Türkiye PISA’da 10 yıl geriledi…

Dostum OECD Eğitim Direktörü Andreas Schleicher ile 2 gün önce daha sonuçlar açıklanmadan yaptığım görüşmede bana şunu söyledi: Türkiye PISA 2015 Sonuçlarına Göre 2006’da bulunduğu yere geri döndü. 2006'yla karşılaştırıldığında özellikle de okuma becerileri kısmında ciddi bir kayıp yaşadık denebilir. 2012'ye nazaran ise en büyük kayıp Fen alanında.

Andreas’ın bu tespitinin yanısıra OECD yetkilileri Türkiye ve Brezilya’da zorunlu eğitimin 15 yaş sınırına dayanmasından dolayı, örneklem açısından büyük bir artış gözlendiğini, bunun sağlıklı bir 2012–2015 karşılaştırmasına zaman zaman engel olabileceği uyarısını raporda sık sık vurgulamakta.

PISA 2015 sonuçları bizlere küresel eğitim konusunda son derece kapsamlı tomografik, 3-boyutlu bir teşhis imkanı sağlıyor. Ülkeler arasında karşılaştırma imkanı sunuyor. En iyi performans gösteren ülkelerle en düşük performans gösteren ülkelerin neyi nasıl yaparak içinde bulundukları duruma geldikleri hakkında eşsiz analitik veri sunuyor.

Değerlendirme sonuçları ilk etapta 3 alanda yayınlandı: Fen, Okuma, Matematik.

En üst kademedeki öğrencilerin ülkelere göre dağılımı.

72 ülkeden 29 milyon 15 yaş çağ nüfusunu temsilen 540 bin öğrenci değerlendirmeye katıldı. Türkiye’den yaklaşık 187 okuldan, 874 bin çağ nüfusu öğrenci evreninden 5895 öğrenci değerlendirme tabi tutuldu. Katılan öğrenciler 15 yaş 3 ay-16 yaş 2 ay aralığında 9 (%21), 10 (%73) ve 11. (%3) sınıflara devam etmekteydi.

Sonuçlar 5 ayrı raporda ele alınacak. İlk etapta Eğitimde Eşitlik ve Mükemmeliyetçilik ile Başarılı Okullar İçin Politikalar ve Uygulamalar başlıklı her biri yaklaşık 500’er sayfalık bırakın her sayfasını, her satırı hazine değerinde veriyle dolu raporlar yayınlandı. 2017 yılı içerisinde Öğrencilerin Refahı, Finansal Okuryazarlığı ve Takım Çalışmasına Dayalı Problem Çözme başlıkları altında ayrı değerlendirmeler yayınlanacak.

Eşitlik ve Fen performansı arasındaki ilişki.

2015 değerlendirmesi sonuçları öğrencilerin sadece 2 saat boyunca bilgisayar temelli çözdükleri sorularla sınırlı değil. Araştırmada sosyo-ekonomik karşılaştırmalar, okul verileri, ve benzeri birçok bağımsız değişken de mevcut. Örneğin sosyo-ekonomik durum, cinsiyet, okul dışı aktiviteler ve okula devamsızlık ile PISA sonuçları arasında ne gibi ilişkiler var, bunlardan bahsediliyor.

Bu açıdan PISA bir karneden çok eğitim alanında bir kalkınma, gelişmişlik endeksi gibi okunmalı. Zaten 5 yıldır söylediğim gibi bir ‘altın oran’ mevcut PISA skorlarını, ülkelerin inovasyon, rekabet, kalkınma verileriyle yanyana koyarsanız mükemmel bir korelasyondan söz etmek mümkün.

İhtiyacımız olan soğukkanlı, derinlemesine, popüler kültüre malzeme olmadan, skor analizlerini dayalı olmayıp, ciddi öneriler getiren sistematik bir çalışma yürütmek. Sadece skor ve sıraya dayalı popüler safsatalarla kaybedecek zamanımız yok. Ülke puanları ve sıralamaları gösteren tablolar tek başına hiçbir şey ifade etmemektedir.

Halimiz ortada. Herşey net. Dağılıma bakıldığında Fen ve Matematik’te 2006'ya göre değişiklik yok. Okuma becerilerinde ciddi bir düşüş yaşamışız. OECD ortalamasının 493 olduğu Fen alanında 425 puan, 493 olduğu Okuma alanında 428 puan almışız ki 2012 sonuçlarıyla karşılaştırınca 3 yıllık süreçte yıl başına 18 puanlık bir düşüş söz konusu. Şimdi kafamızı iki elimizin arasına alıp çok etraflıca düşünmemizi gerektiren bir tablo var önümüzde. Bizden fazla düşüş gösteren sadece 2 ülke var. Tunus ve Vietnam. Ve ortalamanın 490 olduğu Matematik alanında 420 ortalama puanımız var. Kabul edilebilirliği bir yana, varmak istediğimiz Yeni Türkiye’nin hedefleriyle tamamen zıt sonuçlar bunlar. Çünkü Yeni Türkiye’yi inşa edecek yegane güç eğitimli, dünya ile rekabet edebilen gençliğimiz.

Dahası Fen’de 52. sıradayız ve 2012’de altımızda yer alan Romanya, Bulgaristan, Rum Kesimi, Şili, Uruguay, Arnavutluk, Arjantin, Birleşik Arap Emirlikleri hepsi bizi geçtiler. İlk kez katılan Moldova bizim üstümüzde. 1 nolu raporun 69’uncu sayfasında PISA 2015 Fen sonuçlarına göre eğitimiz sistemimizin muadilleri Arnavutluk, Trinidad Tobago, Moldova ve Kosta Rika. Okumada muadilimiz Karadağ. Matematikte Uruguay. Peki bu ülkeler uzaya uydu fırlatıp, geliştirdikleri insansız hava araçlarına silah monte edebiliyor mu? Bizim kadar güçlü sanayileri var mı? Milli servetleri bizim düzeyimizde mi? Hayır ancak PISA’da bizden iyiler. Bu ikisi arasındaki farkı anlamamız ve aşırı kompleksli tutumdam kaçınmamız gerek.

PISA’da bir diğer önemli kıstas öğrencilerin başarılarına göre 6 kademeli dağılımı. 2012’de en üst düzey başarı gösterenlerin dahil olduğu 5–6. kademelerde öğrencilerimizin %6’ya yakını yer alırken, bu oran 2015’te maalesef %1.6. Okumada bu oran %1’in altına iniyor. Değerlendirmeye katılan 72 ülke arasında neredeyse en düşük oranlardan bahsediyoruz. OECD ortalaması %15.3. Bu oran Singapur’da %39.1, Japonya’da %25.8, En başarısız 1 ve 2 nolu kademelerdeki öğrencilerimizin oranı %44. Fen, Matematik ve Okuma’da en başarısız iki kademedeki öğrencilerimizin oranı %31.2.

Yine OECD tarafından ‘resilient’ olarak tabir edilen sosyo-ekonomik olarak en alt çeyrekte olmasına rağmen, en yüksek başarı elde eden ilk çeyrek dilimde yer alan öğrencilerin oranı %21.8. Eşitlikçi politikalara gönderme yapan bir veri. Nispeten az bir oran. Vietnam’da oran %100’e yakın.

1 nolu raporun 103’üncü sayfasında öğrencilerin Fen alanında 5 anket sorusuna verdikleri cevapların sonuçlarına ait veriler mevcut. Türkiye’den katılan öğrencilerin cevaplarındaki bilgiye dayalı muhakeme ve analitik düşünme becerisi o kadar düşük ki insanı hayretler içerisinde bırakıyor. Buna karşın düşük Fen performansına rağmen öğrencilerimizin 30 yaşına geldiklerinde neredeyse %18’i mühendis olmak istiyor. Bu oran PISA 2015’in zirvedeki ülkeleri Singapur, Estonya, Finlandiya’da belki yarısı kadar. Bu iki özgüven durumu arasında anlamlı bir ilişki kurabilmek inanın kolay değil. Yine Türk öğrencilerin Fen performansı ve Fen ile ilgili aktivitelere katılmaları arasındaki bağ oldukça zayıf. Verilen cevaplara göre PISA 2015 değerlendirmesine katılan 72 ülke arasında Fen ile TV, internet, kulüpler, kitap okuma yoluyla en fazla ilgilenenler Türk öğrenciler. Ciddi bir tezat var. Anlamak çok zor. Nasıl bir ilgi ki en düşük Fen sonuçlarına imza atıyoruz (sayfa 121).

