Çin’de ilk gecem..
Yaklaşık iki yıl önce yazdığım fakat henüz kendimi yayınlamak için hazır hissettiğim bir anımdır..
Tarih 5 Ağustos 2016
Çin’deki ilk gecem..
Yatak yaysız ve sadece tahta. .
Sonradan öğreneceğim üzere sağlıksal sebeplerle Çinlilerin tercihi bu yöndeymiş. Tabi o zaman aklımda tek düşünce, ne gerek var?
Uyuyamıyorum haliyle, 10 000 kilometre ötede ailem ve yaşadıkları. Konuşacak kimsem yok. Gözlerimi kapıyorum, ama kaç saattir şu alışamadığım koku hala burnumu sızlatıyor. Sahi hani nerdesin koku yorgunluğum.
Saat gece 3 oldu, uyumalıyım.. Yarın yapılacak ne kadar da çok iş var. Vize dairesi, karakol, sağlık testleri… Aaa sahi ya, ben Çince bilmem İngilizcem “Hav ar yu, ne var yu” seviyesinde. Ne yapacağım avaba yarın. İyice uykum kaçtı bak.
Düşünüyorum derince beni buralara getiren yolu. Büyük bir boşlukla karşılaşıyorum hafızamın o bölgesinde. Sahi ya neden geldim ben Çin’e. Nasıl bu kadar ani gelişti her şey.Ani kararlar veririz hayatta buna tamam, ani kararla bir telefon alabilirsin belki ya da ya da aniden canın sıkılır ve çıkar sinemaya gidersin buna da can-ı gönülden tamam. Ama 2 haftalık bir düşünce evresi sonucu Çin’e gelinir miydi acaba?
Farkındayım tabi canım, biraz geç kaldım bunları düşünmek için. Peki neden pişmanlık hissi sardı tepeden aşağı tüm vücudumu. Neden kendimi sıkıyorum acaba ya. Çaresizlik bu muymuş acaba, eğer bu his oysa ilk defa çaresizim galiba bu hayatta. Konuşacağım, yardım isteyeceğim, sızlanacağım kimsem yok. Ahh Ahh neden başvurdun ki sen Çin’den bir üniversiteye, Türkiye’de ne güzel de bir üniversite kazanmış oysa. Geç kaldın be dostum, geç kaldın bunlar için düşünmeye.
Ah tabi ya, anladım neden uyuyamadığımı. Eee tabi haliyle Türkiye’de saat daha akşam 10. Vücut alışık değil. Demek o kadar da anne kuzusu değilmişim: Peh…
Ee o zaman bu gözümden düşenler ne ya sahi. Vay be ağlıyorum galiba, hem de daha ilk geceden. Yapmayın be gözlerim, en az bir yıl daha buralardasınız nasılsa. İlk günden böyle yapacaksanız işimiz var sizinle.
Gece 5’e doğru ilerliyordu en son hatırladığım. Galiba sonunda bedenim yatmaktan yorulmuş olacak ki saldı beni uykunun derin kollarına…
Kuş sesleri geliyor. Garip bir şekilde çok da berrak bir koku var. Mutlu uyanıyorum. Anneme sesleneceğim.Kahvaltı yapacağız birlikte.Her zamanki gibi, sıradan çok sıradan bir kahvaltı yapacağız. Senelerce yaptığımız gibi hani. O çayı demleyecek ben bardakları koyacağım. Sıradan sıkıcı bir kahvaltı işte. Pencereye kayıyor gözüm. Bir anda penceren sesler duyuyorum “Çan Çin Çon”, dünyam yıkılıyor bir anda. Sahi ya artık Türkiye’de değilim ben. Artık o kahvaltıdan da, ailemden de fersah fersah uzağım ben artık. İşte o zaman ağlıyorum, gerçekten ağlıyorum hıçkıra hıçkıra. Annemleri arayayım diyorum belki rahatlarım,tabi ya saat gece 3 orada. Acaba onlar da uyumamış mıdır diyorum benim gibi. Neyse canım bu saatte arayıp telaşlandırmaya ne gerek var diyorum. Kendi kendime ağlıyorum rahatlayana dek.
Rahatlayamıyorum, neden acaba?
Galiba alışmak lazım bazı şeylere diyorum, kalkıyorum yataktan. İlk kahvaltımı yapmam lazım şimdi de. Aa sahi ya nerde yapabilirim acaba kahvaltı. Dün gezdiğim hiçbir markette ekmek de yoktu, peynir de ,zeytin de… Bu Çinliler de hiç ağzının tadını bilmiyor doğrusu. Bu kokudan sonraki ikinci izlenimim oluyor onlara karşı.
Çıkıyorum dışarı, ilk gerçek günüm başlıyor Çin’de. Merhaba yeni hayatım, merhaba yeni sayfam…
