Romantizm II

Part 2

Anil Gokmen
Jul 10, 2018 · 3 min read

Hamakta uzanmıştı, yere değen çıplak ayağı ile kendini yavaş yavaş sallıyordu. Bir yandan da elindeki kitabını okuyordu. Okuduğu kitap (bu arada kitap tam da “benim aşık olacağım kadının” okuyacağı bir kitaptı), tek elini boynunun arkasına yastık yapışı Mathi’yi hayran hayran izlemek için yeterliydi. Ama ben onun hafiften çıkık elmacık kemiklerine de, ince ayak bileklerine de, kürek kemiklerindeki oyukluğu da hayrandım zaten. Çünkü, klasik güzellikler bana göre değildi; oldum olası hep sıradan olanın büyüsüne kapılmayı reddetmekle övünmüştüm bu zamana kadar. O yüzden bir çift gözü güzel bulmak yerine Mathi’nin sadece benim fark ettiğim güzelliklerini keşfetmek kendimi kaşif hissettiriyordu. Mesela kürek kemikleri dışında; Frances Ha sevişine hayrandım ben onun.

Kitabından başını kaldırdı, gülümsedi. Güzel bir şeyler söylemeden önce yaptığı hazırlık gülümsemesiydi bu. Geçen sene buradaki tatilimizi hatırladım bir an dedi. “Ömrünüm sonuna kadar burada böyle kalabilirim demiştim” diye devam etti. Geçen sene yine hamakta uzanmıştı, ne olduğunu şu an hatırlamadığım ama mutluluk temalı bir konuşma içerisindeydik. Ağaçtan bir elma düştü, arkadan bir kuş şarkısıyla ona eşlik etti. Kaş’a taşındık.

Toprağa bastığımız, kendi domatesimizi yetiştirdiğimiz, istediğimizde toplumdan uzaklaşıp kendimizle baş başa kalabildiğimiz bir hayat yaşıyorduk. Zaten hiç bir zaman plaza hayatı elbisesi üzerimize oturmamıştı. Hep, henüz görüşmemiş düşlerin peşinde koşuyor gibi hissediyorduk kendimizi, ikimiz de ayrı ayrı. Haftanın günlerini ancak normal dünya ile bağlantılı bir işimiz olduğunda hatırlıyorduk. İçimden haftanın günlerinin, günün saatlerin ne bileyim alarmların insan doğasına ne kadar aykırı olduğunu destekleyen cümleler kuruyordum. Neydi bu insanların acelesi ve kendileriyle alıp veremedikleri sanki.

Saçlarını bulduğu bir çubukla tutturmuş halde kendi kendimize yaptığımız dekoratif ahşapları boyuyordu. “Üretmek bence bu hayatta mutlak yalnızlığı kandırabildiğimiz tek aktivite” gibi klişe-havalı-beni kızdıran bir cümle kurdu. (E peki sevmek?) Katılmadım, ama fark etmeden bana meydan okuyan bu düşünceye bir kere daha aşık oldum. Masa yapacağımız cevizi boyayışına baktım, sonra sevdiğim bir sürü şeyin üzerinden gözlerimle geçtim tek tek. Tam olmak istediğim yerdeydim.


Sevilen hayaller yaratmak ne kadar da kolaylaşmaya başladı. Ya da kağıt üzerinde romantik olmak. İhtiyacımız olan; aslında ulaşması ya da sürdürmesi zor bir kaç durum, anın içinde popülerlik ve alternatiflik dengesini tutturan bir tercih, bum!

Sanki hepimizin hayali aynı gibi; her şeyi bırakıp, pılı pırtı toplayıp Kaş’a taşınmak (bu arada gerçekten de Türkiye’nin %44'si pılı pırtı toplayıp sahil kasabasına yerleşmek istiyor).

Bu durum — sanırım — hazır yazılmış romantik hikayelerin kahramanı olmaya çalışmak anlamına geliyor. Yani deneyim akımının bir parçası olarak; kendi hikayeni yazmak yerine, yazılmış ve yeterince popüler olmuş bir öyküyü alarak kahraman olmak (hayalin nedir? güney italya’ya yerleşip sakin bir hayat kurmak). Samimi kısmı olsa da bir miktar zorlama, ama hala ilgi çekici.

Bu aralar toprağa yalınayak basmaya ya da ne bileyim, domatesi dalından koparmaya, dizilerdeki romantik ilişkileri yaşamaya rasyonel değerinin ötesinde anlamalar yüklenmesi belki de bu yüzdendir. Herkes içinde bulunduğu durumun dışında kendini gerçekleme arayışı içerisinde gibi.


Daha fazla benzer öyküden haberdar olmak için Deneyim Bülteni’ne kayıt olabilirsiniz

Anil Gokmen

Written by

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade