYA I

Bu hayatta kendinden beklentisi olmayan insanların, her zaman başkaları tarafından karşılanması istenilen bir beklenti vardır. İhsan’a da bu istek ailesinden geliyordu. Bir de üniversite okumayana iş falan vermiyorlardı. Üniversite diplomasını aldığın zaman da kep törenine binlerce iş adamı gelip, “İhsan nooolur bizim şirketimize ceo ol.” diye yalvaracaktı. Her şey umulduğu gibi oldu. Kep törenine Holding sahipleri teşrif etti. Gelinin elindeki çiçeği bekleyen, evde kalmış kız kuruları gibi İhsan’ın kepi atmasını beklediler. Korumalarının boyu en uzun olan Varlık Bey, spor salonunun tavanına kadar sıçrayıp, İhsan’ın kepini yakaladı. Sözleşmeler imzalandı, sigortalar yapıldı, hafta içi iki ve hafta sonu bir olmak üzere son model üç tane araçlar tahsis edildi.

İş yerinde üçüncü ayında yükseleceği başka bir koltuk ve özel tasarlanmış oda kalmadığı için Varlık Bey bütün mal varlığını İhsan’a verip, bütün işlerden elini ayağını çekti. Çocukluk arkadaşı Haydar’ı Ceo yapan İhsan, bir müddet yaşamına zengin olarak devam etti. Ancak yirmi beş artı on evinde çok yalnızdı. Ara sıra Haydar geliyor, sabahlara kadar içiyorlar ve sabah olduğunda Haydar’ı da sahibi olduğu şirketteki işler nedeniyle kaybediyordu. Bir gece yine böyle otururlarken Haydar’a, “Lan Haydar, benim her şeyim var. Ama mutlu değilim lan. Neden?” diye sordu. Haydar geçmişinde fazla kitap okumuş ve psikolojiye ilgisi olan bir adamdı. Ancak onca bilgi birikime sahip değilmiş gibi, “Kadın yok abi.” dedi, “Kadın olacak bir kere. Her başarılı erkeğin arkasında bulundurduğu bir kadın vardır.”, “Yalnız o başarının sebebi olarak gösterilir kadınlar, ben gayet yapa yalnız bir başaranım.” dedi İhsan. “Olsun. Ben de çok yalnız bir inanım.” diye cevap verdi Haydar. Ne demek istediğini merak etse de soramadan sızdı İhsan.

Ertesi sabah iş yerine yürüyerek gitme kararı aldı. Fakat şehrin dışındaki sırça köşk, merkezi lokasyonda bulunan beş yüz katlı şirket binasına epey uzaktı. Vazgeçti sonra, helikopterini hazırlattı ve öyle gitti şirketine. Ancak hava basıncı nedeniyle helikopter binanın çatısına kadar yükselemedi. Bu sırada elindeki teleskopla aşağıya bakan İhsan, eylem yapan kalabalığı gördü. Paraşütünü sırtına geçirip aşağıya atladı.

Bazı rüyalar hayallerinin bile dışına çıktığı için genellikle yataktan düşerek uyanırsın. Hal böyle olunca düştüğünde acıyan yanlarının sızısından, gördüklerinin rüya oluşuna fazla kafa yormazsın. Bazen de hiçbir şey rüya olmaz, yere çakılmayı beklersin. Düşmek, yalnızca tanrıların başaramadığı bir şeydir.

Paraşütü basınçtan yırtılmaya başladı. Kırkıncı kata yaklaştığında Bungee Jumping yapmak için inşa ettirdiği çıkıntıyı fark etti. Çıkıntıda atlamayı bekleyen Birsen’i gördü. Düşmemek için Birsen’e tutunup aşağıya doğru hızla ilerlemeye başladılar. “Canımın içi böyle şeyler yalnızca romanlarda olur.” dedi İhsan. Birsen korkudan hiçbir şey söylemedi. İpin esnekliği bittiğinde yükselmeye başladılar. Adını sordu İhsan, “Birsen.” dedi. Memnun olamadılar. Sonra tekrar aşağıya… Bu son tur olduğu için aceleci davrandı İhsan, “Sevgilim olur musun?” dedi. Birsen hiç oralı olmadı. “Başka dünyaların insanıyız.” dedi sonra. Sosyolojik konumlarından mı bahsetmişti, yoksa kız uzaylı mıydı, tereddüt etti İhsan.

Neden böyle bir şeyi istediğine dair bir fikri yoktu. Uzun zamandır var olan boşluğu doldurma isteği miydi, ilk görüşte olacak olan şeylerden miydi, bilemedi. Hissetti. Hem zaten hissedince, bilmek de fayda etmiyordu.

Aşağıya indiklerinde eylemciler İhsan’ı domates ve yumurtalarla karşıladı.

DÜNYA II

Uyandığında bina büyüklüğünde bir çatal üzerine doğru geliyordu. Tabi ki İhsan’ın… Bu hikaye onundu. Çatal yükseldiğinde, Birsen’i Büyükçekmece’den daha büyük gözlerinden tanıdı. Daha sonra ağzından içeri girdi. Çataldan diline düştü. Tabi ki Birsen’in… Bu ağız onundu. Diliyle dişlerine doğru itti İhsan’ı. İhsan zıplayarak dolgusuna tutundu. Bir iki çene hareketinden sonra dolguyla birlikte nefes borusuna indiler. Saniyeler sonra çay kaşıkları, işaret parmakları ziyarete geldi ama içeri girmeden geri döndüler. Aşağıdan gelen basınca direndi İhsan. Bir saat sonra uğultulu bir ses, “Hastayı kaybettik.” dedi. Ağıtlar eşliğinde morga indirildiler. İmam uzun yoldan gelen babası kızını görsün diye kefeni açtı. Birsen birden öksürdü. Dolguyla birlikte imamın suratına çarptı İhsan. İmam olduğu yere yığıldı.

DÜNYA III

Tokatlar ve kolonya kokusuyla uyandı İhsan. Başında hiç tanımadığı biri “İmam efendi, imam efendi. Uyan.” diyordu. “Ne oldu bana?” diye sordu İhsan, “Mevta canlandı.” dedi adam. “Ama daha fenası, mevtanın anası kızının öldüğünü sanıp kalp krizi geçirdi. Yoğun bakımdaydı, kurtaramamışlar. Birazdan o gelecek. Hafize’yi çağırdım tekrar, sen bir okur üflersin, o da yıkar. Ne garip bir gün be imam efendi.” diye ekledi. İhsan yığıldığı yerden kalktı. Birsen’in çığlık çığlığa ağlama seslerini duydu. Yanına gitmek istedi, yapamadı. Üstündekileri çıkarıp, koşarak uzaklaştı.

Bazen ne kadar istersen iste olmaz. Bazen ne kadar istersen işler o kadar çıkmaza girer. Bu doğanın yazılı olmayan ve tutarsız kanunudur.

Bulduğu ilk meyhaneye girdi İhsan. Bir büyük istedi. Mekan sahibi, “İmam efendi, sen gelir miydin buralara?” diye alay etti. Siparişi iptal edip çıktı oradan. Meyhanenin iki alt sokağında kilise vardı. Şarabını alıp içeri girdi. Papazın olduğu paravandan içeri girdi. “Günah çıkarmaya geldim Papaz efendi.” dedi. “Anlat, dinliyorum.” diye cevap verdi Papaz. “Hemen mi?”, “Nasıl istersen ancak dışarıda çok sıra var, malum dünya hali.” dedi.

“Aşık olmam gerekti. Aşık oldum papaz efendi. Sonra aşık olduğum kadını öldürmeye kalktım. Başaramadım. Kızın durumuna kalbi dayanmayan anası kalp krizinden öldü. Bir de ben imam oldum ama Allah beni sevmiyor galiba papaz efendi. Ben aslında bu kızı kırkıncı katta tanıdım. Sonra aşağıya kadar beraber indik. Ben havada ona ilanı aşk ettim. Farklı dünyaların insanı olduğumuzu söyledi. Sonra benim dünyam değişti. Aslında değişen dünya değildi de, ben eski ben olamadım, anlıyor musun? Pul biber oldum ilk, sonra imam oldum. Bizim cemaat duymasın aman papaz efendi. Topa tutarlar vallaha. Nasıl kurtulacağız bunca dertten?” Biraz sessizlik oldu. “Buraya yazdıralım seni.” dedi Papaz. “Nasıl yani?”, “Gel papaz ol. Yaşlandım artık, işleri idare edemiyorum. Dert dinlemekten çok yoruldum. Gelirsin bu tarafa. Baktın olmadı, seni yurt dışına atarız. Ama dil önemli. Dili hallet mutlaka.” Sessizce paravandan dışarı çıktı İhsan. Etrafına bakıp koşarak kendini kilisenin önüne attı. Bir an tereddüt edip arkasına baktı. O sırada “Allah belanı versin İmam Efendi.” diye bağırdı biri. Yontma odunu kafasında hissetti.

DÜNYA IV

Birsen kalın bir ipi İhsan’ın koluna fırlatıp, öbür ucundan sıkıca bağladı. Etraf çayır çimendi, kimseler yoktu. Daha sonra İhsan’ın gövdesinden koluna tırmandı. İpi boynuna geçirdi. Diğer kolundaki duran elmaya baktı. İpin boynunda olduğunu unutup bir an elmaya yeltendi ve ihsanın kolundan aşağıya düştü. İhsan’ın kolu dayanamadı Birsen’in ağırlığına, kırıldı. Kolunun kırıldığı yerden çürümeye başladı İhsan. Kışın yaprak döktü, baharda yaprak çıkaramadı. Gittikçe eğildi, büküldü, acılar içinde toprak oldu.

DÜNYA V

Undergroud bir yerdi burası. İnsanların ot ihtiyaçlarını rahatlıkla karşıladığı, ısınmak için kömür almaya ihtiyaç duymadıkları, havasız ancak her gün yeterli miktarda oksijenin bulunduğu bir yer. Zaman zaman insanların yeni gelenlere üç defa “Helal olsun.” diyerek fırlattıkları bir yer. Kirası ucuz zemin kata benzetirdi burayı İhsan. Sonra bir gün yine dualar eşliğinde gelinliğiyle bir kız düştü. Göz yaşları içerisinde, duvağı kapalıydı. “Hoş geldin.” dedi İhsan. Ağlamaktan cevap veremedi kız. Birkaç güne o da alıştı buralara ancak duvağını hiç açmadı. “Neden geldin?” diye sordu İhsan. “İntihar.” diye yanıtladı kız. “Deme ya, bak şuralar…” İntihar etmiş insanları göstererek, “Hep senin kafa.” dedi. “Ama sen söylemezsen ben de kimseye söylemem intihar ettiğini.”, onaylar gibi başını salladı kız. Yüzünü merak etti İhsan ama yeni tanıştığı için bir şey istemenin doğru olmadığını söyledi.

Böyleydi bu iş. Düşerken de, düştüğün ilk anda da kadınlardan bir şey istemek için yetersizdi. Ya istediğiyle kalırdı ya da istediğini hep bir başkası alırdı. Bir yığın ceset arasında vakit geçirecek birini bulmuştu. Yeryüzünde edemediği muhabbetlerin acısını çıkarmalıydı.

“Konser varmış akşam.” dedi İhsan, “Gelmek ister misin?”, “Olur… Kimin konseri?”, “Zeki Müren.” Sevinecek gibi oldu, “O kim?” diye sordu.

Bazen farklı olayım derken çok saçmalıyorsun lan Gökhan. Yazdığın kadın karakterleri bu kadar aptal yapmak zorunda mısın? Ulan sen mutlu olamadın diye, bizi de mutsuz hikayelerin saçma sapan karakterleri yaptın ses etmedik. Bari intikamını beni sevdirttiğin kadınlardan alma. Dramatik kurgunda zayıf zaten, bari güçlü karakterlerin olsun. Kız nasıl Zeki Müren’i bilmez lan? Zeki Müren’i bilmeyen insan mı var, tekrar yaz şurayı. Sonunu da mutlu bitir. İçim şişti.

-Tamam amına koyayım tamam…

“Konser varmış akşam.” dedi İhsan, “Gelmek ister misin?”, “Olur… Kimin konseri?”, “Zeki Müren.”, “Çok severim.” dedi kız. İhsan içinde garip bir mutluluk belirdi. Bir başkasıyla aynı şeyi istemenin verdiği mutluluktu bu. Bunu hissetmeyeli uzun yaşamlar olmuştu. Sonra Birsen’e ait umutların eksildiğini hissetti.

Elinin ayarını sikeyim. Lan ne hoşaf gönüllü adamsın sen ya. Konsere gideceğiz, sonra da kız Birsen çıkacak diye anlaşmadık mı oğlum? Şimdi niye götlük yapıyorsun? Bunca şeyi ne sikime çektim ben. Bir eşeğin siki olmadığım kaldı. Pul biber ne lan? Hadi pul biber olduk, beklemekten ağaç olmayı da anladık, imam ne oğlum? Bunca şeye rağmen bir de Birsen’i unutacakmışım da, daha yüzünü görmediğim kadınla mutlu olacakmışım? Ne yaşıyorsun lan kafanda? Adam akıllı yaz şunu. He bir de, unutmadan, tanrısı olduğun şu dünyaya, uyguladığın ilahi adaleti sikeyim ben senin Gökhan.

Zeki Müren sahneye çıktı. Müslüm Gürses’i gördüler hınca hınç dolu kalabalıkta, o da buradaydı. Birsen duvağını açtı. İhsan’a baktı. Mutluluk buraya ait bir şey değildi. Zeki Müren sahnede Beklenen Şarkı parçasını söylemeye başladı. Mutsuzluk ihlalini çiğneyen iki ölü yüzünden olacaktı her şey. Yakılacak bütün sigaralar ateşe verildi. İçkiler bir dolup bir boşaldı. Küllüklerden taşan izmaritler yer altında zamansız nüfus bulan milyonlarca ölüyü, umutlarıyla beraber gökyüzüne çıkardı. Yeryüzü aşkın yüzü olamadı belki ama küllerinden doğmayı bekleyen bir yığın izmarite ev sahipliği yaptı. Okyanuslar kurudu izmaritlerden, kara parçası demeyi bıraktı insanlar, yara parçaları üzerinde yaşamlarını sürdürdüler. Genç kalınmış, yetişilememiş nice sevdaları NASA’nın yardımıyla evrenin ücra köşelerine fırlattılar. Birsen de fırlatılanların arasındaydı.

Bazen olmayınca olm…

Ulan bir sus. Dangalak! Yazacağın etkili sona sokayım. Ben ne olacağım lan şimdi, hadi kız gitti, beni merak etmeyecekler mi? Giriştik, geliştik, hani sonuç? Ya Vallaha senden olmayacak ya.

İhsan sahip olduğu şirketi satarak, Mars’ta arazi satın aldı. Gönderilen ilk koloniyle oraya yerleşti. Giderken yanına büyük kolonlarla birlikte bir kaset çalar bir de Zeki Müren kaseti götürdü. Kendi arazisine kurduğu kolonlarla beş vakit Beklenen Şarkı parçasını çalıp, Birsen’in duyup da gelmesini bekledi.

Beklemen…

Şşş… Tamam lan tamam konuş, bölmeyeceğim daha. Ehe…

…in en acıklı kısmı beklemektir. Beklemek kendi başına yeteri kadar acı bir eylemdir. İnsanız, vakitliyiz, toprak çağırır, gökyüzü çağırır bilinmez, misafiriz dünyaya, yatıya kalsak da yerimiz burası değil, neresi o da bilinmez. Bu yüzden bekleyen insanlar, hareket edenlerden hep 1–0 geride gibi gelir. Yarış vardır çünkü. Ölene kadar ne yaptıysan, yaptın. Yapmayanı sevmezler. Yapmamış görüneni de. Dolayısıyla girmedikleri yarışta bile mağlup sayılır bekleyen. Gelip geçenler, hiçbir şey yapmadığını söyler durur. Oysa insan olduğu yere çöreklenmek için, hareket etmekten daha sağlam sebeplere ihtiyaç duyar. Bir kaleci gibi beklerler. Bir kalecinin penaltı anındaki endişesi gibi, gelecek fırsatlara tutmayı, elinden kaçırmamayı beklerler. Tevekkül işte, boşuna geçmiyor ya akıldan, ya aradığımız şey de bizi arıyorsa ve onu aramaya gittiğimizde daha önce olduğumuz yere gelir, bizi bulamazsa. Öyle anlarda elinden başka bir şey gelmiyor insanın, beklemek dışında. Bekliyorsun. Beklemek, daha ne olsundu hayatın anlamı.

Birsen sesi duyup gelmişse ya da gelmemişse, hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

Gökyüzüne bir bakın. Sonra da kendinize sorun: “Birsen sesi duyup geldi mi gelmedi mi?” Göreceksiniz, her şey nasıl da değişecek…

Ve hiçbir yetişkin, bunun ne kadar önemli olduğunu asla anlamayacak!

SON

-Beğendin mi finali İhsan? Lan İhsan! Te Allağım ya, uyudu herhalde…

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Gökhan Atabay’s story.