Konfor alanınızdan çıkış için 4 öneri

Kendinizi yerinizde sayıyormuş gibi hissettiğiniz, ama bu yerinizde sayma halinin sizi rahatsız etmediği oluyor mu ?

Hani şu konfor alanınıza yayıla yayıla yerleştiğiniz ve kimse dokunmasa da bin yıl yaşasam dediğiniz anlardan bahsediyorum.

İtiraf etmeliyim ki bana oluyor. Ara sıra.

Normalde sürekli kendime iş çıkarmamla bilinen bir karakter olsam; gerek iş, gerek özel hayatımı sürekli etme eğilimi göstersem de, inanın bana bile geliyor bu “ben böyle iyiyim, rahatımı bozamayacağım” kafaları.

Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ediyorduk. Nasılsın diye sordu, -artık bu sorulara gündemden bağımsız yanıt verme kararı aldığımız için- iyiyim, dedim. Daha doğrusu iki gün öncesine kadar daha iyiydim, dedim. Doğal olarak ne oldu diye sordu, başladım dökülmeye…

Özetle şu anki iş yoğunluğumu, kendime ve sevdiklerime ayırmak istediğim vakti düşündüğümde zamanımı çok verimli kullandığım için her şey yolunda gidiyordu, dedim. Ta ki geçen gün aldığım bir telefona kadar.

Telefonun diğer ucunda potansiyel bir iş için benimle görüşmek isteyen bir yetkili vardı. Normal şartlarda heyecanlanmam, yeni iş gelme ihtimali karşısında sevinmem gerekir, hele de ülkenin bu halinde. Amma velakin bünyem nedense ters tepki verdi bir anda ve birden umutsuzluğa kapıldım. Bunun tek bir nedeni vardı. O da, bu işi almak ve yönetmek için harcayacağım zamanın, kendime ve sevdiklerime ayıracağım vakitten çalınacak olmasıydı.

Bir yandan zorluklarla mücadele etmek göbek adım diye kasıla kasıla ortalıkta dolaşırken, hangi ara konfor alanıma bu kadar kazık çaktım, anlam veremedim.

Doğal olarak canım sıkıldı.

Bana “nasılsın” diye soran arkadaşım da arada sırada benzer şekilde hissettiğini ama söz konusu iş olduğunda her şeyi sonuna kadar kovaladığını söyledi. Hatta uyardı, bu aralar Jüpiter etkisindeymişiz. Önümüze çıkan fırsatları elimizin tersiyle itersek Jüpiter canımıza okur, dedi. Sustum kaldım.

Tam da bu olayların üstüne David Eagleman’ın “Beyin: Senin Hikayen” isimli kitabında bir bölüme denk geldim. İnsan beyninin bıkıp usanmadan yaptığı şeylerden biri zamanda yolculukmuş. Öyle şaşırmayın sakın, her daim yaptığımız şey. Yani bir karar alma anıyla karşı karşıya olduğumuzda, zihnimizin geleceğin simülasyonunu yapması hali. Tabii bu atılan adımların yalnızca ilki. Kurguladığımız senaryolar arasında karar verebilmemiz için bu olası geleceklerden her birinin sunacağı ödülü değerlendirmemiz gerekiyormuş. İktisattaki en sevdiğim kavramlardan “fırsat maliyeti” gibi düşünebilirsiniz.

Benim durumuma dönersek, işi almak için çalışmaya başlarsam, konfor alanımdan çıkarak stresle baş başa kalmayı göze alacağım demek. Ama başarılı bir iş çıkarırsam maddi ve manevi büyük bir tatminle de karşı karşıya olacağım.

Eğer bu fırsatı değerlendirmezsem ve var olan halimle devam edersem, kendime ve sevdiklerime daha fazla vaktim olacak, büyük bir hevesle başladığım online derslerim aksamadan devam edecek, elimdeki projeler için daha az stresle ve daha verimle çalışacağım. Ama tabii bunun sonunda da daha az gelirim olacak.

Nihai karar, Eagleman’a göre, bu potansiyel geleceklerde ödül olarak tanımlanan unsurların birbiriyle kıyaslanmasıyla ortaya çıkacak. Yani maddi getiri, başarı duygusu, kişiye özel zamanlar arasında her senaryo için beynim bir puanlama yapıyor ve onları kıyaslıyor.

Güzeller güzeli Jüpiter’in etkisi bir yana, ben onun bu olaylarla alakasını bilmeden ve daha David Eagleman’ı okumadan kendime çeki düzen vermeye karar vermiştim neyse ki. Birkaç telefon görüşmesiyle neler yapabileceğimizi araştırmaya başladım. Yani Eagleman haklıydı, beynim benim yerime zamanda yolculuk etmiş ve ödül sistemi üzerinden harekete geçmem konusunda yardımcı olmuştu.

Bu olay hazır çok tazeyken, kendi kendimi motive etmek için yaptığım şeyleri sizlerle de paylaşayım istedim. İşte konfor alanınızdan çıkmanıza katkısı olacağını düşündüğüm 4 öneri:

1- Karınca gibi düşünün

David Eagleman’ın hem Beyin hem de ondan öncekiIncognito kitaplarında “Şimdi’nin Gücü” başlıklı bir bölüm var. Buna göre beynimiz zamanda yolculuk yaparak, farklı senaryoları simüle ederken, hemen ulaşabileceğimiz seçeneklere daha fazla değer atfetme eğiliminde oluyormuş.

Aklıma ilk olarak alışveriş geldi. Bir ürünü mağazada hemen satın alma imkanım varken, birkaç lira daha ucuz olduğunu bile bile online sipariş verip birkaç gün beklemeyi göze almıyorum örneğin. Beklemek benim için daha büyük bir zulüm.

Ama kimi durumlarda şimdinin cazibesinden kendinizi biraz uzaklaştırmanız gerekiyor.

Karınca-Ağustos böceği misali, yarın kış geldiğinde ihtiyacınızın ne ya da kim olacağını bilemeyebilirsiniz. Ya da işler gerçekten çok iyi gidebilir ve var olduğunuz durumdan çok daha iyi bir konumda bulabilirsiniz kendinizi. Sırf şimdiyi değil geleceği düşünerek hareket ettiğiniz için.

Karşınıza çıkan fırsatları tekrar değerlendirin, hatta beyninize zamanda bir kaç tur yolculuk yaptırın.Günü kurtaracağınız opsiyon yerine daha uzun vadeli hareket edin.

Bu arada Şimdi’nin gücünü azaltıp geleceği düşünerek hareket etmenin önemini anlatan Odysseus Anlaşması hikayesine de bir göz atın bence.

2- Başarılarını ve çabalarını takdir ettiğiniz insanlarla vakit geçirin

Bir zorlukla ya da problemle karşı karşıya kaldığımda beni motive eden şeylerden biri de başka insanlardan aldığım ilham.

Çalışmalarını başarılı bulduğunuz, takdir ettiğiniz ya da hayata karşı duruşunu beğendiğini insanları örnek alabilirsiniz. Onları iyi gözlemleyin, konuşun, fikirlerine danışın. Emin olun sizi gaza getirmeyi başaracak bir nokta bulacaksınız.

Örneğin ben genelde babamı arıyorum böyle durumlarda.

3- Stresle barışın

Beni konfor alanımdan çıkmaya engelleyen ana etken fazladan stresle baş başa kalma endişesi. Sanırım birçok kişi için de böyle. Zaten işiniz başınızdan aşkın, üstüne daha fazlasını neden alasınız ki? Daha fazla stres derken, fiziksel ve ruhsal sağlığınızın altüst olacağı bir durumdan bahsetmiyorum tabii.

Kötü haber şu ki, stresi hayatın hiçbir alanında ve döneminde uzak tutmak mümkün değil. Hele de dünyanın şu döneminde. İşteki stresi azaltsanız, aile ya da sosyal ilişkilerinizde bir sorun çıkabiliyor. Bunların hiçbirinde sorun olmadığında yolda yürürken üstünüze sıçrayan çamuru dert eder hale geliyorsunuz. Hepsini bırakın, haberleri okuduğunuzda kalbiniz sıkışıyor.

Ama iyi haberim var, stresi tamamen ortadan kaldıramasanız da onunla barışıp, yoğunluğunu azaltıp, dengeli bir ilişki yürütmek mümkün.

Böyle yazdığıma bakmayın, pek becerebildiğim bir şey değil ama üzerine bir hayli kafa yoruyorum, çabalıyorum. Ben biraz olsun yapabiliyorsam, siz hayli hayli yaparsınız.

Bu konuda babaannemin harika bir önerisi vardı, küçüklüğümden beri uygularım, fena olmuyor. Stres ve heyecan anında gözlerinizi kapatarak, burnunuzdan sakin bir biçimde derin derin nefes alıp ağzınızdan veriyorsunuz. Garip bir rahatlama geliyor, bence bir deneyin.

4- Hayatınızı film şeridi gibi gözünüzün önünden geçirin

Biraz klişe oldu farkındayım ama sizi zorlayan bir durumla karşı karşıya kaldığınızda gerçekten hayatınızı bir film şeridi gibi önünüze getirmeye çalışın. Bunu yaparken hatırlamanız gereken, daha önce kendinizi çaresiz hissettiğiniz ve sonunda çözüme ulaştığınız bir anı.

Bu küçükken anne ya da babanızı bir konuda ikna etmek de olabilir, okul ya da iş yaşamında bir sorunu çözmeniz de. Ya da ne biliyim sevdiğiniz insanla iletişiminizle ilgili bir sıkıntı da olabilir, zor bir hamilelik sonucu sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek de. Önemli olan bir sorunlu bir konuyu çözmüş ya da sonucu olumsuz da olsa bir şekilde atlatmış olmanız.

Ben genelde işe başladığım ilk yıllarda birbiriyle iletişiminde sıkıntı olan küçük bir ekiple zorunlu olarak yürütmek durumunda kaldığım projelerden birini hatırlatıyorum kendime. Hem fiziksel hem de ruhsal açıdan çok zorlandığım ama en sonunda başarıya ulaştığımız bir işti.

Siz de benzer bir şey bulun kendinize. O an düşündüklerinizi, hissettiklerinizi, gösterdiğiniz dirayet, çaba ve sabrın sonunda elde ettiklerinizi gözünüzün önüne getirin.

Bunu adımı babaanne nefes önerisiyle birlikte yaptığınızda daha da işe yaradığını söyleyebilirim.

Özetle, istediğimiz kadar kontrolü elimizde tutmaya çabalayalım ya da kendimize dış dünyadan izole bir konfor alanı yaratalım, bunu tehdit etmek ya da bozmak isteyen unsurlar karşımıza bir şekilde çıkacak. Tehdit dediğime bakmayın, olumsuz anlamda kullanmıyorum bu kavramı, aksine kişisel gelişim için tehditlerin ve zorlukların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çoğu zaman düşündüğümüzden çok daha güçlüyüz. Bu gücün farkına varmak ve kullanmak bizim elimizde.

Fotoğraflar için kaynaklar:

http://www.selectonellc.com/blog/stepping-outside-your-comfort-zone-what-it-can-do-for-you

http://www.flickriver.com/photos/buddybradleysketches/2866201670/

http://www.fotokritik.com/arama/35mm%20film/9