İşte bizim ihtiyacımız olan eldeki verileri korelasyona dayalı ilişkileri anlamlı hale getirebilmek. Bolca niçin ve nasıl sorusu sormak ve cevap aramak. Lakin PISA’nın Türkiye’de algılanması ve PISA’yı tasarlayanlarla iyi performans gösteren ülkelerin anlayışı arasında ciddi farkla bulunduğu kesin. Nitekim onlarla ortak eğitim kavramlarını kullandığımız bir gerçek. Ancak bu onlarla ortak eğitim dilini konuştuğumuz anlamına gelmemeli.

1000 sayfayı bulan iki rapordan söz ediyoruz. Verilerin her birini alt alta yazmaya kalksak ucu bucağı yok. Zaten hazmetmek için biraz zaman gerekecektir. Birini söyleyip diğerini atlamanın da çok fazla manası yok. Zamanla daha fazla detaylar gün yüzüne çıkacaktır. Çünkü her iki rapordaki tüm veriler birbiriyle yakından ilintili. Hepsini beraber okumalı. Verilerin korelasyonundan ziyade anlamlandırılması aşamasına yoğunluk verilmeli.

Özetle 2015 PISA Sonuçları şunu gösteriyor eğitim sistemimiz, hem kendi potansiyelinin, fiziki kapasitesinin, ayrılan kaynakların, hem de genç, dinamik, yüzü geleceğe bakan nüfusumuzun potansiyelinin gerisinde. Bu zaman, kaynak, insan israfıdır. Bu israfın önüne geçmek şart.

Türkiyemiz için 2015 sonuçları gelişme, kalkınma, rekabet, üretim, inovasyon, girişimcilik, gelecek vizyonu adına bir kara deliğe işaret ediyor. Eğitim sistemimiz artık fiziki şartlar ve personel öncelikli politikaları aşmalı. Bürokrasi odaklı bir personel rejimine dönüşen ‘eğitim sistemi’ yaklaşımı yerine, ‘okul-öğrenci-öğretmen’ odaklı öğrenme paradigmasına geçişi başarılmalı.

2012 Sonuçları ayrıca eğitim teknolojileri kullanımının her manada ülkemizde zirve yaptığı döneme rastlıyor. Teknoloji kullanımı-PISa başarısı arasındaki ilişki ayrıca irdelenmeli.

Fırsat eşitliği tanımımızı gözden geçirmeliyiz. Eğitimde stratejik planlama, liderlik, yönetim, yönetişim yaklaşımlarımızın revizeye ihtiyacı var. Yarın değil bugün gereken bir gözden geçirmeden bahsediyorum. Eğitim fakülteleri silbaştan ele alınmalı. Onları değiştirmeye uğraşacağımız zaman ve kaynağı onları yeniden kurmaya harcamalıyız.

Eğitimimiz geriliyor. Eğitim sektörünün ekosisteminin tümünde bir özeleştiriye ihtiyacımız var.

Sayın Cumhurbaşkanımızın daha 1–2 gün önce sanki PISA sonuçlarını önceden görür gibi son derece önemli tespitler yaptı. Binalarımız, fiziki kapasitemiz, öğretmen istihdamımız tamam ama eğitim sistemimizde son derece objektif PISA kriterleri ışığında bir verimsizlik söz konusu. Kaynaklarımız, yatırımlarımız sonuç vermiyor.

Acilen bir PISA Komisyonu kurulmalı, ve 2015 sonuçlarına ilave MEB’in diğer verileriyle, gerekirse ÖSYM verileri devreye sokularak, TÜİK ve ilgili bakanlıklardan veri desteği alınarak, karşılaştırmalı, kısaca veri-temelli bir politika analiz ve pratik sürecine başlanmalıdır. Eğitimde artık bizi sonuca götürecek, eğitim ekosisteminin her alanında fiziki kapasitenin yanında kaliteyi, ve böylelikle kalkınma, verimlilik, inovasyon, girişimcilik konusunda kendimize has milli ve yerli çözümleri gündeme taşıyacak, tartışmaya açacak platformlara ihtiyacımız var. PISA 2015 sonuçları bu platformun temellerini atmak konusunda bize yardım etmelidir.